Sosyalizm nasıl eleştirilir?

Sosyalizm nasıl eleştirilir?

Doğrudan komünist ekonomi hakkında olmasa bile, sosyalizm ile özdeşleşmiş herhangi bir fikri savunduğunuz zaman; karşınızdaki kişilerden aynı cümleyi duyuyorsunuz: “Sosyalizm çöktü. Bak SSCB’ye ne hale geldi.”


Doğrudan komünist ekonomi hakkında olmasa bile, sosyalizm ile özdeşleşmiş herhangi bir fikri savunduğunuz zaman; karşınızdaki kişilerden aynı cümleyi duyuyorsunuz: “Sosyalizm çöktü. Bak SSCB’ye ne hale geldi.” Bunu söyleyen kişinin yaşadığı ülkenin hiçbir sosyalist ülkeden daha gelişmiş ve müreffeh olmadığı ayrı bir konu, ama peki sosyalizm gerçekten çökmüş müdür? Yenilmiş midir? Sovyetler deneyi sosyalizmin işe yaramayacağını ispat etmiş midir? Sosyalizm eleştirileri ne ölçüde yüzeyselliğin ve propaganda zihniyetinin dışına çıkabilmiştir?
Sosyalizm yenilmiş değildir. Tam tersine; sosyalizme dair pek çok kavram (İşçi hakları, enternasyonalizm, insan hakları, özgürlük, bilimcilik) tüm ideolojilere ve genel paradigmaya hakim olarak varlığını sürdürmüştür. Çöktüğü ilan edilen bu ideoloji; küresel kriz günlerinde herkesin aklına gelen ikinci alternatif olmuştur.
Yenilen ve çöken, sosyalizmin bir takım uygulamalarıdır. Merkezi bürokratik uygulamalardır. Komünizmin ideallerinin hepsi bugün yaşamakta ve aynı heyecanı yaratmaya devam etmektedir.
İnsanca yaşamak, paylaşmak, sosyal adaleti sağlamak gibi idealler halen varlığını sürdürmektedir. Sosyalist felsefenin kurulu otoriteye attığı tokat bugün hâlâ sızısını sürdürmektedir.
Bir ülkede kurulan sosyalizmi eleştirirken; o ülkenin devrim öncesi iktisadi ve sosyal durumunu, o ülkedeki sosyalistlerin sosyalizmden ne anlayıp nasıl uyguladığını, devrim olduktan sonra ülkenin dışarıdan nasıl kıstırıldığını iyi irdelemek gerekir. Tüm bunları düşünerek Sovyetleri eleştirdiğinizde, durumun bir takım propagandacıların anlattığından daha farklı olduğunu görebiliyorsunuz.
Rusya’da devrim olmadan evvelki iktisadi ve sosyal koşulları anlamak için bir kaç Dostoyevski kitabı okumak yeterli olabilir.
Nitekim gerek Dostoyevski gerek Tolstoy kitaplarında “devrimcilerden” bahsetmiş ve onları övmüştü. O dönemin bütün Rus edebiyatı eserlerinde köylü ve toprak sahipleri arasındaki ilişkiler üzerinden hayat ve ekonomi sorgulanmıştı. Diğer bir büyük Rus edebiyatçısı olan Maksim Gorki’nin dünya edebiyatına mal olmuş “Ana” isimli eserini sosyalizme adadığını da atlamayalım.
Sosyalizm bir umuttu. Dünyanın o güne kadar ki akışını tümüyle değiştirmeyi planlayan ve bunu büyük ölçüde başaran bir umut. Karl Marx yaşamı boyunca gelişmiş ülkelerde devrim beklerken, devrim hiç beklenmeyen ülkelerde yaşandı.
Sosyalizm bir kalkınma ideolojisi olmamasına rağmen, Stalin dönemi de dahil olmak üzere, Rusya’yı Amerika’dan sonra en önemli ikinci ekonomi haline getirmişti. Uzay ve bilim çalışmalarında da öyle.
Üstelik tüm bunları yapan Komünist Rusya, devrim öncesinde yalnızca yüzde 8’i işçi olan yani bir noktaya kadar sanayileşmiş bir ülkeydi.
Amerika ve Avrupa ülkeleri ise sanayi devrimlerini tamamlamış, emperyalizm hareketlerini yarılamıştı. Sovyetler varken de bu aynen sürdü.
Yani; sosyalizmin uygulandığı ülkeler battı, kapitalist ülkeler coştu derken; o kapitalist ülkelerin kimleri sömürerek, nasıl insanlık dışı politikalar güderek o noktaya geldiğini iyi tahlil etmek gerekiyor.
Herhangi bir sosyalist ülke dünyanın neresini kaynakları için işgal etmiştir?
Bu bir yana; Wilson Prensipleri dediğimiz şey, Lenin’in UKTH’sinden çalıntı değil midir?
Sovyetler eleştirilir, eleştirilmelidir.
Ama bugüne kadar eleştirenlerden pek azının amacı gerçekten bir sistemi eleştirmek olmuştur. Çoğu zaman yeni, seküler, evrensel olan her düşünceye karşı beslenen gerici öfkenin üzerine bir kisve oldu bu eleştiriler. Amaç; “Devletin buyurduğu yoldan sapanların” kurduğu devletlerin hiç de başarılı olmadığını göstermekti. Bunu yaparken hiçbir gerçeklik etiğine saygı duymadılar.
“Komünizm, ölümden iyidir” diyen ve Koreli eşiyle bütün Amerika’da savaş karşıtı eylem yapan John Lennon’u tevkif eden ve sonunda öldüren insanların eleştirileriydi bunlar. “Evinde kızıl gece lambası olan herkesi” komünist ilan edip işkencelerden, sansürlerden geçiren insanların; Rusça altyazıyla film yayınladığı için insanları yıllarca hapsedenlerin eleştirileriydi bunlar.
Bugün, Amerika’daki sağlık reformuna karşı yapılan mitingde “Benim vergilerimle fakirleri besleyemezsin. Açsanız, ölün!” pankartlarıyla yürüyen milyonlarca insanın karşıtlığıydı yani. Onların derdi propagandaydı.
Dünyada, kapitalizm ve komünizm tartışmaları aslında; despotizm ve özgürlüklerin, militarizm ve antimilitarizmin, yerelcilik ile evrenselciliğin, dogmalarla aklın tartışmaları olmuştur.
Komünizme karşı olanlar aynı zamanda ırkçılığı savunanlar olmuştur çoğu zaman.
Komünizme karşı olanlar evrenselciliğe de karşı olmuştur hep.
Komünizme karşı olanlar antimilitarizme de savaş açmıştır.
Komünizme karşı olanlar her zaman barışa da karşı olmuşlardır.
Komünizm karşıtları arasından bu yukarıda sıraladığım tanıma uymayanlar çok azınlıkta kalan bir kaç liberal akım ve anarşistlerdir.
Kimse Sovyetler eleştirilmesin demiyor.
Eleştirilsin; ama sağlıklı biçimde. Eleştirilsin; ama gerçekleri çarpıtarak değil.
Nazilerin yaptığı Ukrayna Soykırımı’nı Stalin’e mal ederek değil.
Sovyetler döneminde herhangi bir nedenden ölen insanların bile “Sovyetlerin gazabından” öldüğünü ilan ederek değil. Sovyetler döneminde büyük gazetelerin Moskova muhabirlerinin gönderdiği haberlerin çarpıtılarak ve büyük ölçüde değiştirilerek yayınladığını unutarak değil.
Soğuk savaş döneminde Sovyetlerde ve komünist ülkelerde yaşanan her türlü acı olayın sonuna kadar propagandasını yaparken; savaşın diğer ucundaki kapitalist dünyanın hangi tür soğuk savaş taktikleriyle ülkeleri derinden işgal ettiğini, suikastler düzenlendiğini, yasal gücü kullanarak nasıl sansürler yaptığını atlayarak değil. Bugün Türkiye’deki Ergenekon davasıyla açığa çıkan o örgütün komünistlere karşı kurulduğunu unutarak değil. Dünyanın neredeyse bütün ülkelerinde NATO tarafından desteklenen böyle örgütler olduğunu ve bunların o ülkelerin tamamında tümüyle kirli işlerin içinde olduğunu unutarak değil.
Sovyetler’de uygulanan komünizmin, komünizmin tek bir biçimi olduğunu görmezden gelerek değil. Orada uygulanan komünizmin; pek çok komünist tarafından da ciddi biçimde eleştirildiğini önemsemeden değil. Bütün ideolojilerin soyut bir tahlile dayandığını ve bunu uygulayabilmenin ayrı bir beceri istediğini atlayarak değil.
Kısacası; kurulu bir sistemi eleştirirken; o ülkenin ideolojisinden evvel ne şartlar ve nasıl algılayışlar içerisinde ideolojiyi uygulamaya soktuğunu iyi anlamak gerekir. Teori ve pratik birbirinden farklıdır.
HASAN RUA
www.evrensel.net