Kanton kanton özgürlük

Kanton kanton özgürlük

Türkiye’nin vereceği karar, Türkiye’yi 'muasır medeniyetler seviyesine' çıkarabileceği gibi Ortadoğu’da tüm yakıcılığıyla devam eden savaşın içerde yanan bir parçası haline de getirecek potansiyele sahip.

Mela EHMED

19 Temmuz 2012’de Kobani’de başlayıp Rojava’nın diğer şehirlerine yayılan Rojava devriminin yıl dönümünü kutluyoruz. Suriye’deki savaşın başında savaş bizlere uzak göründüğü gibi aslında Rojava devrimi de başlarda Türkiye insanının dikkatini pek çekmemişti. Devlet katında ise Rojava’da bir devrim değil PKK’nin Suriye topraklarında alan kazanması vardı. Kürtlerin olduğu her yerde olduğu gibi orada da en ufak bir özgürlüğe tahammül edilmesi beklenemezdi. Her ne kadar Kuzey Kürdistan’da olduğu gibi tankıyla, topuyla, savaş uçaklarıyla, askerleriyle doğrudan müdahale edemese de kendince bu özgürlüğü boğmak için elinde birçok enstrümanı vardı.
Cizir, Kobani ve Afrin’de ilan edilen kantonların aralarında coğrafi bağlantı olmadığı gibi Kuzey tarafları tamamen Türk ordusunun yoğun bir ambargosu ve gözetimi altındaydı. Gündelik ihtiyaçlarını karşılamak için Türkiye tarafına geçmeye çalışan onlarca sivil kadın, erkek ve çocuk Türk ordu mensuplarınca öldürüldü, öldürülüyor. Bu kantonlardan Afrin ve Kobani’nin Batısı, Güneyi ve Doğusu cihatçılarla çevriliyken Cizir Kantonu ise Güneyden ve Batıdan cihatçılar, Doğudan ise Güney Kürdistan bölge hükümetinin ablukası ve ambargosu altındaydı.
BAAS Rejiminin 50’li yıllardan itibaren uyguladığı Arap kemeri politikasıyla Kantonlar arasında kalan bölgeler ağırlıklı olarak Araplaştırılmış, Suriye iç savaşıyla birlikte de bu arada kalan bölgeler önce ÖSO ve Nusra-Ahrar gibi örgütlerin denetimine geçmiş, IŞİD’in bu grupları oralarda tasfiye etmesiyle birlikte tamamen IŞİD denetimine geçmişti.
İçeride ise özellikle de Türkiye’nin de baskılarıyla KDP eliyle Rojava devrimi değersizleştirmeye çalışılıyor ve Rojava’daki halk hareketi Türkiye denetimindeki ÖSO’ya eklemlenmeye çalışılıyordu. Rojava’daki her kazanım KDP tarafından “BAAS’ın PYD’ye sunduğu” geçici bir kazanım olarak lanse ediliyordu. Hatırlanacağı üzere Cizir kantonunun tek nefes borusu olan Simelka sınır kapısı sık sık kapatılıyor ve Rojava halkının ÖSO çizgisine gelmesi için bir baskı aracı olarak kullanılıyordu. Rojava kantonları “birkaç belediye ilan etmek” denilerek küçümseniyordu. YPG’nin hem Cizir kantonunun güvenliğini sağlamak hem Simelka sınır kapısının bir şantaj aracı olarak kullanılmasını engellemek  hem de Irak üzerinden ticaret yapılabilmesi için Cizir kantonunun Irak’a açılan resmi sınır kapısı olan Ya’rubiye (Til Koçer) sınır kapısının cihatçılardan alması bile KDP tarafından “BAAS’ın PYD’ye sınır kapısını teslim etmesi” olarak nitelenediriliyordu.
Uluslararası arenada ise o dönem Cenevre 2 konferansı yapılıyor ve sahada hem askeri hem de siyasi temsiliyet gücü olan Rojava Kanton idareleri temsilcileri çağrılmayarak uluslararası siyasi bir ambaro uygulanıyordu.
