Filmim ülkemde yasak!

Ülkemizde “Kaplumbağalar da Uçar” ve “Sarhoş Atlar Zamanı” filmleriyle tanınan İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi, ‘Yarım Ay’ isimli filmiyle karşımıza çıksa da ülkesinde yasaklı olmanın üzüntüsünü yaşıyor.


Ülkemizde “Kaplumbağalar da Uçar” ve “Sarhoş Atlar Zamanı” filmleriyle tanınan İranlı Kürt yönetmen Bahman Ghobadi, ‘Yarım Ay’ isimli filmiyle karşımıza çıksa da ülkesinde yasaklı olmanın üzüntüsünü yaşıyor. İran rejimi tarafından “bölücülük” yaptığı iddiasıyla yasaklanan filminde usta yönetmen, kurgusal bir “Kürt Mozart”ı olan Mamo’nun hikayesini anlatıyor. Yer yer kara komedi izlenimi veren bu dokunaklı filmi, Mozart’ın doğumunun 250. yılı kutlamaları nedeniyle çekmiş. 35 yıl aradan sonra Irak’ta konser verme izni alan Mamo, tüm İran’a dağılmış on “müzik evladı”nı toplamak üzere yola koyulur. Kürt bölgesinin sarp ve çarpıcı doğasında çıkılan bu yolculuk büyülü görüntülerle ve trajik yazgılarla doludur. İstanbul Film Festivali’nde Altın Lale için yarışan filmi üzerine İstanbul’a gelen yönetmenle röportaj yapmak için bir araya geldik. Bize tanınan kısıtlı sürede konuşmalarımız sıkça kesintiye uğradı. Filmleri ülkemizde beğeniyle izlenen yasaklı bir yönetmenle daha kapsamlı bir röportaj yapılamaz mıydı sorusu kimi okuyucularımızın aklına takılabilir düşüncesi bizi bu açıklamayı yapmak zorunda bıraktı.

Mozart’ın Kürt yorumu olan Mamo karakterini yaratma fikri nasıl ortaya çıktı?
Viyana’da düzenlenen New Crowned Hope Festivali’nin siparişi üzerine bu filmi yaptım. Benim de dahil olduğumu beş yönetmenden Mozart’a adanmış beş film yapılmasını istediler. İlk başta bu fikri çok ciddiye almadım. Tahran’a döndüğümde kendi filmimi yapmayı düşünüyordum. Ama zamanla projenin ciddi bir hal aldığını gördüm ve diğer projelerimin hepsini bir kenara koyarak Yarım Ay’ı yaptım. Filmin Mozart’a çok yakın olmasını istiyordum. Bu nedenle Mozart’ın karakterine çok yakın bir senaryo yazmak istedim. Ve senaryoyu yazmak için de sadece iki haftam vardı. Projenin yazılış aşamasından ilk kopyasının hazırlanmasına kadar dört ay geçti. Akşamdan akşama montaj yapıyordum. Sabah filmi çekiyorduk akşam da montajını yapıyorduk.

Mozart’la Mamo’yu hangi yönleriyle benzeştiriyorsunuz?
Tıpatıp benzediklerini düşünmüyorum. Zaten onu göstermeye çalışmadım. Mozart’ı tanıdıkça, okumalar yaptıkça ve müziğini dinledikçe onun karakteriyle ilgili birkaç şeyin çok bariz olduğunu gördüm. Mesela ölüm. Müziğinde ölüm var. Büyü var. Onun müziğinde ölüm aşkını ve kabri gördüm. Mozart’ın müziğinde bir çocuksuluk muzurluk var. Bu birkaç unsuru da senaryoma kattım. Ve ben o nedenle benzediklerini düşünüyorum.

Mozart’ın 250. doğum yıldönümü için çekildiğini bilmesek bu filmi Mozart’la ilişkilendirmemiz zor olacaktı gibi yorumlar yapıldı. Bu konuda neler söylemek istersiniz?
Bu film dört yönetmene daha ısmarlandı. Diğer yönetmenlerin filmini izlerseniz onların hiç ilgisinin olmadığını görürsünüz. En azından ben bir bestekarın hayatını anlatıyorum. Konusunun müzik olmasından kurtarıyorum. İlle de içinde Mozart görmeniz gerekmiyor. Bir ilişki olması gerekiyordu ve bu ilişki de var filmimde. Mozart’ın müziğinde mesela bir büyü var. Ben de o büyüyü kullanmak istedim. Bir şekilde insanları şaşırtacak kendilerini iyi hissettirecek bir büyü bu.

Bu filmi yapmanızın yolunu Mozart’ın Requiem (Ağıt) isimli eserinin açtığını söylüyorsunuz. Neydi sizi etkileyen?
Kendime çok yakın bulduğum ve çok sevdiğim bir eseri. Yazım ve yapım sırasında aklımda hep Mozart’ın ve Mamo’nun ölümleri vardı. Requiem’de ülkemin doğasının uyandırdığına çok yakın bir duygu var. Yalnız kaldığımda sürekli Mozart dinleyip onunla olabildiğince yakınlaşmaya çalıştım.

