Tarihe direnen kadınların hikayesi: Kürt kadınları-Amazonlar

Tarihe direnen kadınların hikayesi: Kürt kadınları-Amazonlar

Cansu PİŞKİN
İstanbul

Hazal Peker, 14 yıllık meslek hayatı boyunca Doğu, Batı, Kuzey ve Güney Kürdistan’da kalma imkanı bulmuş, onlarca haber izlemiş, onlarca hayata tanıklık etmiş bir gazeteci. Araştırmacı gazeteci Peker, egemenlerin yazdığı tarihte kadınlara yer olmadığını kabul ettiği andan itibaren Kürdistan’daki kadınların hikayelerini derlemeye başlıyor ve ortaya Kürt Kadınları-Amazonlar- kitabı çıkıyor. Peker’in derlemelerinden oluşan kitap, egemenlerin yazdığı tarihte kendine yer bulamamış sisteme, egemene, cehalete ve dayatmalara karşı savaşan amazon Kürt kadınlarının hayatlarından kesitler sunuyor. Gerisini Peker’in ağzından dinleyelim...

‘ŞAHİT OLDUKLARIM BİR HABERİN ANLATAMAYACAĞI NİTELİKTEYDİ’

Kürt kadınlarını yazmaya karar vermenizde coğrafyadaki deneyimlerinizin etkisinden söz edilebilir mi?
Evet, Kürdistan’ı adımlarken bu kadim halkın yaşadığı trajedilere tanıklık ettim. Kimi zaman gazeteci kimliğimle üçüncü göz olma konumumu koruyarak, kimi zaman ise Kürt kimliğimle büyük acılar karşısında ağıtlara ortak olarak. Bu coğrafyada öyle şeyler gördüm, öyle yaşanmışlıklar dinledim ki, bunlar bir haberin anlatmaya gücü yetmeyeceği, bir kameranın çekemeyeceği nitelikteydi. Kürdistan’da gazetecilik yapmak, birçok trajik olay ve yaşam öyküsüne tanıklık etmenin yanı sıra kahramanlık öykülerinin de her anını görmenizi sağlıyor.

Güneyde Leyla isimli direnişçi ile bir araya geldiğimde, ismini aldığı Leyla Qasım gibi olma hayalini anlattı bana. Kuzey tarafta 22 yaşındaki Zarife’nin öyküsünü dinlerken “Amacım Dersimli Zerîfe’ye layık olmak” dedi. Doğuda uzun boylu güzeller güzeli 16 yaşındaki Nexed’e isminin anlamını sorduğumda “Kiçî Nexed’i tanımıyor musun, hiç duymadın mı bu değerli kahramanımızı?” cevabı karşısında afallattı beni… Haberciliğim sırasında bende ilk oluşan istek tanıştığım kahramanların yaşam öykülerini yazmak olmuştu. Kendilerini halkının maruz kaldığı korkunç zulümlere siper etmek için adamış, topraklarının özgürlüğü için silahlanmış bu gençlerin tanınması gerektiğini düşündüm. Kitap çalışmasına başlama kararım da bu zaman zarfında oluştu.

Neden ilk kitabınızda “Kürt Kadını”nı yazdınız?
Ortadoğu’da hem Kürt hem de kadın olmak zor iken, Kürt Kadını olarak yaşamanın ne demek olduğunu hissetmek cidden empati olgusunun gücünün yetemeyeceği bir anlam olayı bence. Gerçekten Kürt Kadını olmadan, bunu anlayıp hissedebilmek iyi niyetli çabalardan ileriye gitmesi pek de kolay olmayan çetrefilli bir yol. Bu nedenle Kürt kadınlarının kahramanlıklarına tanıklık eden bir gazeteci olarak, özgün yanıyla onları yazmaya başlamak istedim. Böylece daha gerilerden başlayarak yeni bir bellek inşasında Kürt kadınlarının yaşam öykülerini araştırmaya başladım. Bu çalışma, Kürt kadınlarının tarihten bu güne her alanda kendi halkı içerisindeki öncü konumunun belgelenmesi açısından önemli olacaktı. Üstelik bunu Kürt kadınlarının kendi yaşamları ile somut olarak görmek, görünür kılmak.

‘KADIN KİTAPLIĞINA ÖNEMLİ BİR KAYNAK OLACAK’

“Egemenlerin yazdığı tarihte kadına yer verilmediğini” söylüyorsunuz. Bu kitap kadın kitaplığına da önemli bir kaynak olma çabası diyebilir miyiz?
Tarihte bilgi ‘güç’ demekti. Bu güce ulaşmakta aristokratlar, soylular vs gibi hiyerarşik toplum sıralamasında ‘seçilmiş’ olarak tanımlananların ulaşabileceği bir olaydı. Kralların, padişahların, dini liderlerin yanından ayırmadığı tarih yazıcıları da hiç şüphesiz kalemlerini iktidarın lehine kullanacaktı. Eril zihniyete, egemene hizmet etmemiş, esirleştirilmemiş kadına hiç yer verilmeyecekti. Burada kastettiğim erillik-erkeklik, iktidar düşüncesinin sistemleştirilmiş şeklidir. Kadınlar, insanlığın, medeniyetin, toplumun gelişimi sırasında sadece nesne konumunda, edilgen yaşayan varlıklar olarak görüldü. Tarihe de böyle yansıtıldı. Bu cins kimliği içerisinde yeteneklerini geliştirmek, göstermek ya da bilgiye ulaşma imkanı tanınmayanlar çoğunluğu oluşturuyordu. Tarihler boyunca, kadınların toplumsal cinsiyet rol dağılımı kuşatmasında, sosyal, siyasal, ekonomik, sanat ve edebiyat alanında var olma mücadeleleri oldukça zordu. Eril sisteme benzeşmeden kadın kimliği ile var olmak egemenlerin yazdığı tarihte yer almamak demekti. Bu bakış açısını değiştirmek kadın kitaplığında kaynakları arttırmak için bir düşünce yoğunlaşmasına götürüyor insanı. Benim hazırladığım ve yazılarımdan oluşan bu derleme, kadın kitaplığına önemli bir kaynak olma çabasının başlangıcı olarak görülebilir.  

4’E BÖLÜNMÜŞLÜK SADECE TOPRAKLARIMIZA DEĞİL

Kitapta birbirinden farklı dönemlerde yaşamış Kürdistan’ın 4 yanındaki 17 kadının hikâyesine yer vermişsiniz. Bu kadınları aynı kitapta buluşturan ne oldu?
Ben ülkesi 4 parçaya bölünmüş, asimilasyonun her çeşidinin uygulandığı bir halkın kadınıyım. Kürdistanlıyım. 4’e bölünmüşlük sadece topraklarımıza değil, her birimizin karakteri üzerinde de ciddi tahribatlara neden oldu. Ruhta, duyguda, düşüncede de 4’e bölünmemiz için hem psikolojik, hem de fiziksel baskılara maruz kalındı ve kalınmaya da devam ediliyor. Kürt sanatçı ve yazarların en çok üzerinde durması gereken konulardan birinin bu olması gerekiyor. Halkımızı duyguda, düşüncede bir arada tutmak. Bu tutum asimilasyona karşı en önemli duruş olacaktır. Tarihteki kadınları araştırırken bu sorumlulukla yaklaşmaya özen gösterdim. Yaptığım okumalar, yaşadığım, tanıklık ettiğim ve dinlediğim hikayeler bu çalışmaya başladığımda 4 parçayı bir bütün olarak incelemem gerektiğini gösterdi. Halk her zaman harika bir yol göstericiydi. Böylece her parçadan kadınları araştırdım. Her bir kitapta geçmiş ve geleceği bir arada toplamak istedim. Çünkü sadece dünü okumak ve bilmek, yani bugünle bağını daha sonradan kuramamak, olay ve olguları dönemi içerisinde ele almak, çoğu insanın içine düştüğü en büyük yanılgıdır. Bu şekilde önünü, geleceği daha iyi görebilmek ve buna göre anlamlıca yaşamak…  

