Bu garaj herkes için

Bu garaj herkes için

Garajistanbul fikri tek başına bir tiyatro fikri, bir mekan fikri değil, bu bir kültürel dönüşüm projesi. Bir görünürlük projesi. Biz mekanı bulduğumuz günden bugüne çağdaş gösteri sanatları merkezi olması fikrini geliştiriyoruz.


Çağdaş gösteri sanatlarının adresi olmak amacıyla bir süre önce yola çıkan Garajistanbul, İstanbul Beyoğlu’ndaki adresinde izleyiciyle buluşmaya başladı. Övül ve Mustafa Avkıran’ın sanat yönetiminde oldukça renkli bir programla seyirci karşısına çıkan Garajistanbul’cular, İstanbul’a kazandırılan bu yeni mekanı, “bir kültürel dönüşüm projesi, bir görünürlük projesi” sözleriyle tanımlıyor. Salonda düzenli yapılmaya başlayan etkinlikler arasında, tiyatro ve dans gösterileri ile edebiyat okumaları var.
Garajistanbul’a emek verenlerden Övül Avkıran, Mustafa Avkıran ve Mehmet Ali Alabora ile garajı, tiyatroyu, diğer gösteri sanatlarını ve projelerini konuştuk.

Garajistanbul düşüncesi nasıl oluştu ya da hangi ihtiyaçtan doğdu?

Övül Avkıran: Garajistanbul “garajdan garaja”nın öyküsüdür. 1995 yılında 450 metrekare bir garajda kurulan 5. Sokak Tiyatrosu’nun 12 yıllık deneyimi, birikimi, sürekliliğidir bizi bugün garajistanbul’a getiren. Ancak öncesine biraz bakarsak Mustafa Avkıran’nın Yıldız Saray Tiyatrosu’nun kendi formunu bozup seyir-seyirci ilişkisini ters çevirerek Orestea üçlemesini sahnelemesi, ardından yine AKM’nin depolarına inip bugün Aziz Nesin Sahnesi olan boş depoyu bulup dönemin iktidarına oranın tiyatro sahnesi olmasını önermesi, bizi ilk garajımıza, 5. Sokak Tiyatrosu’nun kuruluşuna götürür. Biz bir düşüncenin devamıyız dedik her yerde; Tepebaşı deneme sahnesi, Bilsak, Kumpanya... ama elbette kişisel tarihlerimizdir bize bu gücü veren. Ben de kendi ustalarımdan devraldıklarım, biriktirdiklerim ve Mustafa Avkıran ile hiç nefes almadan tiyatroya yatırdığımız hayatımızın gücü ile yeni bir mekanın, garajistanbul’un fikiranası oldum.
İhtiyacımız neydi? Biz son 8 yılımızı bilinçli bir tercihle göçebe geçirdik. Buradan çok tiyatromuz yurtdışında hareket etti ve tanınır oldu. İstanbul’a baktığımızda çağdaş tiyatro ve dans gruplarının işlerini sergileyebileceği minimumda ihtiyaçlarımıza cevap verebilecek bir boş alanımız yok. Evet ihtiyacımız sadece boş bir alan ve o olmadığı için yıllardır birçok grup işlerini sadece yurtdışında sergiler oldu.
Biz önce kendi ihtiyacımızdan yola çıkarak, İstanbul’da, kendi şehrimizde yerleşik düzene geçmek istedik. Ama garajistanbul’u bulduğumuz gün yıllardır üzerine konuştuğumuz çağdaş dans ve tiyatro guruplarının yan yana durabileceği bir mekan modeline geldik Mustafa ile.

Garajistanbul mekan olarak düzenlenirken salt tiyatro gösterimleri için tasarlanmadığı anlaşılıyor. Burada tiyatronun dışında hangi sahne sanatlarına gösterim olanağı tanıyacaksınız?

