Palmira’ya bakınca Efes’i görmüyorsan...

Palmira’ya bakınca Efes’i görmüyorsan...

Ercüment AKDENİZ

Üniversitede ilk senemdi. Kampüste tam anlamıyla bir alan hakimiyeti savaşı vardı. Merkez kantini bir mevzi olarak gören devrimci, demokrat öğrenciler sıkı nöbetteydi. Doksanlı yıllara ait bu gerilim aslında hemen her gün yaşanırdı. Öyle günler vardı ki; gün içinde sabah ülkücüler, öğlen radikal İslamcı gruplar, akşam da çevik kuvvet saldırırdı. 

Bizim resim bölümü ise çok daha özel bir gerilim sahasıydı. Çünkü eskiz için çıplak poz veren modeller tehditler alıyor, beyaz koridora sıralanmış tors ve heykeller saldırılara maruz kalıyordu.    

Bir gün bölümü basan polisler bodrumdaki zulayı patlattılar. Yüzünü daha önce hiç görmediğimiz takkeli, sakallı kişilerin son günlerde bodrumu neden bu kadar çok ziyaret ettiklerini o zaman anlamıştık. Bodrumdan çıkan polislerden biri, omzunda düzgün ve aynı boyda kesilmiş borular taşıyordu. Kan ter içinde ve oflayıp puflayarak söylediği şu sözleri hiç unutmuyorum;

“Haçan burası resim atolyesu midur, yoksa tesisat atolyesu midur da?”

SPİRAL MAKİNESİ

Berika hoca, bölümde en sevdiğim heykel hocalarından biriydi. Yıllar sonra bir sergi kataloğunda, onu elinde bir spiral makinesiyle dev bir mermer kütlesine girişirken görmüştüm. Yüzü maskeliydi ve spiral taşın kestiği mermerden fışkıran toz bulutu fotoğrafı büyüleyici kılıyordu. 

Geçtiğimiz aylarda, IŞİD militanlarının Musul Müzesi’ndeki antik heykelleri parçaladığı o korkunç fotoğraf karelerini görünce nedense aklıma Berika hoca geldi. Zira şimdilerde, büyük heykelleri yapanlar kadar onları yıkıp parçalayanlar da aynı spiral makinesini kullanıyordu!

Musul Kütüphanesi yakılıp, Irak’ta en az 100 bin kitap ve el yazması yok edildikten sonra IŞİD yeni hedefi Palmira’ya doğru yola çıktı. Kara bayrakların dalgalandığı kamyon kasalarına; envai çeşit silahlarla birlikte hilti, balyoz, matkap ve spiral makineleri de alınmıştı.

REHİNE GELİN

Palmira, çölde bir vahaydı. Roma İmparatorluğu bu şehre büyük önem veriyordu. Çünkü kent, Perslilerle Roma ve Fenike limanları arasında yol alan kervanları ağırlıyordu. Palmira çölün ortasında hem bir ticaret ve din merkezi olmasıyla hem de mimari ihtişamıyla göz kamaştırıyordu. Ona “Çölün Gelini” denmesi de bundandı. Fakat 273 yılı kente büyük bir felaket getirdi. Peş peşe yaşanan seferler iç ayaklanmalarla birleşince kentte çöküş başladı. Palmira bundan sonra bütün zenginliklerini yitirecek ve Romalı asker lejyonların kalacağı askeri bir üsse dönüşecekti. 

Bugün Suriye iç savaşı 5. yılında ve antik kent Palmira bir büyük istila ile daha karşı karşıya. Palmira’ya girenler, yanlarında onu tümden havaya uçuracak bir son da getirdiler. Fakat IŞİD şu ana kadar bunu yapmadı! Peki ne yaptı? Antik kentin kadim yapılarını ayakta tutan sütunlara patlayıcılar döşedi ve bütün dünyayı tehdit ederek “Çölün Gelini”ne rehine muamelesi yaptı. Diğer “küçük” heykel kırma vakalarına burada girmeye hem yer hem de gerek yok.

