Kırmızı çizgimiz: İnsan hayatı

Kırmızı çizgimiz: İnsan hayatı

Ebru Nihan CELKAN*

“Deniz yükselir, ışık azalır, aşıklar birbirine, çocuklar da bizlere tutunur. Birbirimize sarılmayı bıraktığımız, birbirimize inancımızı yitirdiğimiz anda deniz bizi yutar ve ışık kaybolur gider.”
James Baldvvin

BEKLEME ODASI

7 Haziran 2015 seçimleri öncesi, seçim günü ve sonrası bakımından detaylı birçok analize tabi tutuldu, tutuluyor. Çıkan sonuçlar farklı farklı kesimler tarafından ele alınıyor. Kendi açımdan bu seçimlerden çıkardığım en önemli sonuçlardan biri seçimi kazanmanın tek başına anlam içermediğini çok net idrak etmek oldu. 13 yıldır ülkeyi yönetenlerin seçimden beklediklerinden daha düşük oyla çıkması ve tek başına iktidar kurma iradesini kaybetmiş olması baskı ve şiddeti azaltmadı, insan ve doğa karşıtı projeleri durdurmadı, özeleştiri seslerini yükseltmedi. En azından şimdilik böyle bir değişime tanıklık etmedik. Bunlar bir kenara savaş hazırlıkları, üst düzey bürokrat atamaları hızla devam ederken demokratik eylemlere müdahale çoğu zaman aynı sertlikle bazı yerlerde ise daha da sertleşerek devam ediyor. Devletin bu yaklaşımına tabi olmayan “sivil” alanlarda ise dini hassasiyetleri üst sınırlarda ajite edilmiş geniş bir kitle kontrolsüz bir şekilde flu bir boşlukta bırakılmış görünüyor. Bu boşluk muhalefetin şaşkınlığı ile birleşince sıradan insan için yaşamsal tehdit alanları ortaya çıkarıyor. Sadece parlamenter sistem, hukuk ve demokrasi değil yaşama hakkımız da bu boşluk marifetiyle bekleme odasına alınmış görünüyor. 

ŞİDDETİN KRONOLOJİSİ

28 Haziran 2015 tarihinde bu sene 13. kez düzenlenen Onur Yürüyüşü’ne katılmak isteyenlere polis müdahale etti. LGBTİ Onur Haftası Twitter hesabı valiliğin yürüyüşe Ramazan ayını gerekçe göstererek engel olduğunu duyuruldu.

2 Temmuz 2015 tarihinde Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç Mardin’deki iftar yemeğinde “Maalesef özellikle hanım kardeşlerimizin bulunduğu bir yerde söylemekten haya ediyorum ama birileri bunu onur haline getiriyor. Bunların güpegündüz çırılçıplak hale gelip, İstanbul’un göbeğinde meydan okumaları eğlenmeleri ve ne yazık ki CHP ve HDP’li milletvekillerinin bunlara destek olması fevkalade üzüntü vericidir” şeklinde konuştu.

7 Temmuz 2015 tarihinde farklı yayın organları Ankara’da, kendilerini “Genç İslami Müdafaa” olarak adlandıran bir grup tarafından şehrin farklı noktalarına “Lut kavminin çirkin işini yapanı görürseniz faili de mef’ulü de öldürünüz” yazılı afişler asıldığını haber olarak verdi.

8 Temmuz 2015 tarihinde Ankara’da Kırmızı Şemsiye’nin kurucularından Kemal Ördek’in, evinde tecavüze uğradığı, “Şu Lut kavmi de bir türlü bitmedi” diyen polise “Biz erkek adamız memur bey, siz bizim halimizden anlarsınız” diyen saldırganların mahkemeye dahi çıkarılmadan serbest bırakıldıkları haberi basında yer aldı.

Bu haberlerin birbirinin peşi sıra gelmesi rastlantı değil. Ortada rahatsız olduğunu beyan eden bir tek reel kişi olmamasına rağmen sırasıyla önce devlet sonra “geçici” hükümet nihayetinde de “sivil” örgüt kendilerine “hassasiyet” kelimesini kalkan yapmış, insanlara fiili olarak polis marifetiyle saldırmış, polis saldırısını geçici hükümet üyesi yine “hassasiyet” gerekçesiyle açıklamış ve tabanına “hadi tahrik olun, rahatsız olun” hatırlatması yapmış, nihayetinde taban bu hatırlatmaya sessiz kalmamış ve sokaklara eşcinsellerin öldürülmesini salık veren afişler asmıştır.

13 yıldır sorunsuz düzenlenen Onur Yürüyüşü’nün bu yıl engellenmesiyle birlikte devlet pratiği ve söylemi LGBTİ bireyleri hedef haline getirmiştir.  

BİRBİRİMİZDEN UZAKLAŞIYORUZ

Bu süreçte yaşananların üzerimizde bıraktığı izleri yeni tartışmalara ve mücadelelere, yeni dayanışma alanlarına dönüştüremezsek daha da kötü günler kapımızda. İnsanların kimlikleri nedeniyle öldürülmesinin salık verilebileceği bir ülkede yaşamak istemeyen herkesin yaşananların korkunçluğunu yüksek sesle ifade etmesi önemli.

Bugün konuşulması gereken demokratik hak talebiyle sokağa çıkan insanlara polisin uyguladığı orantısız güçtür, konuşulması gereken kimliğini ortaya koyan insanlardan bahsederken “haya” ettiğini söyleme izansızlığını gösteren Başbakan yardımcısıdır, konuşulması gereken dini insan öldürme pusulası olarak gösteren zihniyetin cüretkarlığıdır, konuşulması gereken polisin mağdura karşı tavrıdır.
Son günlerin popüler tabiriyle ifade etmek gerekirse; kırmızı çizgi yaşama hakkı ve insan hayatıdır.

* Oyun Yazarı

www.evrensel.net