05 Haziran 2005 21:00

Şirince'nin öyküsü

İzmir'in Selçuk ilçesine bağlı Şirince köyü bugünlerde turistik bir yer. Ancak çok değil, 20-30 yıl öncesine kadar, Balkanlar'dan gelen göçmenlerin, Rumlardan kalma evlere yerleştirildiği bir yerdi.

Paylaş
"Anayurduma selâm söyle benden Kör Mehmet'in damadı! Benden selâm söyle Anadolu'ya... Toprağını kanla suladık diye bize garezlenmesin... Ve kardeşi kardeşe kırdıran cellâtların, Allah bin belâsını versin!" Yunanlı yazar Dido Sotiriyu'nun, "Benden Selam Söyle Anadolu'ya" isimli kitabı bu sözlerle biter. Aydın doğumlu Sotiriyu, kendi çocukluk anılarından süzdüğü kitabında Anadolu Rum köylüsünün yaşadıklarını Manoli karakteriyle anlatır. Manoli, Efes harabelerinin yakınındaki Rum köyü Kırkıca'da doğup büyür. 1914-1918 yılları arasında "Amele Taburu"nda yer alır. Daha sonra da diğer Anadolu Rumları gibi Yunanistan'a iltica etmek zorunda kalır.

Rum mimarisi Manoli'nin kaderini paylaşan diğer Kırkıcalılar da göç eder ve yerlerine Balkanlar'dan gelen Türkler yerleştirilir. Kırkıca, önce Çirkince, daha sonra da Şirince olur. Selçuk'a 8 km. uzaklıkta bulunan Şirince'de Rum mimarisi olduğu gibi korunmuş. Buna karşılık yaşam o günden bugüne oldukça değişmiş durumda. Mübadeleyi yaşayanlardan şu an 4 kişi kalmış Şirince'de. 1922 doğumlu olan Ali Kaya bunlardan biri. Henüz iki yaşındayken Kavala'dan ailesiyle birlikte çıkmış. 14 köyün halkı gemilere bindirilerek Kemer'e getirilmiş. Kemer'deki misafirhaneye yerleştirilmişler. Bir liste verilmiş kendilerine; Şirince, Kuşadası, Ödemiş, Söke, Denizli, Tire.... Köyün ileri gelenleri bir kişiyi görevlendirip, keşfe göndermiş ve sonunda Şirince'ye yerleşmeye karar verilmiş. "Nüfus başına 20 ağaç zeytin, 20 ağaç yemiş, 2 dönüm tarla... Bir nüfus da olsan yine bir ev veriliyordu" diyor Kaya. Rumlar boşalttığı zaman köy 1800 hane imiş. Rumeli'den gelip buraya yerleşen halk, zeytinciliği bilmediği için geçim sıkıntısı yaşamaya başlamış. Bu da beraberinde göçü getirmiş. Önceleri 4-5 bin nüfusu olan köy zamanla 200 haneye düşmüş. "Sade bizim Müştiyan köyünden değil, başkaları da vardı. Giritli vardı, Arnavut vardı... Fakat bunlar hep gide gide bir tek Müştiyan'dan gelen köylüler kaldı. Geri kalanlar kimi Selçuk'a kimi başka yere gitti" diye anlatıyor Ali Kaya.

Turizm değiştirdi Köyün geçim kaynağı önceleri zeytin, tütün ve biraz da yemiş (incir) iken zamanla tütüncülük biter. Meyve yetiştiriciliği başlar. Köyün şimdiki geçim kaynağı olan turizm ise 1970'lerden sonra gelişir. Ali Kaya, köyün turizme açılma öyküsünü şöyle anlatıyor: "1972'de Selçuk'taydım, oradan biliyordum. Ama bizim köyde yoktu. Meryem Ana köyü ismiyle acentalar bizim köyü geziye aldılar. Bir efsane var, Meryam Ana'nın doğuda gömüldüğü söyleniyor, buraya yani. Tarihi köy diye bizi aldılar; yolumuz topraktı, '87'de asfalt oldu ve köyümüz bu hale geldi. O zamanlar bilhassa yazın geldiğinizde kimseyi bulamazdınız. Herkes dağılırdı; araziye tütüne, burada birkaç kişi kalırdı. Şimdi hiç kimse gitmiyor, bütün hanımlarımız turist eşyası satar; her gün yerli turist, yabancı turist köyü ziyaret eder. Televizyonlar, gazeteler geliyor, güzel bir tanıtım oluyor. Bir de sizin gibi gelip görenler anlattılar. On kuruş para vermeden vatandaşların reklamı ile bu köy bu noktaya geldi. Köyümüzün havası güzel, suyu güzel... Yani yaşanacak bir yer. Yaşlı yeri, emekli yeri. Genç yok, kalmıyor. 30 kadar çocuğumuz var bizim ilkokulda, beş sınıfta... 1-2 sene sonra o da kalmayacak." Ali Kaya'ya bu değişimden memnun olup olmadığını soruyoruz. Cevabı şöyle: "Olmaz mıyız canım memnun! Turizm geldi, lokantalar, dükkanlar var. Dışarıdan ekmek geliyor, fırın yetiştiremiyor. Bir ben memnun değilim. Ben de kalabalıktan memnun değilim. Çünkü benim turizmle ilişkim yok. Turist kafileleri geldiği zaman ben diyorum ki, Karşıyaka vapuru geldi yine..." Köyde kadınların ekonomik üstünlüğü ele geçirdiğini de belirtiyor Ali Kaya: "Erkekler yazın hasad vakti malı toplayıp hale götürüyor, satıp sonra da akşama kadar evdeler. Kadınlar yazın köyden ayrılmıyorlar, cumartesi pazar hele asla! Turizmin en yoğun olduğu zamanlar çünkü. Hanımlar parayı çok sever, kusura bakmayın. Masa örtüsü satıp yevmiyesini çıkarıyor, ne yapacak bütün gün güneşin altında. Kadınlar bakıyor şimdi bize. Para nerede ise ağırlık onda, hakimiyet geçti yani."

