DENiZ OLUNMALI

DENiZ OLUNMALI

Bugün ‘68 hareketinin önderlerinden Deniz, Yusuf, Hüseyin’in idamının 37’inci yıldönümü. 1972 6 Mayısı’nda onların ölüm haberi fabrikalara, üniversite meydanlarına, köy kahvelerine kor gibi düştü. Şimdi ise tezgah başındaki çırak onun özlemlerinin bayrağını taşıyor, grevdeki işçiler bayrağı daha da yükseltmeye çalışıyor.


Onlar grev çadırlarında, üniversite eylemlerinde
Üniversite işgalleri, köylü mitingleri, 6. Filo eylemleri, 15-16 Haziran direnişi… Öğrenciler, köylüler ve işçi sınıfının ortaklaşan mücadelesiydi ‘68 hareketi. Başlıca önderleri ise Nurhak’ta, Kızıldere’de ve Ankara Merkez Kapalı Cezaevi’nde öldürüldü. Tam 37 yıl oldu Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan darağacında can vereli, son sözlerinde “Yaşasın Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisi, yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” diye haykıralı. Şimdi cansız bedenleri, Karşıyaka Mezarlığı’nda yatıyor. Bedenleri ‘cansız’, ama onlar mücadelenin içinde yaşam buluyor. Deniz, anadilde eğitim hakkı isteyen bir Kürt gencinde, Yusuf emeğinin karşılığını isteyen köylünün mücadelesinde, Hüseyin ise grev halayında soluk buluyor.
İŞÇİLER RAHATSIZDI
Grizu patlamalarından, meslek hastalıklarından ötürü yüzlerce arkadaşlarını kaybeden Zonguldak maden işçileri, insanca yaşamak istiyordu. 10 Mart 1965’te bazı bölgelerde başlayan grevler, 11 Mart’ta Kozlu bölgesine sıçradı. 12 Mart’ta ise, asker müdahalesi sonucu 2 işçi hayatını kaybetti. İstanbul Paşabahçe Şişe ve Cam Fabrikası’nda çalışan 2 bin 400 işçi de, 1966’nın ocak ayında greve çıktı. Birkaç gün sonra İzmir Kula’da bulunan yün fabrikası işçileri, haftalar süren grevi başlattı. İşlerini kaybeden Çorum Belediyesi temizlik işçileri ise, çıplak ayakla önce Ankara’ya, oradan İstanbul’a yürüdü.
1967 başında, Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı’nın (TPAO) Batman Rafinerisi’nde başlayan greve 2 bin işçi katıldı. 13 Şubat 1967’de “İşçi sınıfının çıkarları, hakları, özgürlükleri ve onuru için bir araya geldik” diyerek DİSK kurulurken, bir süre sonra da Manisalı temizlik işçileri talepleri için Ankara’ya yürüdü.
FAKÜLTELER BİRER
BİRER İŞGAL EDİLDİ
Öte yandan, 1960’ların ortalarında Türkiye İşçi Partisi (TİP), Fikir Kulüpleri Federasyonu içinde örgütlenen üniversite öğrencilerinin önemli bir bölümü, ‘60’ların ikinci yarısından sonra partiyle ayrı düşmeye başladı. TİP’in, gençliğin, işçi sınıfının ve köylülerin mücadelesinin gerisinde kaldığını söyleyen gençler, zamanla ya partiden ihraç edildi, ya da kendiliğinden ayrıldılar. 1967 yazında Amerikan 6. Filosu İstanbul’a demirledi ve Taksim’e bir çelenk bıraktı. Gençlerin bu çelengi yakmasıyla, antiemperyalist hareketin de kıvılcımı çakılmış oldu. Boykotlar, ülkücü saldırılar karşısındaki kitlesel protestolarla yürüyen öğrenci hareketi, mayıs 1968’de 2 öğrencinin atıldığı Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi işgaliyle yeni bir biçim kazandı. Talepler, öğrencilerin tekrar okula alınması, başörtüsüne karışılmaması, ibadet ve konuşma serbestliği, din hürriyeti, bazı dekan ve yöneticilerinin değiştirilmesi idi. Bu boykotu, 10 Haziran’da Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi öğrencilerinin ‘13 maddelik reform’ talebiyle gerçekleştirdikleri işgal izledi. 2 gün sonra da, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi işgal edildi. Burada, diğer taleplerden ayrılan bir talep vardı: “Fakülte yönetimine kayıtsız şartsız ortak olacağız.” Tekel Endüstrileri Tütün Eksperlik Kursu, Işık Mühendislik Fakültesi, Erzurum Üniversitesi… Ülkenin birçok yerinden işgal ve boykot haberleri geliyor, öğrencilerin yönetime ortak olma mücadelesi büyüyordu.
