İşkence okulunun belgeseli

İşkence okulunun belgeseli

12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin ardından özellikle Kürt devrimcilerin gördüğü işkence ve yaşanan ölümlerle ünlenen Diyarbakır Cezaevi ile ilgili Çayan Demirel’in hazırladığı belgesel 28. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterime girecek.


12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nin ardından özellikle Kürt devrimcilerin gördüğü işkence ve yaşanan ölümlerle ünlenen Diyarbakır Cezaevi ile ilgili Çayan Demirel’in hazırladığı belgesel 28. İstanbul Film Festivali kapsamında gösterime girecek.
Diyarbakır Cezaevi, askeri darbenin en acımasızca yaşandığı ve yaşayanlar üzerinde hala izleri silinmemiş bir dönemi ifade ediyor. 12 Eylül Askeri darbesinin yaşamın her alanında uyguladığı sindirme politikalarının en yoğun olarak yaşandığı “İşkence okulu” diye tabir edilen Diyarbakır Cezaevi üzerine yapılan çalışmalar belgeselleştirildi. Tunceli’de yasaklanan “38 Belgeseli” ile tanınan Çayan Demirel, bu kez “Diyarbakır 5 No’lu Cezaevi” belgeseli ile kendi deyimiyle tarihle yüzleşmek için duyduğu sorumluğu yerine getirmeye çalışıyor.
TARİHLE YÜZLEŞMEK GEREK
Diyarbakır Cezaevi’ndeki uygulamaların çok konuşulması ve gündeme gelmesine rağmen bu dönemin titizlikle incelenip bir kaydının tutulmadığını belirten Demirel, gelişmiş ülkelerde bu araştırmaların devletin kendisi tarafından yapıldığı ve hepsinin kayıtlarının en titiz biçimde tutulup muhafaza edildiğini söyledi. Sağlıklı bireylerin sağlıklı toplumlardan çıktığına dikkat çeken Demirel, şunları söyledi: “Sağlıklı bir toplumun oluşabilmesi için ise toplumun kendi geçmişiyle barışık olması gerekir. Bizim gibi ülkelerde barışık olmayı bir yana bırakın, geçmiş üzerine bir örtü örtüp geçmişte yaşananları mümkünse unutmak ve unutturmak için adeta elbirliğiyle çalışılıyor. Dolayısıyla hiçbir zaman yaşananlarla yüzleşmek ve sonrasında da yüzleşmiş ve hesaplaşmış bir toplum olmanın onuruyla geçmişimizle barışamıyoruz bir türlü. Kendimi bir anlamda tarih bilinci karşısında sağlıklı bir toplumun oluşabilmesi için yaşananlara karşı sorumlu hissediyorum. Kısacası ben de bu nedenlerden dolayı resmi ideoloji ile hesaplaşma alanı olarak önce 1938 Dersim’de yaşananları konu alan bir belgesel çalışması ve şimdi de 1980-84 Diyarbakır 5 No’lu cezaevini anlatan belgesel çalışması yapma ihtiyacı duydum.”
Demirel, “Devletin kuruluşundaki tepeden inmeci tavır ve üslup kendini 1980 askeri darbesinde de göstermiştir. Kürtler açısından da trajedi değişmemiştir” dedi.
Diyarbakır Cezaevi’ne ilişkin bugüne kadar çok çalışma yapıldığını vurgulayan Demirel, hazırladığı belgesel için o yıllarda cezaevinde yaşayan birçok kişiyle görüşüldüğünü belirtiyor. “Bu sayede o yıllarda cezaevinde yatan çok farklı çevrelerden insanlarla görüşebildik. Hatta bu bazen tepkilere de neden oluyordu, bazıları bir diğeri var diye konuşmayı kabul etmedi mesela. Ama bunların hiç birisi bizim çıkış noktamızı etkilemedi. Kararlarına saygı duymak dışında bir şey yapmadık elbette.” Diyarbakır Cezaevi gerçeğini yaşayan binlerce insandan sadece çok küçük bir kısmı ile görüşebildiklerini söyleyen Çayan Demirel, bazılarının ise aradan geçen onca yıla rağmen konuşmak istemediğini ifade etti. Halen korku içinde yaşayan tutukluların olduğuna işaret eden Demirel, “Bazıları da gerçekten hâlâ adeta bir travma içinde olmalarından konuşacak durumda değillerdi” dedi.
BİLETLER BİTİNCE, EK GÖSTERİM KONDU
Demirel, belgeselin süresinin yaklaşık 90 dakika olduğunu belirterek, belgeselin oluşması için yüze yakın tanıkla görüşüldüğünü ve elliye yakın röportajlardan kesitler kullanıldığını söyledi. Demirel, şunları belirtti: “İnsanların kimlik, kişilik ve benliklerini nasıl yok edilerek tek tipleştirilmek istendiklerini belgeselde özet olarak görüyoruz.”
Belgeselin İstanbul Film Festivali’nde gösteriliyor olmasına da değinen Demirel, “Toplumun tüm kesimlerine ulaşmak festivallerde daha mümkün. Bugün bütün dünyada belgesel film hep geri planda kalıyor maalesef. Buna rağmen ilginin büyük olduğunu gördük şimdiden” diyor.
“Diyarbakır 5 Nolu Cezaevi” filminin 17 Nisan’daki gösteriminin biletleri satışa çıktığı ilk gün tükendiği için, 19 Nisan’da filme ikinci bir gösterim kondu. İki gösterim de, Pera Müzesi Sineması’nda gerçekleşecek.
(İstanbul/DİHA)
Uygar Gültekin
www.evrensel.net