Kavala'yı unutmamışlar Göçüp geldikleri Müştiyan köyünü unutmamışlar. Şirince'nin kardeş köyü olmuş. Her iki köy birbirini ziyarete gidiyor ve davul zurnalarla karşılıyorlar birbirlerini. Ali Kaya, gençliğinde yaşadığı bir anısını şöyle dile getiriyor: "Tütün çardağındaydık aşağıda, '60-'65'lerde... Çocuklar geldi, dediler ki 'Köye gâvur gelmiş'. Giyindim, kuşandım, bakayım gâvur nasıl bir şeymiş diye. Askerlik yapıp gelmişim, 20-26 yaşında adamım. Gâvurun yani simasi bize uymaz düşüncesindeyim. Halbuki lisan yahut yaşantısı uymuyor. Ne kadar donuk, cahil kafa var. Geldim, oturuyorlar. Dedim: 'Yunanlı gelmiş bizim köye, kimdir, nerdedir?' Dediler: 'İşte bu.' Dedim: 'Bu aynı Yörükler gibi, neresi gâvur bunun?' Yani cahiliyet devriydi, biraz kör geçti hayat. Şimdiki gençler, her şeyden haberdar. Televizyon herkesi uyandırdı." Şirince'ye girdiğinizde ilk dikkatinizi çeken, önlerindeki dizi dizi şarap şişeleriyle şarap dükkanları oluyor. Ali Kaya, "Şarap başrolde ancak dışarıdan üzüm getiriliyor, fabrikada şişeleniyor" diyor. Şirince Şarap Fabrikası'nın da Helmut isimli bir Alman'a ait olduğunu söylüyor. Film ekipleri için stüdyo işlevi de görüyor Şirince. En son Hekimoğlu dizisi için çekim yapılmış, köylüler de figüranlık yapıyor bu çekimlerde.


Şirinceli kadınlar Hatice Olgun 59 yaşında. Doğma büyüme Şirinceli. Bir kızı var. Mübadele sırasında Selanik'ten gelmişler. Günlerini, bağa bahçeye gidip, zeytin, şeftali toplayarak geçiriyor. Köy içerisinde de elişi sergisi var. Sergisindeki, patik, çorap ve dantel işlerinin kimisini kendisi yapıyor kimisini de alıp satıyor. Babasının çok güzel Rumca konuştuğunu ancak kendisinin bilmediğini anlatıyor Hatice Olgun. Turizmin köyde ne gibi değişikliklere yol açtığını soruyoruz. "Ovalara göçerdik yazın, tütüncülük yapardık, ama şimdi eski hallerimizden daha iyi. Eskiden fakirlik vardı, şimdi kendi yağımızla kavruluyoruz, kimseye muhtaç değiliz. Tütünün alımı satımı bir yıl sonra olurdu, para geçmezdi elimize. Zahmet çekerdik, buradan aldığımız üç beş kuruş evimizin geçimine katkı oluyor" diye cevaplıyor.


ŞİRİNCE FESTİVALİ Her yıl ekim ayının ikinci pazarı, yani bağbozumu zamanında festival düzenleniyor. Üzümler ezilip, şarap yapılıyor. En güzel şarap seçiliyor. Ancak bunlar her yıl aynı marka şaraplar oluyor, sponsor firma olmalarının etkisiyle! Bilgi aldığımız şarabevi çalışanı, "Ev şarabı yapanlar da katılır ama satılamaz gıda ruhsatları olmadığı için" diyor. Bir de Şirince güzeli seçiliyor festivalde.

ÖNCEKİ HABER

Yasa çıkarsa emekli aylıkları düşecek

SONRAKİ HABER

Cumartesi Anneleri: Sorumlular yargılanana kadar vazgeçmeyeceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa