Dilovası'nda ZEHİR ÖLDÜRÜYOR!

Aralarında Türkiye'nin en büyük kimya, boya ve demirçelik fabrikalarının da olduğu 200'ün üzerinde sanayi kuruluşunun faaliyet gösterdiği Gebze'ye bağlı Dilovası beldesinde halk, artan ölüm ve hastalıklara dikkat çekmeye çalışıyor.

Aralarında Lever, Polisan, Çolakoğlu, Diler gibi Türkiye'nin en büyük kimya, boya ve demirçelik fabrikalarının da olduğu 200'ün üzerinde sanayi kuruluşunun faaliyet gösterdiği Gebze'ye bağlı Dilovası beldesinde halk, artan ölüm ve hastalıklara dikkat çekmek amacıyla en son 9 Ocak'ta kitlesel bir basın açıklaması yaptı. Ancak sorgulanan ve tehdit edilen fabrika patronları değil, Dilovası emekçileri oldu. Eylemlere katılımın engellenmesi amacıyla polis aracılığı ile mahallelerde anonslar yapılırken, Dilovası İnisiyatif Grubu üyeleri de emniyette sorgulandı. İnisiyatif Grubu sözcülerinden Mehmet Tufan ve Ömer Kaya ile kirliliğin boyutlarını ve beldede yaşananları konuştuk.

'Bomba üstündeyiz' İstanbul'a geliş ve gidişlerde herkesin, Dilovası'ndan geçerken günün her saatinde gördüğü, koku ve dumandan arabalarının camlarını kapattığı kirliliği, Dilovası'nda yaşayan 70 bin kişi yıllardır soluyor. Mehmet Tufan, "Aslında kirliliğin bir gün bu sonuçları yaşatacağını biliyorduk, ama bir araya gelmeyi becerememiştik" diyor. Üç ay önce arkadaşlarının, komşularının ve yakınlarının arka arkaya hastalandıklarını ve hayatlarını kaybettiklerini farkedince "Ne oluyor?" sorusunu sormaya başladıklarını aktaran Tufan, son dokuz yılda kanser nedeniyle 600 kişinin ölmesi üzerine, "bir şeyler yapmaya" karar verdiklerini söylüyor. 35 yıldır Dilovası'nda yaşayan serbest meslek sahibi Tufan'ın, Dilovası ve Diliskelesi'nin eski ve yeni fotoğraflarını göstererek dikkat çektiği konular, hava kirliliği ile sınırlı değil: "Uzmanlar Dilovası'nın fay hattında olduğunu söylüyor. Ama depremden kurtulsak bile, patlamalardan kurtulacağımızdan endişeliyiz. Çünkü saatli bomba üzerinde oturuyoruz. Bölgede patlayıcı, yanıcı maddeler bulunan dolum tesisleri var. Yani Polisan ve Çolakoğlu tarafından ele geçirilen yerler yaşamı tehdit ediyor. Çolakoğlu yanlız değil tabii. Arkasında Diler, Serventaş var. Bunlar da aynı tehdidi taşıyor. Bu tankların içinde neler olduğu açıklanmıyor. Depremin ardından zamanın valisinin basında çıkan şu demecini anımsatmak isterim; 'Eğer bu tanklar patlarsa bütün İzmit havaya uçar.' Gürültü kirliliği işin bir başka yanı. Özellikle demir çelik fabrikalarında eritilen kurşunlardan kaynaklı patlamaların şiddetiyle camlar kırılıyor, yataklarımızdan fırlıyoruz." Mehmet Tufan, çevre ve gürültü kirliliğinin yanı sıra, halkın Dilovası'ndan sürülmek istendiğini aktarıyor. Polisan'ın sahibi Necmettin Bitlis'in, Devlet Bakanı Güldal Akşit'in akrabası olduğuna dikkat çeken Tufan, Fatih, Yıldız ve Mimar Sinan mahallelerinin yıkım kararının çıkarıldığını savunuyor. "Bin küsur yıllık iskelemiz var. Demiryollarının da geçtiği iskele, Poliport Liman İşletmeleri AŞ'nin, Ankara'dan aldıkları bir ruhsatla çalışıyor. 'Öfkeniz nerden patlak verdi' diyorsunuz, bunu emniyette soruyor. 'Ne oluyor, sizi hangi örgüt yönlendiriyor' diye bizi alıp sorguladılar. Necmettin Bitlis mahalleye gözünü dikmiş. Mahalleyi, Dilovası Organize Sanayi Bölgesi'ne (DOSP) dahil etmek istiyor. Bazı mahalleleri de 'orman arazisi' deyip, çevre ve orman bakanlığımızı kullanarak, yıkım kararını çıkartıp, vatandaşın tahliye edilmesini sağlayacak."