‘KENDİ HİKAYEMLE REWŞEN’İN HİKAYESİNİ BİRLEŞTİRDİM’

Oldukça etkileyici, yol gösterici bu 17 Kürt kadının mücadelesini yazarken, araştırırken en çok etkilendiğiniz hangisiydi?
Kürt tarihinde sosyal, siyasal, ekonomi, kültür ve sanat alanında öne çıkan kadınların yaşam öykülerini anlatan bir çalışma oldu bu. Kimisi buna Kürt sanatını unutturmayarak öncülük yaparken, kimisi de yüzlerce yıl önce 500 kişilik kadınlardan oluşan Amazon ordusunu bir araya getirip ilk kadın komutan unvanını alarak öncülük etti. İnanın birçoğunu araştırma sırasında sözlü anlatımları dinlerken, büyük bir kısmını da yazarken gözyaşlarımı tutamadım. Ağlayarak yazmaya devam ettim. Onlarmışım gibi hissettim. Bu çok güçlü bir duyguydu. Tek bir bedende buluşmak. Başlarına  gelen olayları onlarla  beraber yaşadım. Bu nedenle ayrım yapmak değil de sadece biriyle ilgili bir anekdot düşebilirim. O da Rewşen Bedirxan ile ilgili bölüm. Çünkü bende Bedirxan ailesinin üyelerinden biriyim. O’nda empati kurmamı gerektirecek bir durum olmadan bir bütünleşme hali oldu. O hikaye benim hikayemdi de aynı zamanda. Bir sürgün hikayesi. Moda üzerine eğitim alırken okulu yarıda bırakıp gazeteciliğe başlamam, yazımsal alanda yaşamımı şekillendirmemde Bedirxanilerin belki de bir kültür haline getirdiği yazma geleneğinin etkisi çok büyüktü. ‘Zılgıtına ve Halayına Yabancılaştırılmaya İnat Bir Yaşam: Rewşen Bedirxan’ başlıklı bölüm kendi hikayemle Rewşen’in yaşam hikayesini birleştirdiğim öyküydü.

FOTOĞRAFINI BULAMAYINCA RESİMLERİNİ ÇİZDİ

M.S 1750- 1794’ten başlayıp yakın tarihe uzanan bir kronolojik sıra izlenmiş kitapta. Böylesine uzun zamana yayılmış Kürt kadın mücadelesini anlatan bu kitabın hazırlık aşamasında kaynak bulmakta zorlandınız mı?
Şüphesiz esaret altındaki bir halka ilişkin, hele de bu halkın iki kez ezilen kadınına dönük araştırma yapmak oldukça zor. Böyle bir ortamda Kürdistan tarihinde ki öncü kadınların yaşam öykülerini araştırırken, birçok bilgiye hiç ulaşılamazken, bazı konularda da birbirinden farklı bilgilerle karşılaştım. Doğum tarihine ulaşılamayan kadınlar, anne adlarına ulaşamadıklarımız ve hayatlarına ilişkin diğer eksik bilgi olan kadınlar, hiç yaşanmamış sayılamazdı. Bu nedenle ulaşılabilen bilgilerin yazılmasını uygun buldum. Buradan baktığımızda, bu tür eksiklikler olağan karşılanıyor. Fotoğraflarına ulaşamadığım bazı Kürt kadın öncülerin yaşamlarını kaleme aldıktan sonra, onlara yüzler çizmeye çalıştım. Bir ressam olmasam da yok sayılan bu kadınları tasvir etme çabamın anlayışla karşılanacağını düşünüyorum. Ayrıca Mehmet Bayrak gibi birçok araştırmacının kitabından da faydalandım.

