Bir pazar günü

Bir pazar günü

2 yaşındaki kızım uyanmadan evden çıkmalıyım. Eğer ona yakalanırsam mümkünü yok beni bırakmaz.


2 yaşındaki kızım uyanmadan evden çıkmalıyım. Eğer ona yakalanırsam mümkünü yok beni bırakmaz. Çok değil, belki de 1-2 sene sonra o da bana katılacak. Ama şimdilik onun için erken.
Mahallemizdeki gazete bayiimize gidip her pazar sabahı olduğu gibi 10 adet Evrensel alıyorum. Ve 6 bin kişinin yaşadığı Pendik Kurtköy’deki TOKİ konutlarında her pazar, farklı blokların girişine gazetemizi bırakıyorum. Bir de Zaman gazetesi var. Elbette onlar çok daha organize ve sistemli. Eminim, biz de bu noktaya gelip çok daha sistemli çalışacağız. Paranın gücüne yaslanmadan, gönüllülük esasına göre!.. Zaman’ın yanına gazetemizi bırakıyorum. Egemen olan ve gücünü daha da artırmak isteyen bir düşünce sistemine ve politik bir akıma karşı emekçiler ve aydınlar meydanı boş bırakmıyor, bırakmamalı. Onlar da suyun gücünün, akım şiddetinden değil sürekliliğinden olduğu bilinci ile bu mücadelenin bir ucundan tutuyorlar, tutmalılar. Ama az, ama çok. Ancak, süreklilik şart! Sadece savunulan bir düşünce sistemi, sadece biz emekçilere, aydınlara ait bir gazete olduğu için değil birbirinden değerli yazar-çizer kadrosunu insanımıza taşımak için de sürekli Evrensel dağıtılmalı. Daha çok genç okumalı, Günseli-Gökhan Bayram’ı. Daha çok kadın okumalı Nuray Sancar’ı, Sennur Sezer’i. Daha çok anne baba okumalı, Serdar Değirmencioğlu’nu. Daha çok insan gülmeli ve düşünmeli Sefer Selvi’nin çizgileriyle. Daha çok insan öğrenmeli mitolojiyi Yaşar Atan’ın yazılarıyla.
Gazetelerimi bu pazar da dağıttım. Kızım uyanmak üzeredir. O ağlamadan eve dönme vakti. Kenar mahallede bir pazar günü işte böyle başladı. Güzel bitecek. Biliyorum...
Pendik’ten bir okur (İstanbul)
www.evrensel.net