ÖRGÜTLÜ BASIN

ÖRGÜTLÜ BASIN

  • Bir deyim vardır ya, kör gözüm parmağıma… İşte o!...Bir de Nazilerin katliamına uğrayan insanların dramına sessiz kalıp, sıra kendisine gelince kurtarıcı arayan rahibin hikayesi vardır… O da, o!...


    Bir deyim vardır ya, kör gözüm parmağıma… İşte o!...
    Bir de Nazilerin katliamına uğrayan insanların dramına sessiz kalıp, sıra kendisine gelince kurtarıcı arayan rahibin hikayesi vardır… O da, o!...
    ***
    Sayın Başbakan, yoldan geçerken, gençleri görmüş:
    “Dün o tesisleri denetlemeye giderken orada maalesef gençliğimizin bir bölümünün halini gördük. Gerçekten üzüntü vericiydi. Bu şekilde sınırsız, kontrolsüz bir ahlaki erozyonun olduğu yapılanma bizi dertlendiriyor. Kendi başına bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya…”
    Ya da nezarete!...
    O gün, o gençleri görmese, o gençler parmaklarıyla metalci işareti yapmayacaklar, sicillerine de, “Başbakana orta parmak işareti yapmak suretiyle devlet büyüğüne hakaret etmek” suçlaması eklenmeyecek ve geceyi nezarette geçirmeyeceklerdi!...
    Gençliği içine düştükleri bunalımdan (!) kurtarayım derken, başlarına daha büyük dert saldı!...
    Sanki, ahlaki erozyonun bizzat teşvikçisi sapına kadar sahip çıktıkları kapitalist sistemin kendisi değil…
    Sanki, İslami sermaye, Marks’ın deyimiyle tarihin görüp gördüğü en en yıkıcı egemen sınıf olan “burjuvaların” bir parçası haline gelmedi!...
    “Dini ve milliyeti olmayan sermayenin” ahlaki değerlere “siyaseten ve dinen” nasıl sahip çıktığını, parmak göze girmeden önce, yoldan geçerken gösterdiler…
    ***
    İyi ki bizim grevimizi görmüyor!...
    “Dün Barbaros Bulvarı’ndan geçerken bir pankart gördüm, BU İŞYERİNDE GREV VARDIR yazıyordu. İçim sızladı, indirttin bu pankartı dedim…”
    Yoksa bizim pankartı da mı gördü?! Grev onun için mi durduruldu?
    O kadar yükseklerde ki sokaklardaki milyonlarca dertli insanı görmesi mümkün değil!...
    Belki de o milyonlar, onun gözlerinden uzak kalabilmeyi tercih ediyor…
    Parmağınızı çekin gözümüze girmesin, biraz da kenarda kalın lütfen gölgeniz vurmasın!...
    ***
    “Sayın Davut Dursun’un RTÜK’e başkan olarak seçilmesi, RTÜK açısından çok başarılı olmuştur. Ben kendisinin çok iyi hizmetler vereceğine inanıyorum.”
    “Sayın Dursun ile ilgili olarak birtakım gazetelerde, köşe yazarlığı ve daha önce yazdığı kitaplardaki birkaç cümlesiyle ilgili bazı eleştiriler okudum. Bu eleştirileri çok haksız buluyorum. Davut Dursun, çok önemli bir ilim adamıdır. Üniversitede ders vermektedir ve bir köşede fikirlerini özgürce yazmaktadır. Bir bilim ve fikir adamı olarak düşüncelerini söylemesinden ve yazmasından daha tabii bir şey olamaz. Sadece birkaç cümleyi alarak buradan tehlike üretmeye çalışanlar, çok yanlış bir iş yaparlar.”
    RTÜK’ün bağımsız bir kurul olarak çalıştığı ve çalışacağının teminatını, gözlerimize parmak girmeden önce, “siyaseten” bir kez daha gösterdi, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç!...
    ***
    Milli Güvenlik Kurulu toplantısının hemen akabinde, “mini” Milli Güvenlik Kurulu toplantısı yapıldığı yorumları kamuoyuna yansıdı.
    Kamuoyunun “merakını” gidermek için Hükümet Sözcüsünün hiç de alışık olunmayan bir şekilde yaptığı açıklamada, “terör ve güvenlik” meselelerinin ele alındığı bangır bangır söylendi.
    Arkasından, Adalet Bakanının, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu toplantısına katılmaması için, daha doğrusu, HSYK toplantısında hükümetin izleyeceği stratejiyi belirlemek için “mini” toplantı bahanesinin uydurulduğu ortaya çıkıverdi.
    “Korsan kararname” lafları aldı yürüdü…
