darbe ‘kültür’üne bir ek:27 Mayıs 1960

darbe ‘kültür’üne bir ek:27 Mayıs 1960

İttihat ve Terakki’nin Babıali baskınından bu yana Türkiye, neredeyse bir ‘kültür’ haline gelecek şekilde darbeler aracılığıyla yeniden organize edildi. Her defasında var olan sorunlar arttı; ancak sonuçta, o sorunları çözme potansiyeli olan güçler tasfiye edildi.



“Türk ordusu bir kere daha tarihi bir vazife karşısında bulunuyor. Bu vazife; dahilde memleketi, buhran ve felakete sürüklemek isteyen hırslı politikacıların elinden kurtarmaktır.” (1)
“Biz, vatandaşları birbirine düşürecek bir kardeş kavgasını önlemek için bu işe giriştik.” (2)
“Milli inkılâp; hiçbir şahsın, hiçbir zümrenin lehine yapılmış bir hareket değildir. Muhterem halkımızın, köylü ve işçilerimizin demokrasiye kavuşması, hak ve hürriyetinin teminatı, iktisadi kalkınması ana prensibimizdir. Vatandaşların hususi işlerinde ve her türlü çalışma yerlerinde, kardeşlik duyguları ve huzur içinde bulunmaları esastır.” (3)
***
Her darbenin kendi meşruiyetini topluma kabul ettirmek için yaptığı ilk iş, yukarıdaki cümlelere benzer ifadelerle dolu bildiriler yayımlamak olur. İttihat ve Terakki’nin Babıali baskınından bu yana Türkiye, neredeyse bir ‘kültür’ haline gelecek şekilde darbeler aracılığıyla yeniden organize edildi. Her defasında var olan sorunlar arttı; ancak sonuçta, o sorunları çözme potansiyeli olan güçler tasfiye edildi. Darbelerin ‘sol’ ya da ‘sağ’ olarak nitelendirilmesi, özsel bir farklılığı ortaya çıkarmadı.

‘Belirsizlikler darbesi’
27 Mayıs 1960’ta ordu, Milli Birlik Komitesi eliyle ülke yönetimine el koydu. 15 Ekim 1961’e kadar devam eden askeri yönetim süresince ülke, başlangıçta kimlerden kurulu olduğu gizli tutulan 38 subaydan kurulu MBK tarafından yönetildi.
27 Mayıs darbesinin planlanma aşaması, belirsizliklerle dolu bir süreç olarak gelişti.
Darbe öncesinde Kara Kuvvetleri Komutanı olan Cemal Gürsel; 3 Mayıs 1960’ta askerin siyasete karışmamasını talep eden bir mektup yazdığı için erken emekliye sevk edilmişti. Kara Kuvvetleri Komutanlığı’ndan ayrıldığını bildirdiği veda mektubunda Gürsel, “Ordunun ve taşıdığınız üniformanın şerefini daima yüksek tutunuz. Şu sırada memlekette esen hırslı politika havasının zararlı tesirlerinden kendinizi korumasını biliniz. Ne pahasına olursa olsun politikadan katiyen uzak kalınız. Bu; sizlerin şerefi, ordunun kudreti ve memleketin kaderi için ehemmiyeti haizdir” demişti. Ancak aynı Gürsel, 27 Mayıs 1960’ta; albay ve daha alt kademedeki subaylarca gerçekleştirilen darbe sonrasında, Milli Birlik Komitesi’nin (MBK) daveti üzerine MBK’nın başkanlık görevini üstlendi ve ‘darbenin önderi’ konumuna getirildi.
Cemal Gürsel, 27 Mayıs öğleden sonra, hukuk öğretim üyeleri Ordinaryüs Profesör Sıddık Sami Onar, Ord. Prof. Hıfzı Veldet Velidedeoğlu, Prof. Ragıp Sarıca, Prof. Naci Şensoy, Prof. Hüseyin Nail Kubalı, Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, Doç. Dr. İsmet Giritli, Prof. İlhan Arsel, Prof. Bahri Savcı, Prof. Muammer Aksoy ve İÜ Hukuk Fakültesi Asistanı; bugünün YÖK Başkanı Prof. Erdoğan Teziç’i kabul etti. Gürsel, heyete yeni Anayasa’yı hazırlama görevi verdi.
Heyetin hazırladığı Anayasa taslağı, 27 Mayıs 1961 tarihinde Kurucu Meclis tarafından kabul edilmesinin ardından halkoyuna sunuldu.
Anayasa taslağı, 9 Temmuz 1961 günü yapılan halk oylamasında, yüzde 61.7 oranında “evet” oyu ile kabul edildi.
Kabul edilen yeni Anayasa gereğince, 10 Ekim 1961’de yapılan genel seçimlerden sonra oluşturulan yeni Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Cumhurbaşkanlığı’na aday gösterilen Cemal Gürsel, 21 Ekim 1961’de Türkiye’nin dördüncü Cumhurbaşkanı olarak seçildi.
27 Mayıs, daha sonra 12 Eylül 1980 darbesine kadar ‘Hürriyet ve Anayasa Bayramı’ olarak kutlanan bir ‘resmi bayram’ olarak ilan edildi.

