Gönülsüz bir yolda olma durumu

Gönülsüz bir yolda olma durumu

İclal Ayşe KÜÇÜKKIRCA*

Fadime Orhan (48), Zeynep Uysal (32), Ümmühan Uysal (30), Dürdane Kaya (40), Burak Kaya (15), Zekiye Çetin (54), Nesrin Aydın (27), Seydi Aydın (53), Zeynep Çetin (35) , Kezban Uysal (67), Ümmü Demirkol (38), Ayşe Yaşar (40) , Yıldız Öztürk (41), Azize Kars (52) ve Ayşe Aydın (47) (1)

Türkiye’de mevsimlik tarım işçileri basında genelde trafik cinayetleri nedeniyle yer almakta. Ulaşım, bu yoğun emek sömürüsüne dayalı işkolunun çözülmesi en kolay sorunlarından biri olmasına rağmen her  yıl çoğunluğu kadın yüzlerce işçi tarla yollarında yaşamlarını kaybetmekteler. Mevsimlik tarım işçiliğinin başta bir tür emek sömürüsü olduğu, mülksüzleştirme siyasetinin parçası olduğu, tarımsal boyutu, mevsimlik olması, taşıdığı toplumsal cinsiyete dair çelişkiler, etnik boyutu ve “ev”sizleştirme siyasetinin bir parçaşı olduğu tartışılageldi. Hepsi de değerli tartışmalardı, zaman zaman birbirleriyle kesiştiler, çatıştılar ve yeni tartışmalar açtılar. Bu yazıda mevsimlik tarım işçiliği koşulları üzerine genel bir yazı yazmaktansa, mevsimlik tarım işçiliğinin gönülsüz bir “yolda olma durumu” olduğu üzerine tartışmak istiyorum.
Bazen bıraktığımız evlerimize hiç dönemeyeceğimizi biliriz, bu zamanlarda geldiğimiz yerde evsiz kalmakla, yeni bir ev bulmak arasındaki dönem aslında öznel koşullarımız ve nesnel koşulların uzlaşısı üzerinden bir yanıt bulur. Zaman zaman yaşamın geri kalanında evsiz kalırız bazense geldiğimiz yer evimiz olmaya başlar. Türkiye ve Kürdistan’da çalışan işçilerle beraber artık Suriye’den, gelen birçok göçmen de benzer sorularla yaşamaktalar: “Geldiğim yer evim olacak mı?” ya da “Evime geri dönebilecek miyim?” ya da “Evime ne zaman döneceğim?”

Bir evimizin olması evde hissetmekle adil yapısal düzenlemeler arasında bir uzlaşı belki de, yani adil bir ev, öznel duygularla, nesnel koşullar arasındaki uzlaşı olarak okunabilir. Mevsimlik tarım işçisi olmak da bir evini kaybetme, yolda olma durumu, gönüllü olmayan, güvensiz hissettiren, emek sömürüsüne yol açan bir yolda olmak. Bu yolda olma durumuna belki de evde olmak üzerinden yaklaşabiliriz. Ev, insanların kendilerini sağaltabileceği, yaralarını birbirlerine açabilecekleri, barınak işlevi gören özel bir alan olarak düşünülebileceği gibi, bu barınağın birçok şiddet ilişkisinin üstünü örttüğünü de iddia edebiliriz. Bazı yaklaşımlara göre ev donmuş hafızaların toplandığı bir mekan olmaktan ziyade zamana içkin bir mekan(2), nostaljiden çok bir hatırlama mekanıdır(3). Özel alanın ötesinde ise ev mekanını yurt olarak düşünmek mümkün, bir cemaat veyahut da içinde yaşadığımız gezegen. Yani evin mekansal sınırları bir binanın duvarlarının ötesine geçmekte. Hatta, evin öznelerarası bir mekan olarak mekansal pratikler aracılığıyla kurulduğu düşünüldüğünde, tüm insan kültürü bir ev kurma kurgusu olarak düşünülebilir. Evsizlik(4) ise yapısal adaletsizlikler aracılığıyla oluşan bir yersizlik durumundan haklardan mahrum olma(5) durumuna kadar geniş bir yelpazede düşünülebilir. Evsizleştirilen insanlar yola düşerler tıpkı mevsimlik işçiler gibi…Yola koyulmazlar, yollara ve yollarda düşerler.