Önümüzdeki günlerde savaşın stratejisine bağlı olarak Palmira’yı nasıl bir gelecek bekliyor, bunu hep birlikte göreceğiz. Fakat IŞİD Palmira’da öyle bir şiddet tiyatrosu sergiledi ki; antik bir kentin ruhu nasıl iğfal edilir, bunu bütün dünyaya gösterdi! 

ANTİK TİYATRODA İNFAZ 

IŞİD, Palmira Antik Tiyatrosunda 25 Suriye askerini çocuklara infaz ettirdi ve vahşet videosunu yayına sokmakta gecikmedi. Bir zamanların kültür şenliklerine ev sahipliği yapan 1800 yıllık antik tiyatrodaki bu toplu infaz, “kutsal” bir ayine çevrildi.   

Fakat, bu “kutsal törenler” bize hiç de yabancı gelmiyor. Zira 11. yüzyılda, yine Suriye topraklarına yapılan Haçlı seferlerinde de benzer sahneler yaşanmıştı. Öyle ki, Maarra’da binlerce insan kılıçlardan geçirilerek kazanlarda pişirilmiş ve hatta ibret olsun diye yenmişti! Amaç Haçlıların acımasızlığını göstermek, istila edilecek diğer bölgelerin direncini tümden kırmaktı.

Bir örnek de İslam dünyasından, hükümdar Zengi’den verelim. Şam’a doğrudan saldırmayı göze alamayan Zengi, Şamlıların elinde bulunan Roma antik şehri Baalbek’e saldırmıştı. Hedef hem Şam’ı kuşatmak hem de ahalinin moralini bozmaktı. Zengi orduları 1139 yılının Ağustos ayında  şehri mancınıklarla dövmeye başladı. Bunun üzerine Baalbek kenti daha fazla zorluk çıkarmadan teslim oldu. Fakat kaleye çekilen bir grup insan direnmeyi seçti ve bu direniş tam iki ay sürdü. Zengi buna çok sinirlenmişti. Çünkü bu durum Şam işgalinin gecikmesi demekti. Nihayet Zengi, kaledekilerin canlarını bağışlamayı kabul eden bir anlaşma yaptı. Ne var ki sözünü tutmayacaktı; seçilen 37 savaşçı çarmıha gerilecek, ele geçen komutanın ise derisi diri diri yüzülecekti. Şamlılar bilmeliydi ki; Zengi orduları karşısındaki her direniş intihar demekti! 
Aradan bin yıl geçtikten sonra görüyoruz ki; “kutsal”a boyanmış vahşeti, her türden direnci kıracak bir felaket habercisi olarak bugün IŞİD kullanıyor. Bunu ne kadar yeniler ve farklı ritüellerle sunarsa, yaydığı   korkunun etkisinin de o kadar artacağını düşünüyor.

PALMİRA’NIN AYNASINDA...

“...Ortak kültürel ve tarihi mirası paylaştığımız Suriye’nin kültür varlıklarına yapılan saldırıların bir insanlık suçu olduğu düşüncesiyle bütün ülkeleri ve uluslararası örgütleri bu saldırıları kınamaya davet ediyorum...”  
Bu açıklama AKP’li Kültür Bakanı Ömer Çelik’e ait ama hem trajik hem de komik. Çünkü uluslararası toplum Suriye’nin antik kentlerinde yaşanan yıkımı konuşurken artık Türkiye’nin dış politikasını da sorguluyor. 

Ayrıca Türkiye’nin dış politikası ne kadar iç politika haline geldiyse; IŞİD gerçeği de o oranda Türkiye’nin iç meselesi haline geldi. Heykellerine ucube diyen, heykeltıraşlarına dava açılan, resim ve heykel galerileri “Allahuekber” nidalarıyla basılan Türkiye’de IŞİD zihniyeti kendisine çoktan ideolojik bir alan açtı bile! Palmira’nın aynasında beliren Efes silüetinin her geçen gün biraz daha netleşmesi de işte bu yüzden. Ne demek şimdi bu?  

Efes Kütüphanesine şöyle bir bakın; orada Antik Palmira Tiyatrosu’nun izlerini göreceksiniz. Günün birinde, Efes’te, yine vahşete bulanmış “kutsal” bir infaz töreni görmek istemeyenlere sesleniyorum:
“Dünyanın bütün antik kentleri birleşin!”

www.evrensel.net