Derin devlet de var... Mehmet Tufan, gerek ölüm ve hastalıklara, gerekse DOSP'nin sınırlarının genişletilmesi çalışmalarına ilişkin bilgi almak istedikleri ilgili birimlerden "konu bizi aşıyor" yanıtını aldıklarını ifade ediyor. Tufan, "Gördük ki halka düştü bu iş. " derken, yine inisiyatif sözcülerinden Ömer Kaya, şunları söylüyor: "Dilovası halkı ayağa kalkıp 'ölmek istemiyoruz', derse tabiki bazı güçler buna engel olacaktır. Burda siyasi güç var. Hem çete dediğimiz, hem de karanlık güç dediğimiz, derin devlet dediğimiz güç var. Neden? Çünkü burada sermayenin büyük yatırımı var. 150 milyar dolarlık yatırımdan söz ediliyor. Biz sanayicinin burdan gitmesini istemiyoruz. Fabrika olmasın demiyoruz. Ama bunun da kuralları var. Filtre, arıtma tesisi sağlansın, önlem alınsın istiyoruz. Bu ülke sadece sanayicinin değil, onun kadar işçinindir de. 150 milyar dolarlık yatırımın olduğu söylenen bir yerde maalesef insanlar açlık ve sefalet içinde. Bunu da görmezlikten gelemeyiz." 14 yıldır Dilovası'nda yaşayan Kaya, kirliliğin sonuçlarına ilişkin çarpıcı bir örnek daha veriyor. "Yağmurlu günlerde, karayolunun özellikle Diliskelesi bölgesinde muhakkak kaza olur. Neden? Çünkü, Lever'in çıkardığı sabunlu duman, yağmurla yere inip, yeri kayganlaştırıyor." Yüzlerce ölüme neden olan kazaların, ulusal basında rutin kaza haberleri arasında verildiğini anımsatan Kaya, "Çünkü Lever'in dumanı neden oluyor denirse, Lever en basitinden reklam vermez" diyor. Bugüne kadar yaptıkları kitlesel basın açıklamalarının, holding gazete ve televizyonlarında ya hiç ya da çok sınırlı yer bulmasının nedenin de aynı olduğunu söyleyen Mehmet Tufan, "Ama vatandaş "artık yeter" diyor. Kelleyi koltuğa almış, mücadelesini sonuna kadar verecek." Dilovası halkının desteği ile çalışmalarını sürdüreceklerini, önümüzdeki günlerde denizin doldurulmasına karşı eylem yapacaklarını aktaran Tufan, destek beklediklerini söylüyor. Ömer Kaya ise, hiçbir filtrenin insan yaşamından daha yüksek maliyetli olamayacağını belirterek, "Benim başka gidecek yerim yoksa benim bu girişime katılmam ve sesimi duyurmam gerekiyor" diyor.


Eylemler etkİlİ oldu Eylemler, ağır ve isteksiz de olsa ilgili birimleri harekete geçirdi. Bilgi almak istediğimiz Gebze Devlet Hastanesi Başhekimliği, çalışmaların tamamlanmadığı gerekçesiyle bilgi veremeyeceklerini iletirken; Gebze Sağlık Grup Başkanı Dr. İlhan Kadıoğlu, dillendirilen kanser rakamlarının doğru olduğunu ifade etti. "Fakat 'şu kadar vaka artışı olmuştur' demek, şu aşamada doğru olmayacaktır" diyen Kadıoğlu, bugüne kadar konuyla ilgili bir araştırma yapılmadığını da söyledi. Kocaeli Üniversitesi Halk Sağlığı Bölümü'nün çevre kirliliği ve sonuçları üzerine bir araştırmaya yeni başladığını açıklayan Kadıoğlu, Sağlık ve Çevre bakanlıklarının da ortaklaşa bir komisyon kurarak, bayram sonrasında beldede, sağlık taraması yapacaklarını aktardı. Kadıoğlu, geceleri filtre kullanmayan ve atıklarını denize boşaltan Diler ve Çolakoğlu gibi fabrikalara ceza kesildiğini, filtresi olmayan fabrikalara ise, filtre taktırmaları için bir yıl süre tanındığını söyledi.


