‘Güzel günlerin düşbazları…’

‘Güzel günlerin düşbazları…’

DÜŞBAZ şarkılarıyla yolum, geçen sene Munzur Festivali için Dersim’e giderken kesişti. Zaman zaman stüdyoyu ziyaret ederek ya da telefon ederek sabırsızlıkla bekledim albümü… Ve nihayet Düşbaz, güzel günlere dair şarkılarıyla su taşıdı yüreklerimize…


DÜŞBAZ şarkılarıyla yolum, geçen sene Munzur Festivali için Dersim’e giderken kesişti. Zaman zaman stüdyoyu ziyaret ederek ya da telefon ederek sabırsızlıkla bekledim albümü… Ve nihayet Düşbaz, güzel günlere dair şarkılarıyla su taşıdı yüreklerimize…
Sohbetimize, grup üyelerinin yollarının nasıl kesiştiğiyle başlamak istesem de, bir türlü duruma açıklık kazandıramadık. Öyle bütünleşmişler, öyle birbirleri olmuşlar ki anımsamıyorlar.
Üniversite yıllarında, 1990’da bir araya gelen Şenol, Kerem ve Ali, kurdukları “Ozanca” müzik grubunda ilk üretimlerini yapmaya başlamışlar.
Düşbaz, “sol müzik aleminde” ‘80’den bu yana devam edegelen “yaslı havayı” dağıtmak için çıkmış adeta yola. “Ne duruyorsun be adam, yık her şeyi yeniden yap” diyor. Büyük bir güvenle güzel günler için düş görmeye davet ediyor bizleri.
Ozanca’nın katkısı var değil mi Düşbaz’ın şekillenişine? Nasıl bir tecrübeydi Ozanca?
Ali: Çağdaş müzik yapan gruplar vardı, ancak Ozanca’nın şöyle bir farkı vardı: Ozanca’yla müzik yapmak istiyor, fakat o müzikten para kazanmak istemiyorduk. O yüzden Kerem, tenis hocalığına başladı, ben bir enstrüman yapımcısının yanında çalışarak para kazandım. Grupta herkes farklı farklı işlere yöneldi. Başka şeylerden para kazanarak, müziği sadece müzik için yapmaktı amacımız. 5-6 ay sonra fark ettik ki bu sefer müzik yapmaya vakit kalmıyor. Hepimiz o işleri bıraktık ve müzikten bir şekilde geçinmek gerektiğine karar verdik. Piyasada müzik yapan gruplara, solistlere eşlik ettim enstrüman çalarak. Böyle yıllar geçti.
Dizilerde sesinizle, şarkılarınızla yer alışınızın size bir katkısı olmuştur; çünkü çok sevildi şarkılarınız…
Ali: Küçük Kadınlar’da Elveda Düşler, ama öncesi de var. Kerem başka bir dizide şarkı söyledi mesela, Bıçak Sırtı dizisinde Oğul diye bir şarkı... Gurbet Kuşları’nda biz bir bölümde yer alan konser sahnesinde çıkıp iki tane şarkı söyledik. İnternette de dolaştı şarkılar.
Yaptığınız müziğin tarzını nasıl tanımlıyorsunuz?
Kerem: Biz blues ağırlıklı rock müziği yapıyoruz, yönümüz rock. Bu bizim ön albümümüz aslında. Eylül-ekim gibi ikinci albüme başlayacağız.
Şenol: Yolumuzu bulacağımız bir ışık gibi…
Kerem: Kendine ait soundu olan müzik yapmak, klişelerin dışına çıkmak istiyoruz. Farklı bir rock müzik var, biz de onu arıyoruz.
Repertuvarınızda değişik renklerde ve tarzlarda şarkılar var, ortaya çıkan albüm sizi yansıttı mı?