    Ama hükümet temsilcileri devam etti: “Eğer medyaya yansıyan fotoğraflar, haberler ve tartışmalar gerçekse, bundan HSYK’nın, yargı sürecinin olumsuz etkileneceğini düşünüyorum.”
    Savcı ve yargıç atamalarındaki bağımsızlığın “siyaseten” teminatını, parmak göze girmeden önce, açık seçik gösterdi Adalet Bakanı, Başbakan Yardımcısı, Hükümet Sözcüsü, Başbakan…
    ***
    YÖK’ün yenilenmiş rektörleriyle yaptığı toplantıda, imam hatiplilerin önünü açan katsayı değişikliğini “Sağ olsunlar şu ana kadar olan eğitim özgürlüğüne yönelik bir haksızlığı giderdiler” diyerek onayladı, gençleri ahlaki bunalımdan kurtarıp ekonomik bunalıma iten, işçilerin sendikal sorunları karşısında “gücünüz varsa greve çıkın” tehdidi savuran şiir mağduru!...
    Ardından müritleri başladılar, kararın tefsirine:
    Çiçeği burnunda Milli Eğitim Bakanı dedi ki: “Katsayı değişikliğinin ülkemize, ortaöğretime çok önemli katkılar sağlayacağına inanıyorum. Hem ortaöğretimin başarısının ve kalitesinin artacağına hem de meslek liselerinin ve Türkiye’nin gelecekteki genç istihdam gücünün daha doğru şekilde planlanmasına yardımcı olacağını düşünüyorum.”
    Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmeler Derneği açıkladı: “Farklı katsayı uygulamasının kaldırılması, kalifiye eleman sıkıntısı çeken iş dünyasının yüreğine su serpti.”
    Ekonomik krizin nedeninin, imam eğitimi almamış teknik eleman eksikliği olduğunu, parmak göze girmeden önce öğrenmiş olduk!...
    ***
    İşadamlarının en başındaki kişi, nihayet, İslami sermayenin açıkça iktidara el koyduğunu, İstanbul sermayesinin tasfiye edildiğini ilan etti: “Asıl burjuva biziz!”
    Emekçinin imanlısı da imansızı da İstanbul sermayesinin sömürüsünden kaçıp, yeni İslami sermayenin yeşil bayrağı altında ufalanmaya mahkum ediliyor!
    12 Eylül Anayasası’na veryansın eden yeşil sermayenin siyasi temsilcileri, işçi haklarıyla ilgili statükoyu kendi lehlerine korumayı burjuva bayraktarlığının bir gereği sayıyorlar!...
    Yarım yüzyıldır, Atatürkçülükle, sosyal demokratlıkla hiç ilgisi olmayanların, demokrat maskesi ardına gizlenip sermayenin hizmetkarı olarak çürüttükleri kurumlar, şimdi Kemalizmle hesaplaşma adına, sermayenin yeni biçimi ve isteklerine uygun olarak yeniden yapılandırılıyor.
    Buna direnen eski egemenler, inisiyatifi yitirmiş olmanın telaşıyla demokrat tavırlar sergilediklerini sanıyorlar.
    Zamanında aklınızı başınıza toplasaydınız da, çürüttüğünüz kurum ve kuruluşların yapılanmasını İslamcıların eline bırakmasaydınız!...
    ***
    Parmak artık göze girdi!...
    Göz göre göre artık göremez olduk…
    Ama o görüyor, çeki düzen vermek için uyarıyor…
    Yoldan geçerken uyarıyor, parlamentodan uyarıyor, sendikaları ele geçirerek uyarıyor, eğitimi yapılandırarak uyarıyor…
    Yargının da savcısı ve yargıcı olmak için açıkça müdahil oluyor…
    Rahip çırpınıyor, dizlerini dövüyor… Solcuları, aydınları bu memlekete hizmet etmekten alıkoyarken, onları cezaevlerinde işkencelerle yok ederken, eğitimden, kamu kuruluşlarından, parlamentodan tasfiye ederken nasıl sessiz kaldığına yanıyor!
    ***
    Nerden aklıma geldiyse, “minareler süngümüz, kubbeler miğferimiz” dururken, Yahya Kemal Beyatlı’nın “Nazar” adlı şiirinin o muhteşem dizeleri:
    ***
    Gece, Leylâ’yı ayın on dördü,
    Koyda tenhâ yıkanırken gördü.
    “Kız vücûdun ne güzel böyle açık!
    Kız yakından göreyim sâhile çık!”
    Baktı etrâfına ürkek ürkek
    Dedi: “Tenhâda bu ses nolsa gerek,”
    “Kız vücûdun sarı güller gibi ter!
    ERCAN İPEKÇİ
    www.evrensel.net

    0 yorum yapılmış

      Yorum yapın

      Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.