TALEPLER
  • Fabrikalara acilen filtre ve arıtma tesislerinin yapılması.
  • Bu süre zarfında üretimin kısıtlanması ve kontrollü üretim yapılması.
  • Sağlık Bakanlığı ve uzman doktorlar tarafından Dilovası halkının sağlık taramasının yapılması.
  • Kirlilik nedeniyle kanser ya da başka hastalıklara yakalananların tedavi ve masraflarının sanayicilerden temin edilerek, mağdurlara ödenmesi.
  • DOSP'nin kurulmaması, sahilin gasp edilmemesi, İMES ve kömür ocaklarının bu alana taşınmaması.


    KANSER HASTALARI Beş yıl önce boğazında giderek büyüyen bezeler şikâyetiyle gittiği doktorlardan, "nedeni bilinmeyen" kansere yakalandığını öğrenen 34 yaşındaki Tuncay Çelik, 33 yıldır Dilovası'nda yaşıyor. Boğazındaki şişlik nedeniyle güçlükle nefes alan üç çocuk babası Çelik, "son yıllarda arkadaşım, komşum, yakınım peşisıra kansere yakalanıyor ve hızla ölüyor. Önlem alınmazsa burada gerçekten büyük bir katliam olacak. Sanki bir düşmandan öç alır gibi zehir atıyorlar. Dilovası'nda hayvan bile yiyemezsiniz. Çünkü hayvanın otladığı otta da zehir var." diyor. Evinin camını dahi açamadığını belirten Çelik şöyle devam ediyor: "Temiz hava için gidip adada kalıyorum, şehir dışına çıkıyorum. Şunu anladım ki, çözüm için birçok şeyin feda edilmesi gerekiyor. Eğer çözüm getirmezlerse, ben kalkıp bir şey yapacağım. Bu noktaya geldim. Hukuki mücadele veremedim çünkü canımla uğraştım. Ama bayramdan sonra işin bu yanıyla da uğraşacağız. Benim gibi mağdur çok insan var, onların da haklarını isteyeceğiz." Belde de yaşayan kanserli hastalardan biri de 40 yaşındaki Gündüz Karaboğa. Geçimini işçilikle sağlayan, ancak hastalığı nedeniyle çalışamayan iki çocuk babası Karaboğa, 17 yıldır Dilovası'nda yaşıyor. Gündüz Karaboğa da 1.5 yıl önce boğazında beliren bezeler şikâyetiyle gittiği doktordan, kanser teşhisiyle dönmüş. Tedavisini yeşil kartla sürdüren Karaboğa, "Burdaki çevre kirliği herkesi mahvediyor. Günden güne hastalıklar artıyor. Buna çözüm istiyoruz" diyor.


    "Kaale alınmıyoruz" Fabrikaların çevresinde kurulu olan Yıldız, Adatepe, Diliskelesi, Turgut Özal ve Mimar Sinan mahallelerinde, 9 Ocak'ta gerçekleştirilen eylem öncesinde polis tarafından yapılan "eyleme katılmama" çağrısının etkisi hâlâ hissediliyor. Zira konuşmak istediğimiz mahalle sakinleri, hemen altlarında yükselen ve gökyüzünün rengini değiştiren dumanlara karşın ya "biz o kadar etkilenmiyoruz" diyor ya da isminin gazetede yer almaması koşuluyla şikâyetini dillendiriyor. "Ekmeğinden olma endişesi", bu tavrın bir diğer nedeni. Fabrikalarda çalışan emekçiler, "ortalarda dolaşan fabrikatörlerin adamları" tarafından tespit edilme, dolayısıyla "işlerinden olma" kaygısını da taşıyor. Sorularımızı yanıtlayan Diliskelesi Mahalle Muhtarı Metin İvak, fabrika patronlarının halkı hiçe saydığını söylüyor. Kirliliğin son bir yılda daha da arttığını ifade eden İvak, kirliliğe ilişkin görüştüğü çevre müdürlüğünden, fabrika sahiplerine filtre takmaları için üç yıl süre verildiğini öğrendiğini belirterek, "üç yıl sora zaten yaşamlar heba olacak" diyor. Girişimlerinin devam edeceğini söyleyen İvak, "ilgili birimlerce kaale alınmamaktan" yakınıyor.


