28 Şubat 2010 05:00

Prion Hastalıkları: Deli dana, Creutzfeld-Jacob hastalığı ve gen teknolojisi

Bundan çok değil 15-20 yıl kadar önce karşılaştık deli dana hastalığıyla ilk defa. Türkiye’ye ithal etlerin girmeye başladığı bir dönemdi.

Paylaş
Bundan çok değil 15-20 yıl kadar önce karşılaştık deli dana hastalığıyla ilk defa. Türkiye’ye ithal etlerin girmeye başladığı bir dönemdi. İngiltere’de ilk olarak danalarda tanımlanan hastalık, Türkiye’de de bayağı bir yankı uyandırmıştı. Bugün GDO ile ilgili ne kadar çok program yapılıyorsa o gün benzer şeyler deli dana hastalığı ve ithal etler konusunda yapılıyordu. Ancak ne olduysa ortalık duruldu ve deli dana hastalığı ve onun insanlarda olan şekli olan Creutzfeld-Jacob hastalığı unutuldu 2000’li yıllara kadar. Yine bu dönemde Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ne başvuran bir hastada Creutzfeld-Jacob belirtilerinin görüldüğü haber merkezlerinden duyuruldu. Dönemin Tıp Fakültesi Dekanı haberi reddetti ancak İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü haberi doğruladı. 2004 yılında İngiltere Sağlık Bakanlığı Kreuzfeld-Jacob hastalığını taşıyan kan ve kan ürünlerini on bir ülkeye ithal ettiklerini açıkladı. Türkiye’nin ne kadar risk altında olduğu ise açıklanmamıştı. Sağlık Bakanlığı bu kan ürünlerinin Türkiye’ye gelmediğini açıkladı ancak yine de kafalardaki soru işaretleri aydınlanmadı. 1995-1997 yılları arasında kan alan herkesi test olmaya çağırdı. Daha sonra dönemin Tarım Bakanı Sami Güçlü Türkiye’de sığırlarda deli dana hastalığına ve insanlarda Creutzfeld-Jacob hastalığına hiç rastlanmadığını açıkladı (2004). Oysa durum biraz daha farklıydı. Türkiye’de 2000’li yıllarda Creutzfeld-Jacob hastalığına sahip olduğu düşünülen, belirtileri gösteren hastalardan alınan örneklere o dönem genetik testler yapılamıyordu. Bu nedenle alınan örnekler İngiltere’deki araştırma enstitülerine hastalık teşhisinin tam olarak konulabilmesi için gönderiliyordu. 2001 yılında Cerrahpaşa Tıp dergisinde yayınlanan “Creutzfeldt-Jakob Hastalığı:Otopsi Sunumu ve Literatürün Gözden Geçirilmesi” başlıklı araştırma sporadik bir Creutzfeld-Jacob hastasının otopsi bulgularını gözler önüne sermektedir (Öz B, Ersoy G, Demirkesen C. Creutzfeldt-Jakob disease. Cerrahpaşa J Med 2000; 31 (1): 42-48). Yine Türk Nöroloji dergisinde yayınlanan “Creutzfeldt - Jakob Hastalığı: iki Olgu” başlıklı bilimsel araştırma iki Creutzfeld-Jacob hastasına ait ölümlerinin öncesi ve sonrasındaki tıbbi bulguları ortaya koymaktadır (Türk Nöroloji dergisi Yıl: 2006 Cilt: 12 Sayı: 1 50-58). Hastalıkla mücadelede önlemlerin alınabilmesi için hastalığın iyi tanımlanması, nedenlerinin belirlenmesi önem taşımaktadır. Hastalığın varlığını reddetmek onunla mücadelede birkaç adım geriye gitmektir.Deli dana da onun insandaki şekli olan Creutzfeld-Jacob hastalığı da prion dediğimiz bir çeşit proteinin yapısının yanlış katlanma sonucu bozulması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Yapısı bozulan protein, yapısı bozulmamış olanların da yapısını değiştirerek onların da yapısının bozulmasına sebep olmaktadır. Yani protein seviyesinde bir değişikliğe sebep olmaktadır. Yapısı bozulan prion proteinleri beyin hücreleri içinde birbirine yapışıp çökelerek, gerçek işlevlerini yerine getirememektedir. Bu da beyin hücrelerini bozarak beynin zamanla süngerimsi bir yapı haline gelmesine yol açmaktadır. 26 Şubat 2010 tarihli Science dergisinde yayınlanan bilimsel araştırma prion proteinlerinin ve yol açtığı hastalıkların tanımlanması ve tedavisinde önemli bir aşama kaydedilmesini sağladı. Wang ve arkadaşları, sıçandan alınan prion proteinini bakteride recombinant DNA teknolojisini kullanarak hastalığa sebep olan patojenik prion proteini halinde üretmeyi başardı. Bu hastalık yapıcı rekombinant prion proteini, çökelme, ve kendini devam ettirebilme özelliklerine sahip olacak şekilde üretildi. Bunlara ek olarak proteinleri kesen enzimler recombinant prion proteinini keserek parçalayamamaktadır. Yani recombinant prion hastalığa neden olacak bütün özellikleri taşımaktadır. Araştırmacılar bu protein bakteriden saflaştırıp, fare beynine enjekte ettiler ve farelerin yaklaşık 130 gün sonra hastalık belirtileri gösterdiğini, yaklaşık 150 gün sonra da hastalığın son aşamasını yaşadıklarını gösterdi. Farelerde ölüm sonrası bulgular da prion hastalığının yayılış mekanizması olan proteinden proteine yayılışı doğrulamaktadır ( Wang ve ark., Generating a Prion with Bacterially Expressed Recombinant Prion Protein, Science 327 (5969), 1132).Prion hastalıkları moleküler biyolojide ve genetik biliminde büyük bir devrimi de beraberinde getirmiştir. Çünkü prion proteini biyolojinin ünlü “santral dogma”sını yıkmıştır. Orta öğrenimden beri fen bilgisi, biyoloji derslerinde genetik bilginin DNA’dan RNA’ya oradan da protein doğru aktığı ve bunun da biyolojinin santral dogması olduğu öğretilmekte, ezberletilmektedir. Santral dogma Francis Crick tarafından 1970’te tanımlanmıştır. Oysa prion hastlıklarında proteinden proteine doğru giden bir akış söz konusudur. Prion protein ismini de buradan almaktadır. Prion=Proteinaceous infectious particle (Proteinimsi bulaşıcı parçacık). Bu aynı zamanda DNA’yı tüm biyolojinin merkezine koyan indirgemeci yaklaşımı da boşa çıkarmaktadır. Prion proteininde görülen bilgi akışının çeşitli biyolojik süreçlerde de önemli olduğu Susan Lidquist ve Eric Kandel tarafından kanıtlanmıştır. Bu biyolojik süreçlerin arasında uzun dönem hafıza ile organizmaların yeni çevrelere uyumu da bulunmaktadır.
Günseli Bayram
ÖNCEKİ HABER

Eşkiyalara isyan kesilmişti Telemahos

SONRAKİ HABER

CHP'li Mehmet Bekaroğlu: Demirtaş’ı serbest bırakın, çözüm süreci tekrar başlasın

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa