Tanrıların ve evrenin yaratılışı

Başlangıçta Kaos vardı yalnızca. Uçsuz bucaksız bir şekilsizlik ve boşluk olan bu Kaos; kendi kendini dölleyip ilkin Gaya dediğimiz Toprak Ana'yı doğurdu.

Başlangıçta Kaos vardı yalnızca. Uçsuz bucaksız bir şekilsizlik ve boşluk olan bu Kaos; kendi kendini dölleyip ilkin Gaya dediğimiz Toprak Ana'yı doğurdu. Sonra evrendeki herşeyi birbirine yaklaştırıp birleştiren Eros'u yani Aşk'ı ve hemen ardından Erebos denen Gece'yi doğurdu. Kaos, Gece'yle birleşip gökyüzünün ve yeryüzünün ışıklarını ve Gökyüzü dediğimiz Uranus'u doğurdu. Sonra da yeryüzünde yaşayacak canlılar için suları, dağları, ovaları yarattı. Böyle böyle yaratımlar aralıksız sürüp gitti… Bir süre sonra evrenin ve dünyanın yaratılışı tamamlandı. Artık sıra üzerinde yaşayacak ölümlü varlıklarla ölümsüzlere geldi sıra…Toprak Ana Gaya, oğlu Gökyüzü Uranus'la birleşip altısı erkek altısı dişi olmak üzere ikinci tanrılar kuşağı Titanlar'ı doğurdu. Ardından alınlarında tek gözleri bulunan ve dilimizde Tepegöz dediğimiz ürkünç Kiklop'ları ve tanrılar ölçüsünde güçlü Hekatonehires adlı yüz kollu devleri doğurdu. Toprak Ana Gaya ile kocası Gökyüzü Uranus'un ve onlardan doğan yaratıkların üremeleri sürüp gidiyordu. Ne var ki evrenin baştanrısı Uranus, doğan çocuklarından birinin, gün gelip kendisini baştanrılık tahtından uzaklaştıracağını düşündükçe uykuları kaçıyordu. Bu yüzden de her doğan çocuğunu hemen yutuyor; sonra da onu yeraltındaki erişilmez boşluklara kapatıyordu. Zaten güçlerinden ürktüğü için yüz kollu devlerle Kiklop'ları da zincirleyip yedi kat yeraltındaki derinliklere kapatmıştı! Çocukların anası Toprak Ana Gaya, kocasının bu yaptıklarına çok üzülüyor ama korkusundan birşey diyemiyordu. Ne var ki bir gün gizlice doğurduğu son oğlu Kronos'a durumu anlattı. Birlikte Baştanrı Uranus'u yok etmeye karar verdiler. Gaya oğlunun eline bir tırpan verdi. Geceleyin Uranus sessizce yatağına girdiğinde oğulları Kronos, anasının verdiği tırpanla babasını kesip doğradı. Akan kanından Erinis (Erinys) denen „Öç" tanrıçaları, devler, ve periler çıktı ortaya. Ve gene Kıbrıs yakınlarındaki Akdeniz'e düşen hayalarındaki tohumlarla denizin beyaz köpükleri döllendi. Ve döllenen bu köpüklerden Aşk Tanrıçası Afrodit dünyaya geldi. Bu yeni doğan evren güzelini, denizperileri giydirip kuşattılar; süsleyip püslediler. Sonra da Kıbrıs adasında karaya çıkardılar... Böylece babasının tahtına kurulan Kronos, kızkardeşi Rea ile evlendi. Onun saltanatı sırasında da yaratılış sürüp gitti…Tanrı ve tanrıçaların birleşmelerinden çeşitli tanrılar, tanrısal yaratıklar çıktı ortaya…. Kronos'un bu evliliğinden Hestiya, Demeter, Hera adlarında üç kızla, Poseydon ve Hades adlarında iki erkek çocukları oldu. Yunan mitologyasıyla birlikte, Hitit, Babil ve Sümer mitoslarını harmanlayarak bütün bunları şiir halinde teogonyasında anlatan Hesyodos, Baştanrı Kronos için şöyle der:

"Yiyordu Kronos da ilk çocuklarını, analarının kutsal karnından çıkıp da

dizleri üstüne oturdukça her biri… Korkuyordu, ola ki çocuklarından biri,

Gelir tanrıların başına kral olur diye." Haliyle kocasının bu davranışlarına çok içerleyen karısı tanrıça Rea, gebe olduğu son oğlunu babasının elinden kurtarabilmek için gizlice Girit adasına gitti ve oradaki bir mağarada Zeus'u doğurdu. Kundağın içine bebek yerine kocaman bir kaya koydu ve onu kocası Baştanrı Kronos'a yutturdu. Girit'teki bir mağarada bıraktığı bebeği Zeus, dağkeçisi Amalteya'nın sütüyle beslendi; dağ perileri de onu gizlice büyüttüler. Sonra Rea, oğlu Zeus'a babasının yaptıklarını bir bir anlattı. Bunun üzerine anasıyla anlaşan Zeus, babası Kronos'u tahtından uzaklaştırmaya karar verdi. Bu yüzden çok dalgın uyuduğu bir gece ona saldırdı. Bir zamanlar karnına indirdiği beş kardeşiyle birlikte bebek niyetine yutttuğu kayayı karnından çıkarttı. Sonra da Olimpos'tan kovup onun tahtına kuruldu!..Kurtardığı kızkardeşlerinden Hera ile evlendi..Ne var ki daha saltanatının tadına varamadan dedesi Uranus'un yedi kat yerin altına sakaladığı o azgın Titanlar ve devler çıktı karşısına.... Böylece tanrılararası büyük bir taht savaşı başlamış oldu...Devler kayalık tepeleri söküp söküp Olimpos'a, Seus'un sarayına doğru fırlatıyorlardı! İşte her şeyin böylesine toz duman olduğu savaşta Zeus; bütün şeytani zekasını ve yıldırımlar saçan sihahlarını kullandı. Savaş sırasında kendisinden yana savaşacak olan tanrılara ve devlere, savaş sonrası birtakım ayrıcalıklar sunacağı sözünü verdi. Ve böylesi bir politika sonunda baştanrılık tahtını kurtardı. Bu ürkünç savaşların hengâmesinde, dağlar ve denizler altüst oldu; bazıları yer bile değiştirdi. Kimi mitologya yazarları; bugünkü Yunanistan yarımadasındaki bu karman-çorman dağlarla tepelerle yüklü coğrafyanın, geçmişteki tanrılar savaşının canlı izleri ve tanıkları olduğunu ileri sürmektedir!... Haliyle Baştanrı Zeus, bu savaş sonrasında kendine başkaldıran ve Titanlar denen tanrıları yeniden yeraltı cehennemlerine gönderdi. Gene isyancı devleri, korkunç fırtınaları; örneği ünlü Etna yanardağı gibi çeşitli dağların derinliklerine kapattırdı!.. İşte bu zincirlenip yeraltlarına kapatılan devler ve tanrılar, Zeus'a duydukları öfke yüzünden arada bir ateş püskürdüler ve büyük yanardağlar oluşturdular. Ve onlar zaman zaman zincilerinden boşanmaya çalıştıklarında, onların bu canhıraş zorlanmalarının yansımalarını biz de zelzeleler şeklindeki duyarız...

www.evrensel.net