‘KADINLAR BUGÜN DE AMAZONCA YAŞAMAYA DEVAM EDİYOR’

Kitabın kapağında dikkat çeken bir alt başlık mevcut: “-amazonlar-”... Bu isabetli alt başlığı tercih etmenizdeki etkeni tahmin etmek güç değil fakat ilk ağızdan duymak isteriz...
Dünya kadın tarihine ilişkin yaptığım kısmi okumalar/incelemeler, Ortadoğu özelinde Kürt kadın tarihi araştırmalarımda yok olmaya karşı var olma mücadelesi vermiş sayısız kadınla tanıştırdı beni. Kadınların yaşam alanlarında var olma mücadelesi ülkeden ülkeye, bölgeden bölgeye, kadından kadına göre değişiklik gösteriyordu. Kuşkusuz diğer halklarda olduğu gibi, Kürt kadınları da ataerkil toplumda, yaşamın her alanında aktif yer alabilmek için mücadele etti. Öz savunma konusunda da tarihten bugüne her zaman erkeklerle birlikte yer aldı. Ortadoğu' daki en büyük Kürt Hanedalığı olan Zend Hanedanlığı (M.S. 1750-1794) Pers Krallığının tacını ele geçirmek amacıyla düzenlediği askeri seferlerde çok sayıda kadın savaşçı görevlendirmişti. Kadınlar bugün de savunma, ekonomi, sanat aklımıza gelecek her alanda Amazonca yaşamaya devam ediyorlar. Tıpkı Anadolu’ da ki ‘Bacılık’ kültürü ve dünyanın her yerindeki kadın direnişçiler gibi… Kendi kimliğiyle rengiyle diğer dünya kültürleri içerisinde yer almak isteyen bir Kürt kadını olarak, Amazonlar ismini seçtim.

Kürt Kadını –amazonlar- derlemelerden oluşan ilk kitabınız. Bu çalışmanın devamı gelir mi?
Yaptığım araştırmalar sonucu ulaştığım ve tanıştığım sayısız kadın var. Bu kez yazı dizisi dışında, doğrudan bir kitap çalışması yapmayı istiyorum. Sanırım bir süre sonra ikinci çalışmam da konuya ilgi duyan okuyucu ile buluşacak. Yakın tarihte yaşanmış kadın mücadelesini yeni hazırlamaya başladığım kitapta da ele alacağım. Okuyucuları çok etkilenerek tanıştığım bu kadınlarla buluşturmak için çok heyecanlıyım...

‘JINHA CİNSİYETSİZ BİR DİLLE HABER YAZIYOR’

İlk kadın haber ajansı JINHA’nın kurucularından birisiniz. Kendi hayatınızdan bir parça olan bu mücadelenizi ve gazetecilik yapan kadın meslektaşlarınıza mevcut medyanın erkinden uzak nefes alabilecekleri bir alan yaratmanızı kitaplaştırmayı düşünüyor musunuz?
JINHA, kadın gazeteciliği açısından çok büyük öneme sahip bir projeydi. Bu tasarıyı hayata geçirmek de başlatma süreci de kolay olmadı. Kadın gazeteciliği; cinsiyetsiz bir dille yeni haber yazımı biçimine ulaşma denemeleri, kamera ve fotoğraf tekniğinde hiyerarşiyi hissettirmeden insanda eşitlik duygusunu oluşturma araştırmaları ve açığa çıkan sonuçları, paylaşmaya değer bir konu. Fakat şu anda bu konuyu kitaplaştırmak gibi bir planım yok. Olursa da JINHA’yı birlikte açtığımız Gazeteci Hangül Özbey ile ortak bir çalışma sonucunda yapılması anlamlı olur. Ancak şu anda tamamlamayı düşündüğüm Kürt kadınlarının biyografilerinden oluşan kitap çalışmam ve bitirmem gereken belgesel film çalışmalarım bulunuyor.

 

www.evrensel.net