IŞİD’in Musul’u ve Musul’daki ağır silahları almasıyla birlikte hem Irak’ta hem de Suriye’de ilerlemesi ise her şeyi değiştirdi. IŞİD’in muazzam savaş motivasyonu karşısında direnemeyen ordulara ve örgütlere karşılık YPG’nin insanüstü gayreti ve başarısı Batının bölgesel çıkarlarını tehdit eden IŞİD’e karşı YPG’yi de tek umut haline getirdi. Kobani direnişiyle başlayan bu süreç Cizir Kantonunun hemen hemen tamamen IŞİD’ten temizlenmesi ve Cizir’le Kobani’yi ayıran Girespi’nin özgürleştirmesiyle yeni bir merhaleye girmiş oldu.
Yıllarca Türkiye’yi “terörle mücadelesinde” yalnız bırakmayan, her türlü siyasi, askeri, ekonomik desteğini esirgemeyen Batının, Türkiye’nin sınır ötesi “terörle mücadelesine” kulaklarını kapatmasını Batının Kürtlerin haklı mücadelesi hakkında bir anda aydınlanmasına bağlayamayacağımıza göre geriye bir tek Batının bölgesel çıkarlarına bağlayabiliriz.
IŞİD gibi önüne gelen orduları tarumar eden bir örgüt karşısında direnmekle kalmayıp IŞİD’i gerileten tek gücün YPG olması Batının Kürt politikasını da köklü biçimde değiştirdi. Kürtler bu noktada “ilkeli uzlaşma” çerçevesinde Batı ile bir ilişki geliştirdiler.
Batının bölgesel çıkarları için IŞİD’in önce durdurulup sonra geriletilmesi ve sonunda da minimize edebilmesi için YPG’ye ihtiyacı varken YPG’nin de IŞİD’in bariz silah üstünlüğüne karşı topraklarını savunmak için hava desteğine ihtiyacı vardı. Şu an yaşadığımız YPG –Koalisyon arasındaki koordinasyon ve işbirliği de bu zorunluluktan kaynaklandı.
Kobani ve Cizir kantonlarının birleştirilip Güney Kürdistan sınırından Fırat Nehri’nin Batı yakasına kadar bir bütün hat oluşturulması her ne kadar başta Türkiye ve cihatçı örgütleri rahatsız etse de dünyanın karşı karşıya olduğu ve Libya’dan Afganistan’a kadar gittikçe büyüyen ve gelişen IŞİD tehdidi YPG – Koalisyon işbirliğini ve koordinasyonunu zorunlu kılıyor.
Rojava kanton idarelerinin oluşturduğu demokratik- seküler yönetim, Ortadoğu gibi kanlı kimlik savaşlarının yaşandığı bir coğrafya için savaş koşullarına rağmen hem ümit vadediyor hem de Ortadoğu için yaşanılası bir örnek sunuyor.
Özelde Suriye ve Irak’ı genelde ise Ortadoğu’yu yakından takip edenlerin tahmin edebileceği üzere Ortadoğu’daki savaş daha uzun yıllar boyunca hem aktörler arasında daha çekişmeli hem de daha kanlı bir geleceğe gebe. Rojava’da Cizir ve Kobani kantonları birleştirildiği için bu iki kantonda bundan sonrasında sosyal, ekonomik ve siyasal hayat geliştirilmeye çalışılacak ve olası terörist sızmalara karşı da hem içeride hem de sınır bölgelerinde güvenlik önlemleri arttırılacaktır. Ancak mevcut konjonktür devam ettiği sürece bu iki kantonun artık daha güvende olduğunu söyleyebiliriz.
YPG Kobani ve Afrin arasındaki bölgeyi de bölge halklarıyla birlikte özgürleştirerek demokratik, seküler Rojava yönetimine katmak istemekte. Ancak Türkiye’nin Kürt fobisi sınıra asker yığmasıyla kendini tekrar ifade etti. Türkiye’nin –şimdilik kesintiye uğramış olsa da- PKK ile yürüttüğü müzakereler artık ve daha fazla Batıyı da içine katacak şekilde yeni bir aşamaya girdi.
Türkiye’deki yeni hükümet kurma çalışmaları, Batı ile yürütttüğü IŞİD’le mücadele görüşmeleri, Suriye politikası ve hatta Türkiye’nin demokratikleşme süreci Türkiye’nin vereceği Kürt politikası kararını bekliyor. Türkiye’nin vereceği karar, Türkiye’yi “muasır medeniyetler seviyesine” çıkarabileceği gibi Ortadoğu’da tüm yakıcılığıyla devam eden savaşın içerde yanan bir parçası haline de getirecek potansiyele sahip.

www.evrensel.net