İşçilerin birliği sermayeyi yenecek

İşçilerin birliği sermayeyi yenecek

Arçelik Elektronik işçisi
İstanbul

MERHABA Evrensel okurları ve Arçelik AŞ Elektronik çalışanları;

Beylikdüzü’de bulunan Arçelik TV fabrikasında çalışan biri olarak; metal sektöründe yaşanan hak arama mücadelesini, basın ve sosyal medya üzerinden (Metal İşçilerinin Sesi ve Metal İşçilerinin Birliği) sizler gibi yakından takip ediyorum. Süreç; Bursa’da otomotiv sektörü başta olmak üzere, bir çok ilde Türk Metal Sendikasının örgütlü olduğu fabrikalarda eş zamanlı eylemlerle başlayıp devam etmektedir. 

Bu haklı mücadelede bizlerin muhatabı konumundaki; kurum, örgüt ve kişilerin konuya yaklaşımları hiçbir zaman işçilerin masum taleplerini anlama noktasında olmamıştır. 

1- Hükümet: Eylemlerin zamanlamasını manidar bulmuştur.

2- Muhalefet: Olayları görmezden gelmiştir.

3- Patronlar (MESS): Aman ülke ekonomisi zarar görüyor, yabancı sermaye başka ülkelere kayacak, diyerek bakmıştır.

4- Ve aslında en acısı da bu olsa gerek, şartlar ne olursa olsun daima işçiden yana olması gereken başta Türk Metal Sendikası olmak üzere diğer sendikalar gerçeği gizlemek (Güneşi görmek yerine, balçıkla sıvamak) istemişlerdir.

Yıllarca emeği üzerinden saltanat sürdükleri işçiler; DHKP-C’li, PKK’li, HDP’li diyerek sözde vatansever rolünü oynayıp işçilerin kendiliğinden oluşan birliğini bozmaya çalışmışlardır.

Aslında yukarıda konunun muhatabı diye bahsettiğim oluşumlar “ülke ekonomisi” bahanesini de sıkça kullanmaktadırlar. Gerek mayıs ayında seyyanen aldığımız 1000 lira, gerekse 2017 mart ayına kadar 4 taksitte sadaka niteliğinde verilecek olan brüt 3 bin 500 liranın panolara asılan duyuru kağıtlarında bile bu açıkça görünmektedir. Arçelik Genel Müdürü Hakan Bulgurlu imzası ile yayınlanan bildiride; iş barışı, çalışma huzuru gibi tabirlerden sonra bizlere ülke ekonomisine zarar vermediğimiz için de teşekkür edilmiştir. Burada anlatmaya çalıştığım durum sadece Arçelik işçileri olan bizler için değil, süreci yaşayan diğer fabrikadaki işçiler için de aynıdır. Yani Renault’da işçiyi kandırmak, korkutmak vs. için ne yapıyorlarsa, TOFAŞ’ta, Ford Otosan’da Türk Traktör’de de benzer şeylerdir. Bu kapitalist sermayenin emeği sömürmek için yıllardır kullandığı bir yöntemdir. Renault ve TOFAŞ’ta grevin iki günlük zararını 175 milyon lira açıklayan zihniyet bu kadar zarar etmek yerine istese işçinin saat ücretine 2-3 lira zam yapamaz mıydı? Tabii ki yapardı; ama burada işçinin “Biz kazandık, başardık, birlik olunca kazanabiliyoruz” demesini istemedikleri için yaklaşık 15 günlük zararı göze aldılar.

Bizler emek cephesi olarak, farklılıklarımızı kabullenip, gücümüzü emek üzerinden birleştirmediğimiz sürece sermaye bu yöntemi kullanmaya devam edecektir. Bu süreç bize çok şey öğretti, öğretiyor da iyisiyle, kötüsüyle…

Şairin dediği gibi çalmadan doyurabilmek, şaklabanlık etmeden güldürebilmek dileğiyle…

 

www.evrensel.net