Ali: Ben tam da bizi yansıttığını düşünüyorum. Çünkü İstanbul’da yaşıyoruz. Ve herhangi bir yerde, bir müzisyenin yaptığı şey anında her yere ulaşıyor internet aracılığıyla. Acayip bir bilgi enformasyonu döngüsü içindeyiz. Halk müziğinden de, arabeskten de, rocktan da, cazdan da etkilendik. O yüzden karma bir tarz oluştu bu ilk albümde.
Bundan sonrasına dair nasıl şekillenecek bilemiyoruz; bu bir yol, başlangıç noktasıydı. Ekonomik kaygımız yok, o kaygıyla yapmadık albümü. Gruptaki herkesin bir işi var. Böyle olması güzel oldu. Sadece müzikal birliktelik olmuş oldu, bu önemli. Herkes bize diyor ki neden 16 şarkı koydunuz albüme, sonraya saklasaydınız. Bizim beste yapmakla ilgi hiçbir sıkıntımız yok. Şimdi de istesek daha iki albüm yapacak kadar şarkımız hazır.
ŞARKI SÖYLÜYORUZ, BOŞ LAF OLMAMALI
Daha önce Ahmet Kaya tarafından bestelenen Hasan Hüseyin’in Güzel Günler şarkısına yeni bir beste yaptınız, bu bir risk değil miydi mesela?
Ali: Ahmet Kaya dinlememize rağmen biz onun daha önceden bestelendiğini bilmiyorduk. Hasan Hüseyin’in Güzel Günler ve Duraktaki Işık isimli iki şiirini birleştirdik, belli bölümlerini alarak. Ayrıca Sevgili İşçi Kardeşlerim var bir de, onun sözleri de Hasan Hüseyin’e ait…
Albümde bir de Almanca şarkınız var… Bertholt Brecht’in şiirini orijinal dilinde bestelemek fikri nasıl oluştu?
Şenol: Daha bugün bir Alman müzisyen arkadaşımıza dinlettik, bize “Siz delisiniz, çılgınsınız” dedi. Çok beğendi, bir o kadar da şaşırdı. Brecht’i kendi anadilinden ulaştırmak istedik. Almanca sözler müziğe çok iyi oturdu.
Ali: Şenol olmasaydı biz cesaret edemezdik, Şenol yıllarca Almanya’da yaşadı, Almanca biliyor.
Metin yazma konusunda da bayağı başarılısınız, derdi olan bir içerik var…
Kerem: Başladığımız ilk andan itibaren sözcüklere çok önem verdik. Şiirler topladık, yeni yapacağımız besteler için, elden geçirdik. İçerik önemli bizim için. Şarkı söylüyoruz, boş laf olmamalı. Sadece sözde değil, müzikte de biz o kaygıyı yaşıyoruz. Melodilerimiz çok zengin. Parçalar bir giriş bir nakarat değil. İntrosu ayrı, çoğu parça 3 bölüm.
Albümde hem protest şarkılar var, hem de sevda şarkıları… Bir arada görmeye alışkın değiliz…
Ali: Politik müzik yapan gruplar hep politik şarkılardan seçtiler repertuvarlarını; aşk şarkıları yapanlar da öyle. Zannediyorum ilklerden birisiyiz biz. Bence bu çok önemli…
Albümde geçtiğimiz ay yitirdiğimiz Aşık İhsani’nin de bir eseri var. Yaşarken kendisi dinleyebildi mi yorumunuzu, haberi oldu mu?
Şenol: Şarkıyı hepimiz çok seviyorduk. Albüme koymaya karar verince bir şekilde ulaştım kendisine. Projemizden bahsettim. Çok iyi karşıladı bunu. Hatta ben parasal olarak bir talebi olup olmadığını sordum. “Gerek yok, yapın bitirin getirin, dinleyeyim yeter bana” dedi. Parçayı dinletemedik, biz dinletemeden vefat etti.
Aşık İhsani’nin diğer aşıklardan biraz daha farklı bir yanı var. Rock ruhu taşıyormuş gibi geliyordu bana.
Nesrin Aksu
www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.