Büyük çoğunluğu kadın olan mevsimlik tarım işçileri, özellikle de Kürdistan’dan yola çıkanlar yaklaşık 40 saat süren bir tren, minibüs veya kamyon yolculuğu ile evlerini taşımaktalar. Bu yolculukla birlikte 2 ay ila 11 ay arasında değişen bir göç başlamakta.Yılın bahar ve yaz aylarında başlayan bu yolculukla birlikte onları trafik kazası haberlerindeki “kurbanlar” olarak görmeye başlarız. İlk  duraklarına geldiklerinde çadır evlerini köylerin kenarlarına kurarlar. Kenarlarda yaşarlar çünkü işçilerin köylere girmeleri yasaktır.Özellikle köy kahvelerine, camilerine girmeleri tasvip edilmez, ancak esnaf tarafından kazıklanmalarına izin verilir. 
Büyük yolculuk her sabah tarlaya giden ve her akşam tarladan dönen yolculuklarla devam eder. Her sabah traktör arkasına binip, akşamları da topladıkları hasatla birlikte traktörle çadırlarına dönerler. Bir süre bir tarlada çalıştıktan sonra başka bir köye ya da kente doğru yola koyulurlar.Ardından ikinci eve, yani köy kenarına, çadırlar kurulur ve bir süre orada çalışıp başka bir tarlaya, başka bir tarlaya, başka bir tarlaya göçerler…Türkiye ve Kürdistanlı işçiler için bu evsizliğin beslendiği yolda olma durumu hayat boyu daha doğrusu nesiller boyu devam eder. O sebepten memlekette bırakmak zorunda kaldıkları hayvanlarından ve topraklarından söz etmekten vazgeçmezler, 20 yıl önce terk etmiş olsalar bile. 

Öte yandan Suriyeli göçmenlerin bir bölümü mevsimlik tarım işçiliğine başlamış durumda ve maalesef bu yazıda da onların sorunlarına, koşullarına ve yaşamlarına dokunma cesaretini kendimde görmemekteyim.Ancak bu konuda sorulması gereken sorulara bir yenisi daha eklenmiş durumda: “Mevsimlik tarım işçiliği artık Rojava’dan bağımsız düşünülebilir mi?” Çünkü Suriye halkı evini bırakıp sınırı aştı ve geldiği yerde yolda yaşamakta, mevsimlik göçe gitmeyenler de birlikte yol kenarlarında yaşıyorlar. 

Ne yapabiliriz?

Yapılan araştırmaların bir bölümünün sosyal politika üretimini de kapsadığı düşünüldüğünde, kamu kuruluşlarında özellikle belediyelerde sadece mevsimlik tarım işçiliği üzerine çalışacak birimlerin oluşturulması, araştırma ve uygulama projeleri için kaynak (insani ve ekonomik) sağlanması gerekmektedir. Bunun yanında bir yandan mahalle çalışmalarıyla tek tek mevsimlik işçilerle derinlemesine görüşmeler yapılıp, işçilerin talepleri ve ihtiyaçları doğrultusunda projeler oluşturulurken diğer yandan yasal düzenlemelerle işçilerin yaşamları en azından daha güvenli bir hale gelebilir. İşçilerin mücadelesi ancak yapılan araştırmaların güvenilirliği, yasal düzenlemelerin yapılması ve yürütülmeye başlanması, sendikal mücadelenin güçlenmesi ile mümkündür. Suriye’den gelen işçilerle birlikte artık yeni bir dönüm noktası içindeyiz ve bu dönüm noktası hepimizin daha fazla sorumluluk üstlenip elimizi daha fazla taşın altına koymamızı gerektirmekte. Sadece ulaşım sorunlarıyla haberdar olduğumuz mevsimlik işçilerin taleplerini belki de mülksüzlerin haklı bir ev talebi olarak da görebiliriz. 

*Yrd. Doç. Dr. Artuklu Üniversitesi

1-Haberle ilgili ayrıntılı bilgi için bkz. http://www.firatnews.com/kadin/manisa-daki-isci-katliaminda-olenlerin-13-u-kadin, 
2-Bachelard,Gaston.The Poetics of Space, Boston: Beacon Press, 1994.
3-Young, Iris Marion. “House and Home: Feminist Variations on a Theme” Intersecting Voices/Dilemmas of Gender, Political Philosophy and Policy. Princeton University Press, 1997. 134-164.
4-Gönüllü yolda olma durumları olduğunun farkındayım ancak bu yazının sınırlarını zorlamamak adına sadece mevsimlik işçilik bağlamında gönülsüz yolda olma durumlarından söz ediyorum.
5-Arendt, Hannah. The Origins of Totalitarianism.Schocken: 2004.
6-http://www.sendika.org/2013/04/mevsimlik-tarim-iscileri-kurultayi-sonuc-bildirgesi/

www.evrensel.net