Katırları öldürmek sadece katırları öldürmek midir?

Katırları öldürmek sadece katırları öldürmek midir?

Gelinen noktada katliamın sorumlularının yargılanması talebi dahi geri plana düşmüş durumda. Çünkü devlet her gün yeni kötülükler ile Roboskî halkının karşısına çıkıyor. Bunların en önemlilerinden biri de, sınır ticareti için kullanılan katırların öldürülmesi.

Faruk AYYILDIZ

Belki katliam yaşanmamış olsa, Kürdistan’da yaşayanların bile birçoğunun adını duymayacağı kadar uzak bir yer; Roboskî. O yüzden gidiş yolu her zaman garip hissettirir. Kürdistan’da yolculuk edersiniz ama dünyanın en uzak noktasına gidiyor hissine kapılırsınız. Issız ve doğası güzel bir yolculuk, yer yer ise devletin kontrol noktalarıyla korkunçlaşan bir coğrafya. Kimlik kontrolünün tanklarla yapıldığı, 90’lardan kalma çirkin özel harekatçıların ürkütücü arama noktaları kurduğu bir bölgeden bahsediyoruz. Devlete dair unsurlar (polis, baraj, karakol) dışında Roboskî yolculuğu gayet güzeldir aslında. Roboskî’ye varana kadar tabii, çünkü orada artık güzellik adına bir şey bırakılmamıştır, hüzün ve öfke dolarsınız. Amed’den de, İstanbul’dan da gitseniz bu değişmez, hep böyledir. 2,5 yıllık “çözüm süreci”ndeki “sükûnetin” hiç uğramadığı Roboskî’de 2011’de yaşanan katliamı tekrar uzun uzun anlatmaya gerek yok, nitekim katliama dair çokça şey yazıldı. Ancak Roboskî, katliam sonrasıyla da hep gündemimizde kaldı, Kürdistan’ı takip edenlerin önceliklerinden oldu. Roboskî halkının bitmeyen mücadelesi ve direnciyle de uzun süre öyle kalmaya devam edecek gibi görünüyor.

DEĞİŞMEYEN GERÇEK: DEVLET ŞİDDETİ

Geçmişten bir anekdot ile devam edecek olursak; katliamın üzerinden 6 ay geçmişti ve DTK öncülüğünde iki günlük ‘Roboskî’de adalet nöbeti’ eylemi yapılacaktı. Yüzlerce araçlık konvoyla Amed’den Roboskî’ye ulaştık. Çadırlar kurulmuş, ertesi gün katliamın olduğu bölgeye yürüyüş yapılacak. Gece bol yağmurlu geçiyor ve ertesi gün oluyor, yürüyüş başlıyor. Katliam bölgesine uzanan yolun üzerindeki bir köyde askerler yolu kesiyor. Devletin hiç düşünmeden 34 kişiyi bombalarla katlettiği Roboskî’de TOMA’dan “bu eylem yasalara aykırıdır” anonsu yapılıyor. Bu saçma anons karşısında hâliyle gazetecisinden Roboskîli annesine herkes öfkeyle doluyor. Kısa süre sonra asker saldırıyor, TOMA’dan gazlı su, sonra biber gazı ama nafile, kimse dağılmıyor. Katliamda 11 akrabasını kaybeden, bugün ise HDP Şırnak Milletvekili olan Ferhat Encü en önlerde. TOMA’nın suyundan altımızdaki toprak iyice çamura dönüşüyor, çamurun içerisinde oturma eylemi başlıyor. TOMA’dan garip anonslar devam ediyor: “Devlete güvenin, bu eylemi bitirin.” Ferhat abê sinirleniyor, TC kimliğini çıkartıp bir hışımla çamura fırlatıyor. Ardından kardeşi Veli Encü, ardından başka Roboskîliler... Ayaklarıyla eziyorlar çamurun içerisindeki kimlikleri ve Ferhat Encü çamurun içerisinde ezilen kimliği ararken bağırıyor: “Biz bu ülkenin vatandaşı değiliz artık, reddediyoruz bu kimlikleri!” Bu öfkeli karşı çıkışın üzerinden de 3 yıl geçti, Roboskî’de değişen pek bir şeyin olduğunu söylemek imkânsız. Ferhat Encü’nün çıkışı da geçen zamanda haklılığını koruyor, nitekim devlet Roboskî halkına çeşitli şiddet biçimleri ile “yerini” hatırlatmaya devam ediyor.