İlk defa bu filminizde otosansür uygulamışsınız. Nedenini öğrenebilir miyiz?
Kürdistan’ın İran’dan ayrılmasını istiyormuşum. Sanki ülkeyi bölmek istiyormuşum gibi bir koku aldılar. Bu yüzden benden istenen yedi dakikalık bölümü çıkarmak zorunda kaldım. Bence bunun içindeki en büyük sorun bir kızın şarkı söylemesiydi. Çünkü İran’da kadınların şarkı söylemesi yasak. Benim amacım İran’da kesinlikle ayrımcılık yapmak değil. Kürtlerle İranlıların ayrılmasını istemiyorum. Ben Kürt olmaktan da İranlı olmaktan da gurur duyuyorum. Ben sadece Kürtlerin sorunları işlemek ve göstermek istedim insanlara. En azından Kürtler için özgürlük, emniyet, asayiş istiyorum. Ülkeyi bölmeye çalışmıyorum.

Çıkardığınız bölümlerde neler vardı?
Kürt müziği ve dansı vardı. Kadınlar dans ediyor şarkı söylüyordu. Yedi dakikalık bölümü çıkardım verdim. Sonra on dakikalık bölümü daha kesmemi istediler. Ve ona rağmen çok problemli oldu. Halen İran’da filmimi göstermiyorlar.

İran rejiminin filminizin gösterimini yasakladığını söylüyorsunuz. Peki sansürlediğiniz için pişmanlık duyuyor musunuz?
Evet. Ama ben yine o bölümleri filme eklemek istiyorum. Ama bu yeni montaj için 80 bin Avro kadar bir paraya ihtiyacımız var. Bu nedenle yapamıyorum. Dağıtımcım da şu anda bu parayı karşılayamıyor.

Yarım Ay’ı kendinize daha yakın bulduğunuzu söylüyorsunuz. Bu film sizi daha mı çok ifade ediyor?
Evet kendime daha yakın buluyorum. Ama nedenini tam olarak bilmiyorum. Belki bu filmimde Kürt kültürünün çok baskın olmasıyla alakalıdır. Biraz trajediden uzaktım bu kez. Benim yaptığım ana filmlerin içinde yer almayacaktı. Çünkü bu siparişle yapılmış olan bir filmdi. Ama şimdi baktığımda evet bu benim dördüncü filmim diyebiliyorum. Maalesef çok fazla zamanım yoktu bu filmi yaparken keşke daha fazla zamanım olsaydı.

Neden amatör oyuncularla çalışmayı tercih ediyorsunuz?
Amatör oyuncularla çalışmaktan hoşlanıyorum. Yarım Ay’da sadece üç profesyonel oyuncuyla çalıştım. Çünkü o üç kişi için vaktim yoktu. Vaktim olsa amatörleri çalıştırır ve onları oynatırdım. Ayrıca Kürdistan’da kadın oyuncu bulmak çok zor.

Baskı ve sansür koşulları İranlı yönetmenleri nasıl etkiliyor?
İran’daki yönetmenler 100-200 dolarla film yapmaya çalışıyorlar. Çünkü onlara hiç para verilmiyor. Gerçekten bildiğiniz 100-200 dolarla film yapmaya çalışıyorlar. Bu nedenle çok fazla film de yapılmıyor. Hiçbir şekilde devlet destek olmuyor. Film yapmamamız için ellerinden geleni yapıyorlar. Özellikle Kürdistan’la ilgili...

Yeni projelerinizden bahsedebilir misiniz?
Dört ay sonra yeni bir filme başlayacağım. Tahran’da geçecek. İki tane genç yazar hakkında. Onların yaşadığı zorlukları anlatacağım. Diyalogsuz, filmde hiç konuşma olmayacak. Ölü bir film. (İstanbul/EVRENSEL)
Bahman Ghobadi kimdir?

1969’da İran’da Kürtlerin yoğun olarak yaşadıkları Bane’de doğdu. Sinema eğitimini yarıda bıraktıktan sonra çeşitli ödüller kazanan on kısa metrajlı film çekti. Abbas Kiarostami’nin Rüzgar Bizi Sürükleyecek adlı filminde yönetmen yardımcılığı görevini üstlendi ve Samira Makhmalbaf’ın Karatahta adlı filminde başrol oyandı. İlk uzun metrajlı filmi Sarhoş Atlar Zamanı, 2000’de Cannes’de Altın Kamera aldı. Annemin Ülkesinin Şarkıları (2002) birçok festivalde gösterildi. Kaplumbağalar da Uçar (2004) Berlin, Rotterdam ve San Sebastian film festivallerinde ödüller kazandı. Yarım Ay son filmidir.
Ulaş EmreDevrim Büyükacaroğlu
www.evrensel.net