Mustafa Avkıran: Garajistanbul fikri tek başına bir tiyatro fikri, bir mekan fikri değil, bu bir kültürel dönüşüm projesi. Bir görünürlük projesi. Biz mekanı bulduğumuz günden bugüne çağdaş gösteri sanatları merkezi olması fikrini geliştiriyoruz. Bu ülkede yaşayan ama işlerini bu ülkede düzenli ve sürekli olarak gösteremeyen işlere, neden buralarda oynanmıyor diye baktığımızda sorunun cevabı çok basit, mekan yok. Biz de iki şey konuştuk, bir tanesi çağdaş tiyatro gösterileri için yeri olmayan, referans olacak grupların işlerini burada gösterelim. Dans için ise çok daha önemli bir durum var, çağdaş dansın bugüne kadar düzenli var olduğu bir sahne yok Türkiye’de. Çatı Dans Stüdyosu’nda, Kenter Tiyatrosu’nda, Taksim Sahnesi’nde ve İKSV’nin Uluslararası Tiyatro Festivali programı içinde gösteriler yapılıyor. Ayrıca bir dans festivali olmadığı için de, biz bu gösterileri tiyatro festivali içinde takip etmeye çalışıyoruz.
Bu yüzden AKM’deki klasik ve modern dans gösterileri dışında, ilk defa çağdaş dans için bir mekan oluşturalım istedik. Garajistanbul’da düzenli olarak pazartesi ve salı günleri dans edilebilecek, perşembe, cuma ve cumartesi tiyatro oyunları oynanabilecek, cumartesi akşamları ise müzik organizasyonları yapılabilecek gösteri mekanı yapalım dedik.
Özellikle Avrupa kültür hayatında çok önemli bir yeri olan edebiyat okumalarını da bizim yazarlarımızla İstanbul’da gerçekleştirmek istedik. Bütün bu bilgilerin toplamından garajistanbul çıktı.

Tiyatro sanatının toplum düzleminde iyiden iyiye gözden düştüğü bir ara dönem yaşıyor Türkiye. Bu anlamda bir gösterim mekanı oluşturma düşüncesinin ekonomik ve sanatsal risklerini nasıl göze alabildiniz?

Övül Avkıran: Biz hep bu riski göze aldık. Tiyatroyu kendi hayatımızın önüne koyduk. Mekanı bulduğumuz gün hiç kimseye danışmadan kontratı imzaladık. Güvendiğimiz bir evimiz, arabamız, Mustafa’nın dizi gelirleri 5. Sokak Tiyatrosu’nun yurtdışı turne gelirleri... Bunlar, hiçbir şey bulamaz, kimseyi ikna edemezsek güvencemiz idi. İki projemiz vardı Garajistanbul için; para bulunursa yapılacak, bulunamazsa yapılmayacak.
Biz hep adım adım, temkinli yürüdük. Ve bütün bu stratejiyi kurduğumuz yönetim kurulu ile birlikte yürüttük. İsterseniz bu süreci Mehmet Ali anlatsın...
Mehmet Ali Alabora: Garajistanbul aslında bir fikir değil, bir olgu projesidir. Bununla ne demek istediğimi biraz daha açayım. Garajistanbul var olmayan bir mecrayı var etmek için sıfırdan ortaya atılmış bir fikir değildir. Bu anlamda yukarıdan aşağı ilerleyen bir süreç olarak ilerlemedi. Var olan bir “hal”in sonucudur. Yani kendisi bir fikirden çok bir olgudur. Bu coğrafyada yıllarla birikmiş çağdaş kültürün gösteri sanatları ayağıdır. Bu anlamda da, Övül ve Musrafa Avkıran’dan başlayarak yıllardır üretim yapan sanatçılar ve bu birikimin içinden gelen öğrenciler bir araya geldik, sonra destekçilerimizi bulduk, yerel yönetimi ve devleti işin içine kattık. Hatta o kadar ki seyirci bu sürecin en başından beri vardı. Daha garajistanbul’un inşaatı başlamadan başlayan üyelik kampanyamıza Mersin’den, belki de garajistanbul’a çok az gelebilecek, bir seyirci bile yardım etmişti. Bu açıdan bakıldığında ben “Tiyatro sanatının toplum düzleminde iyiden iyiye gözden düştüğü bir ara dönem”den ziyade genelde yukarıdan aşağı bir modelle kurumlaşılmış olmanın sancısının yaşandığını düşünüyorum. Garajistanbul projesine katıldığımdan beri beni en çok heyecanlandıran şeylerden biri bu sancıya yeni bir bakış getirebilecek olma ihtimaliydi.