GELİNEN NOKTA, TALEPLER VE GERÇEKLER

Katliamdan 3 gün sonra yılbaşı kutlayan bir ülke, geçen zamanda katliamın hesabını soramadı. Gelinen noktada ise katliamın sorumlularının yargılanması talebi dahi geri plana düşmüş durumda. Çünkü devlet her gün yeni kötülükler ile Roboskî halkının karşısına çıkıyor. Bunların en önemlilerinden biri de, sınır ticareti için kullanılan katırların öldürülmesi. Peki, katırların öldürülmesi gerçekten de sadece katırların öldürülmesi midir? AKP, yüzyıllık devlet geleneğinin devamlılığını sağlayacak şekilde sadece “Kürt kimliği”ni değil, Kürtlerin yaşam alanlarını ve temas ettikleri canlı-cansız tüm unsurları tehdit olarak görüyor. Bundan dolayıdır ki, egemen iktidarın, Roboskî’de katırlara yöneltmiş olduğu şiddet, Türk devletinin yüz yıldır Kürt coğrafyasına yönelik insan ve doğa katliamından ya da ‘sömürgeci’ politikalarından bağımsız, ayrı düşünülemez. Hakan Sandal, Zan Enstitü’de yayımlanan Roboskî yazısında (1) bu durumu şöyle açıklıyor: “1938’de Dersim’de insanların yanı sıra bilinçli olarak doğal yaşam alanlarının bombalanması, aynı şekilde 1990’lar ile anılan köy yakmaları, beraberinde ‘terörle mücadele yöntemi’ olarak inşa edilen barajlar ve ‘barış’ söylemine rağmen yapımı devam eden çok sayıda karakol/kalekol Kürdistan’da mekânın esasen güvenlik politikaları doğrultusunda şekillendiğini açıkça ortaya koymaktadır. Bahsedilen bu pratikler ile Kürdistan, mekân dışında yaşayanlar için güvenlik bölgesinden, Kürtler ise güvenlik tehdidinden fazlasını ifade etmemeye başlamaktadır. Tam da bu noktada var olan şiddet ‘meşrulaşmakta’ ve egemenin politikaları doğrultusunda şekil alarak canlı ve/veya cansızlara yönelmektedir.”

İKTİDARIN PEŞİNİ BIRAKMAYACAK KATLİAM

Kürtleri mekânlarından katırlarına kadar tehdit unsuru olarak gören devletin 34 kişiyi vahşice katletmesine rağmen dinmeyen öfkesinin diğer bir sebebi de Roboskî halkının “devlet sadakası”na (2) razı gelmeyip katillerin peşini bırakmayışları oldu. Belki birçoğumuz katliam sonrası iktidarın geri adım atacağını ya da vicdani olarak Roboskî halkına ilişmeyeceğini düşündük ancak Roboskî halkının iktidar karşısında geri adım atmaması, devlet şiddetinin daha da pervasızlaşmasını gözler önüne serdi. AKP’nin Kürdistan’da yaşadığı büyük oy kaybının nedenleri arasında Kobanî ile birlikte sayılan Roboskî katliamı, iktidarın karşısında durmaya devam edecek. Katliamdan bugüne geliştirdiği baskı politikaları ile birlikte katilleri kutsayan AKP, katırları öldürerek Roboskî halkını sindirebileceğini düşünse de Roboskî halkının mücadelesi şüphesiz bu aciz düşünceyi de boşa çıkaracaktır.

(1) Hakan Sandal, “Haşmetli” Bir Devlet Neden Katırları Öldürür? http://zanenstitu.org/hasmetli-bir-devlet-neden-katirlari-oldurur-hakan-sandal/.

(2) Roboskî halkına katliama karşılık “sus payı” amaçlı tazminat ödemiş ancak Roboskî halkı bunu kabul etmemişti.

Son Düzenlenme Tarihi: 05 Temmuz 2015 10:59
www.evrensel.net