DOLMABAHÇE
ZAPT EDİLDİ
15 Temmuz 1968’de İstanbul’a gelen 6. Filo’yu protesto eylemleri, İTܒde başladı. 17 Temmuz gecesi İTÜ yurdu, polis tarafından basıldı ve öğrencilerden Vedat Demircioğlu yurdun penceresinden atıldı. 8 gün komada kalan Demircioğlu’nun cenazesi gençlerden kaçırıldı. Sembolik bir tabutla yapılan cenaze töreni ardından, 6. Filo’yu protesto yürüyüşü başladı. Taksim’den Deniz’in “Akın var akın, güneşe akın, güneşi zapt edeceğiz, güneşin zaptı yakın” demesiyle Dolmabahçe’ye akın eden binlerin önünü, Harun Karadeniz önderliğindeki TİP’li grup kesmek istedi ancak başarılı olamadı. Dolmabahçe’de bekleyen Amerikalı askerler denize döküldü, rıhtımda bulunan Amerikan irtibat büroları tahrip edildi, ele geçirilen subaylar dövüldü.
KANLI PAZAR’DA
2 GENÇ ÖLDÜRÜLDÜ
Tarihe ‘Kanlı Pazar’ olarak geçen saldırıda 2 genç öldürüldü, 200’den fazla genç yaralandı. 16 Şubat 1969’da Beyazıt Meydanı’nda bir araya gelen binlerce öğrenci, 6. Filo’yu protesto edecekti. Valiliğe de bildirilen eylem öncesinde, kontrgerillanın maşası işlevini gören Komünizmle Mücadele Derneği halkı kışkırtarak ‘tepkiye çağırdı’. Sopalar ve bıçaklarla gençlerin yolunu kesen ülkücüler, Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan’ı bıçaklayarak öldürdü. Bu sırada çekilen ve polisin müdahale etmediği görülen fotoğraf, basına yansıdı. Ancak göstermelik bir soruşturmanın ötesine geçilmedi.
KÖYLÜLER MİTİNGDE
İşçiler ve öğrenciler, grevler ve işgallerle hareketi yükseltirken, köylüler de Türkiye’nin dört bir yanında toprak mitingleri yapıyordu. Aydın Ödemiş, Akhisar, Söke, Kars Susuz, Denizli Çivril, Salihli, Ağrı, Malatya, Diyarbakır, Elazığ ve daha onlarca yerde toprak, üzüm, haşhaş, pahalılık, işsizlik mitingleri düzenlendi. On binlerce köylü, 1973’te çıkan Toprak ve Tarım Reformu Kanunu öncesinde üniversite öğrencileriyle birlikte mitingler örgütlemiş, mücadele etmişti.
BİR HAZİRAN SABAHI... 1970’te değiştirilen İş Kanunu, sendika seçme özgürlüğünü, toplu sözleşme ve grev hakkını kısıtlıyordu. Ayrıca bu kanun, Türk-İş’e bağlı sendikalardan DİSK’e bağlı sendikalara geçmeyi zorlaştırıyordu. Sendikanın Türkiye genelinde faaliyet gösterebilmesi için işkolunda sigortalı çalışan işçilerin üçte birini örgütlenmesi barajı getiriyordu, bu sayı da DİSK’in sahip olduğu üye sayısın üstündeydi. İşçilerin bu gelişmeye karşı tepkileri gecikmedi. 15 Haziran 1970 sabahı, İstanbul’da yürüyüş başladı. Kartal’da E-5 kapatıldı, Avrupa yakasında yürüyüş, Bakırköy-Topkapı yönünde yapıldı, başka bir kol ise Beykoz ve Paşabahçe’den Üsküdar’a yürüdü. Ertesi sabah Gebze’den başlayan yürüyüşe Kartal’dan binlerce işçi katıldı ve Bağdat Caddesi kapatılarak Kadıköy’e yüründü. Topkapı’dan gelen işçiler de Eminönü’ne ulaştı, ancak Haliç üzerindeki köprü açıldı ve işçilerin Beyoğlu’na geçmesi engellendi. 100 bini aşkın işçinin katıldığı direnişe yalnızca DİSK üyesi işçiler değil, Türk-İş üyesi işçiler de katılmıştı ve aynı gün, Ankara, Bursa, İzmir, Adana’da işçiler eylem yaptı. Bu gelişmelerin üzerine sıkıyönetim ilan edildi. 12 Mart 1971’de ise bir darbe vuruldu gençliğe, işçilere, emekçilere. Türkiye’de sıkıyönetim ilan edildi.