Bu sezon ilk defa özel tiyatrolar devlet yardımından mahrum bırakılarak kendi öz kaynakları ve çeşitli sponsorların yardımları ile perde açabildiler. Bu hak mahrumiyeti ve ekonomik kıskaç tiyatroların üretimlerini nitelik ve düzey olarak nasıl etkiledi?

Mustafa Avkıran: Bugüne kadar devlet yardımı almayan bir özel tiyatro olarak, zaten devletin koruyucu ve kollayıcı gücüne sığınmadan projeler ürettik. Garajistanbul başka. Bireylerden devletin en üst kademesine kadar herkesin her türlü katkısına her zaman açık bir yapı. Bu sebepten de devlet yardımı almasını beklediğimiz bir süreç içindeyiz. Bu yıl yapılan işlere baktığımızda desteğin ortadan kalkmasıyla oluşan durumun sayısal olarak farkında değilim ama yeni yardım yönetmeliğinin çıktığını biliyorum ve birçok tiyatronun da başvurduğunu. Umarım çok büyük bir kayıp yaşanmamıştır. (İstanbul/EVRENSEL)
20 bin izleyiciye ulaştı
Garajistanbul’un kuruluş manifestosunda; “çok sesli, çok kültürlü, çok renkli, aşağıdan yukarıya örgütlenen, bir bağımsız bir yapı”dan söz ediyorsunuz. Gösterim sanatlarına yaklaşımınız nedir? Sanat politikanızı ve Garajistanbul’un hedeflerini bizimle paylaşır mısınız?
Mustafa Avkıran: Bu garaj herkes için. Burası bir şemsiye rolü üstlendiği için önemli. Her kesimden insan geliyor buraya. Çağdaş gösteri sanatlarının daha büyük kitlelere ulaşması algısının üzerine gitmek için Garajistanbul var.
Sanatçılar bir garajda buluşuyor ve bu şehirde, bu ülkede yaşayan herkes için oyunlar oynuyor, hatta altyazıyla oynanıyor, dans ediyor ve müzik yapı-yor, yerli ve yabancı herkes için.
Garajistanbul 20 kişilik çalışan kadrosu, ilk 5 aylık programında yer alan 202 sanatçıyla, sanat yönetmenlerinin 15 yıllık birikimi, sanat yönetim kurulunun çeşitli disiplinlerden gelen kişilerden oluşmasıyla, danışma kurulunun katkılarıyla bireysel ve kurumsal destekçilerinin ilgisi ve desteğiyle, sadece İstanbul’un değil Türkiye’nin kültür hayatının başrol oyuncularından biri olmayı hedefliyor. Dans ve tiyatro disiplinlerinde daha kaliteli işler üretmeyi, çağdaş gösteri sanatları alanında bir süreklilik yaratmayı, farklı karşılaşmalara olanak sağlamayı, genç sanatçılara destek olarak bir sonraki kuşağın daha sağlam yetişmesini planlıyor. Açıldığı 25 Ocak 2007 gününden bugüne yaklaşık 20 bin insan girip gösterileri izledi. Ayrıca Garajistanbul yıllık sanat programlarıyla tasarımcılar ve seyirciler için uzun vadeli programlar yapmayı hedefliyor, sürekliliğin asal olduğunu anlatmaya çalışıyor.
Metin Boran
www.evrensel.net