14’lerin tasfiyesi
Belirsizlikler ve sorunlar darbe sonrasında da devam etti. Milli Birlik Komitesi 13 Kasım 1960 tarihinde, Alparslan Türkeş başta olmak üzere Dündar Taşer, Muzaffer Özdağ, Mustafa Kaplan, Ahmet Er, Rifat Baykal gibi 14 üyesini görevden uzaklaştırarak dünyanın değişik yerlerinde sürgün etti. Bu emekli subaylardan bazıları, Hindistan’daki görevi sona erip Türkiye’ye dönen Alparslan Türkeş’le birlikte, Milliyetçi Hareket Partisi’nin (MHP) önceli olan Cumhuriyetçi Köylü Millet Partisi’nde (CKMP) siyasi hayata atıldı.

Üç idam ve ölümler
Askeri darbe sonucunda Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes başta olmak üzere hükümet üyeleri, DP yöneticileri, milletvekilleri Yassıada’da hapsedildiler. Yassıada Mahkemeleri’nde 14 DP’li idama mahkum edildi.
İdama mahkum edilenler; Celal Bayar, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Refik Koraltan, Agah Erozan, İbrahim Kirazoğlu, Hamdi Sancar, Nusret Kirişcioğlu, Bahadır Dülger, Emin Kalafat, Baha Akşit, Osman Kavrakoğlu ve Zeki Erataman idi. Bu cezalardan Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın cezaları infaz edildi. Diğer ölüm cezaları, Milli Birlik Komitesi’nce müebbet hapis cezasına çevrildi. 47 DP’li milletvekili beraat etti. 143 DP’li 4 yıl 2 ay, 117 kişi 5 yıl, 15 kişi 6 yıl, 6 kişi 7 yıl, 2 kişi 8 yıl, 17 kişi 10 yıl, 3 kişi 15 yıl, 1 kişi 20 yıl, 30 kişi müebbet hapse mahkum edildi. Yassıada’da Yusuf Salman, Lütfü Kırdar, Gazi Yiğitbaşı, Yümni Üresin, Nuri Yamut ve Kenan Yılmaz isimli DP’liler, karardan önce öldükleri için haklarındaki dava düşürüldü.
Konya eski Valisi Cemil Keleşoğlu da Yassıada’da intihar etti.
Turgut Özal’ın cumhurbaşkanlığı döneminde Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın cenazeleri İmralı’dan alınarak devlet töreniyle İstanbul’da Anıt Mezar’a nakledildi.
***
(1) Milli Birlik Komitesi (MBK) 6 numaralı tebliği
(2) (MBK) 13 numaralı tebliği
(3) (MBK) 32 numaralı tebliği

darbe içinde darbe girişimleri
Ordunun siyasete ilgisinin yoğun olduğunu, mümkün olan her fırsatta; ülke yönetimini ele geçirme potansiyeli ve isteğini gösteren bir olay da 27 Mayıs darbesini takip eden üç yıl içinde, iki askeri darbe girişiminin daha olmasıdır. Kurmay Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcan’ın idam edilmeleriyle sonuçlanan bu darbe girişimleri, 27 Mayıs darbecilerinin, başlangıçta hedeflediklerini başaramamış olmaları iddialarına dayanır. Birinci darbe girişimi 22 Şubat 1962’de gerçekleşir. 27 Mayıs darbesi öncesinde var olan çok sayıda darbe grubunun içinde de bulunan Talat Aydemir, darbe gerçekleştiğinde NATO görevlisi olarak yurtdışında bulunuyordu. Döndüğünde ise darbenin ‘kadroları’ çoktan şekillenmişti.
Harp Okulu Komutanı da olan Kurmay Albay Aydemir, darbe sonrası gelişmeleri ve gelinen noktayı eleştiren bir askerdi. Aydemir, 22 Şubat 1962’de harekete geçer. ‘Ayaklanma’ Harp Okulu’nda başlar. Kısa sürede Cumhurbaşkanlığı Köşkü dahil çok sayıda hedef ele geçirilir. Cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, Başbakan İsmet İnönü, bazı bakanlar etkisizleştirilir. Ancak Başbakan İsmet İnönü’nün ‘yeni darbeciler’ tarafından serbest bırakılmasının ardından işler tersine döner. Darbe bastırılır.
Harekete katılan Talat Aydemir ve bütün subaylar emekli edilir. Harp Okulu öğrencileri okuldan uzaklaştırılır. Bu sayede Talat Aydemir’in, genç subaylarla bağı kesilmek istenir ancak birincisinin başarısızlığı, yeni bir darbe hazırlığı yapmak dışında bir sonuç doğurmaz. Aydemir kendinden o kadar emindir ki darbe sonrası, hükümetin kimler tarafından oluşturulacağının planlarını bile yapmaya başlar. İkinci darbe hazırlıklarında, Aydemir’le birlikte Türk siyasi hayatında adından çokça söz edilecek olan Alparslan Türkeş de vardır.
Türkeş daha sonra, Aydemir’i ihbar etmeyeceği sözünü vererek gruptan ayrılır. Aydemir ve arkadaşları tarafından 21 Mayıs 1963’te darbe girişimi başlatılır.
Darbenin parolası “Harbiyeli aldanmaz”dır ancak, girişim radyo bildirisi okunmasının ötesine geçemez. Bu başarısızlığın ardında, Türkeş’in ‘yeni darbecileri’ önceden ihbar etmesinin olduğu iddia edilir.
Emekli Albay Talat Aydemir, 5 Temmuz 1964’te idam edildi. Darbenin bir diğer önemli ismi Fethi Gürcan da 27 Haziran 1964’te, Aydemir’den önce idam edilmişti. İki darbe heveslisinin idam kararına, Adalet Parti’lilerle birlikte CHP’liler de oy vermişti.

www.evrensel.net