GERİLLA EĞİTİMİ
Sık sık tutuklanan Deniz ve arkadaşları, ‘emeğin iktidarı ve bağımsızlık’ talepleri karşısında kendilerine silah sıkanlara karşı silahlanmak zorunda kaldılar. Silahlı mücadele kararı alındı ve öğrenci hareketinin içinden gelen gençler tarafından önce THKO ve daha sonra da THKP-C kuruldu. Onlarca genç, Filistin Kurtuluş Örgütü kamplarında gerilla eğitimi gördü.
Türkiye’ye döndüklerinde THKO önderlerinden Sinan Cemgil komutasındaki grup, Nurhak’ta 31 Mayıs 1971’de yaşanan çatışmada öldürüldü, sağ kurtulan Mustafa Yalçıner ve Hacı Tonak tutuklandı. Deniz 16 Mart 1971’de Sivas Gemerek’te, Yusuf Şarkışla’da, Hüseyin ise 23 Mart’ta Kayseri Pınarbaşı’nda yakalandı. Mamak Askeri Cezaevi’ne götürüldüler.
THKO ana davası, Ankara 1 No’lu Sıkıyönetim Mahkemesi’nde 16 Temmuz 1971’de başladı. Baki Tuğ’un savcılık, Tuğgeneral Ali Elverdi’nin mahkeme başkanlığı yaptığı mahkeme heyeti, davayı 9 Ekim’de karara bağladı. Deniz, Yusuf, Hüseyin, Yalçıner, Metin Yıldırımtürk, İrfan Uçar’ın aralarında bulunduğu 41 kişi hakkında idam kararı verildi. Karar temyiz edildi ve Deniz, Yusuf, Hüseyin hakkında idam kararı 24 Nisan’da onandı.
İNGİLİZLER KAÇIRILDI
THKP-C önderleri Mahir Çayan ile THKO önderlerinden Cihan Alptekin, Ömer Ayna, idamları durdurmak için Ünye İngiliz Radar Üssü’nden 3 teknisyeni kaçırdı. Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Kızıldere köyünde bir kontrgerilla operasyonu sonucu, Mahir Çayan, Saffet Alp, Sabahattin Kurt, Hüdai Arıkan, Ertan Saruhan, Nihat Yılmaz, Ahmet Atasoy, Ömer Ayna, Cihan Alptekin ile Sinan Kazım Özüdoğru öldürüldü.
5 Mayıs’ı 6 Mayıs’a bağlayan gece, Deniz, Yusuf ve Hüseyin, Mamak Askeri Cezaevi’nden Merkez Kapalı Cezaevi’ne götürüldü. Saat 01.00 suları, önce Deniz, sonra Yusuf, sonra Hüseyin darağacına çıkarıldı. Hepsi son sözlerinde mücadelelerindeki kararlılığı bir kez daha gösterdi. “Yaşasın Marksizm-Leninizm’in yüce ideolojisi, yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık mücadelesi” dediler ve vurdular sandalyeye tekmeyi. Tarih 6 Mayıs 1972’ydi. 12 Mart 1971’in üzerinden henüz 10 ay geçmişti. (İstanbul/EVRENSEL)

DÜNYADA ‘68 HAREKETİ
2. DÜNYA Savaşı’nda faşizm yıkılmıştı. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kurulmasının ardından Amerika, Kore Savaşı’nı başlatmış, emperyalistler kısmi bir yenilgiye uğratılarak Kuzey Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti kurulmuştu. Vietnam’da ise işgalci Fransızlara karşı bağımsızlığı savunan bir hükümet kurulmuştu. Uzak Doğu’da tutunamayan emperyalizm, bir diğer kıtada da yenilmek üzereydi. Cezayir’de 100 yıllık Fransız işgali 1962’de kırılmıştı. Küba’da ABD destekli Batista diktatörlüğü; gerilla güçlerinin 1959 başında yönetime el koyması ve halk egemenliyle yıkılmıştı. ABD içinde ise başkan Kennedy, siyah önderleri Malcolm-X ve Martin Luther King’in ölümlerinin ardından sokağa dökülen siyahlar ve Vietnam Savaşı’na tepki gösteren ilerici öğrenciler, birçok cephede yenilgi alan ABD’yi ‘içeriden’ sarsıyordu. Ortadoğu’da da ABD destekli İsrail, 1949’da kurularak sınırlarını genişletti ve milyonlarca Filistinliyi sürgün etti. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün kurulması ve halkın mücadelesiyle, takip edilen antiemperyalist bir cephe haline geliyordu.
PARİS’TE GENEL GREV
Sermayenin yenilgisine en çok yaklaşan Fransa’ydı. İşçiler, 1967’de ücret artışı ve iş kazalarına karşı güvence talebiyle eylemleri başlattı. İşçilerin, sendikanın grevi bitirme kararına uymaması üzerine grev dalga dalga yayıldı. 1968’de ise polisin, işçilere saldırmasını protesto etmek için başlatılan grev ülkenin kuzeyine yayıldı. Öte yandan, öğrenci grupları Vietnam’la dayanışma eylemleri düzenliyordu. 6 öğrencinin tutuklanması üzerine rektörlük binası işgal edildi ve ülkenin ilk üniversite işgalinin kararı alındı.
3 Mayıs’ta Sorbonne Üniversitesi’ndeki eyleme polis müdahalesi ve polis işgalinin ardından, eylemler tüm ülkeye yayıldı, mücadele kitleselleşiyordu. 13 Mayıs’ta 2 büyük konfederasyonun çağrısıyla iktidarın 10. yılını protesto için bir günlük genel grev kararı alındı. Paris’te bir milyon kişinin katıldığı eylemin yapıldığı gün iktidar, polisin Sorbonne’den çekileceğini açıkladı. Aynı günün gecesi öğrenciler şehrin önemli merkezlerinden Quartier Latin Meydanını işgal etti. Öğrencilere işçiler cevap verdi, Sud Aviation fabrikası işçileri fabrikayı işgal ederek patronları bürolarına hapsetti. Renault fabrikası da işgal edildi ve fabrikaya çekilen kızıl bayrakla süresiz işgal ilan edildi. 18-22 Mayıs arasında grevdeki işçi sayısı 8 milyonu geçti, tüm kamu hizmetleri durdu. Patronlar hapsedilmiş, bazı patronlar çalışma pratiğini öğrenmek üzere çalışmaya zorlanmıştı. Öte yandan 200 bin köylü eylemdeydi.
İŞÇİ-ÖĞRENCİ BİRLİĞİ
İtalya’da ise 1967 sonlarında belli bir ivme kazanan sınıf hareketi öğrenci hareketine eşlik ediyordu. 1967 Eylül-Aralık arasında Olivetti grevine 15 bini aşkın işçi katıldı. Öğrenci hareketinin merkezi olan Torino’da bulunan Michelin lastik fabrikasında güçlenen işçi-öğrenci birliği, tüm ülkeye yayılmaya başladı. 1968 başlarında ülkenin 5 büyük şehrindeki üniversiteler işgal edildi. Nisan’da Valdango kasabasındaki grev ‘68’in İtalya’daki simgelerinden biri haline geldi. Güneyde de tarım işçilerinde de hareketlilik başlamıştı.
Almanya’da öğrenci hareketi, 1965’te Vietnam savaşıyla başladı. Haziran 1967’de İran Şahı Pehlevi’nin ziyareti sırasında yapılan eylemlerde bir öğrencinin polis tarafından öldürülmesiyle, hareket kitleselleşti. Bir gençlik önderinin faşistlerce vurulması ve kurtulmasının basında “şanssızlık” olarak yer alması üzerine, yayın grubu Springer öğrencilerce basıldı, makineleri tahrip edildi. Berlin’de 30 bin kişinin katılımıyla kutlanan 1 Mayıs’ın ardından ‘olağanüstü hal yasası’ çıkarılmak istenince yüz bin kişilik eyleme metal sendikası da destek verdi. Eylemler işçi-öğrenci karakteri kazanmaya başladı.
Ceren Saran
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.