    "Konutlarımız peşkeş çekilmesin" Yıldız Mahallesi, dev bacalarından 24 saat zehir akıtan fabrikaların hemen dibine kurulu olduğundan, kirlilikten en çok etkilenen mahallelerin başında geliyor. Mahalle sakinleri gün boyu zehir solumanın yanı sıra, DOSP planları uyarınca evlerinin yok pahasına ellerinden alınacağı kaygısını da taşıyor. Mahalle sakinlerinden Hatice Atalay, "fabrikalar her şeyimizi kötü etkiliyor" diyor. 14 yıldır yaşadığı mahallede toprağın da zehirlendiğini ifade eden Atalay, "Bir şey ekiyorsun, olmuyor. Daha fideyken kuruyor" derken, komşusu Kezban Şen, "Şu dumanı gece gündüz üstümüze koyuyorlar. Kapımızı bacamızı açamıyoruz. Çocuklarımız zehirlenecek en sonunda" diyor. Mahalle bakkalı Celal Doğan ise, "Bu mahalle yarın istimlak edilirken, sanayiciye peşkeş çekilmesin istiyoruz" diyerek, mahalle halkının sorununa sahip çıkmasını istiyor. Mahallenin ileri gelenleri tarafından bu amaçla kurulan komisyon üyeleri arasında, "sanayici ile arası iyi olan mahalle sakinleri olduğunu", bu nedenle de bir çalışma yapılmadığını savunan Doğan, "komisyona dahil olalım dedik ama bizi almadılar. Dilekçe yazdık, imza topladık. Yeni bir komisyon kurulsun istedik ama tehdit telefonları aldık" diyor. src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Özel hayat ihlal edilecekSerpil Savumlu İstanbulluların can, mal ve ırz güvenliklerini sağlama iddiasıyla nisan ayında hayata geçirilmek istenen Mobil Elektronik Sistem Entegrasyon'u (MOBESE) tartışmalara neden oldu. İstanbul'da belli cadde ve alanların gizli kameralarla gözetlenmesiyle suçluların yakalanması ve olası olaylara karşı önlem alınmasını amaçlayan sisteme insan hakları savunucularından tepki geldi. İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin, uygulamanın özel hayatın ihlali anlamına geleceğini belirterek sistemin kurulmasıyla polis devletinin daha da güçleneceğini vurguladı. İstanbul'da nisan ayından itibaren Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Daire Başkanlığı tarafından projelendirilen sistem ile ilk olarak Eminönü, Beyoğlu, Üsküdar ve Sultanahmet gibi kalabalık noktalarda insanlar yerleştirilen gizli kamerayla 24 saat gözetlenecek. İstanbul İl Özel İdaresi bütçesinden 20 milon YTL, Odalar ve Borsalar Birliği tarafından ise 2.5 milyon YTL'ye yakın bir kaynak alınarak yaklaşık 8 milyon dolara mal olacak MOBESE, Avrupa Birliği uyum sürecinde polisin yetkilerinin güçlendirilmesi anlamını taşıyor. İstanbul'da yaygınlaşan kap kaç, cinayet ve terör saldırılarına karşı önlem alınması iddiasıyla geliştirilen sistem, teknoloji harikası olarak nitelendirilirken gizli kameralar sayesinde zanlıların anında yakalanacağı savunuluyor. Kameralar ilk kez 27-29 Haziran'da gerçekleştirilen NATO Zirvesi'nin yapıldığı vadide ikinci kez ise Başbakan Tayyip Erdoğan'ın kızı Esra Erdoğan'ın düğününün yapıldığı Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'nda kullanılmıştı. Vadiye kurulan 120 kamera şimdi de İstanbul'u gözetleyecek. Uygulamaya konulması için 1 yıldır üzerinde çalışılan ve çevik kuvvet polislerinden oluşturulan çekirdek kadro ile yönlendirilecek olan sistem, Vatan Caddesi'ndeki İl Emniyet Müdürlüğü eski yemekhanesinden yönetilecek. Sistemin altyapısı oluşturulan güvenlik kameralarının Ekin-Sanyo'ya ait firma tarafından sağlanması planlanıyor.

    Ya suçlu değilse? "Kimse karakola gelmeyecek" denilerek artık ifadelerin polisler tarafından dizüstü bilgisayarlarla olay yerinde alınacağı ileri sürülen sistemde, vatandaşların görüntüleri ile aranan insanların görüntülerinin uyması halinde polis, kameranın yakaladığı kişinin peşine düşecek. Polisin kameralı sistemle suçluları belirlemesi son günlerde gündeme gelen suçsuz insanların suçlu olarak basına lanse edilmesi skandallarını gündeme getiriyor ve akıllarda da soru işaretlerine neden oluyor. Türkiye'de Antalya'da uygulamaya geçirilen ve hakkında dava açılan sistem, Avrupa'da özellikle Britanya'da yaygın olarak kullanılıyor.

    Özel hayat denetlenecek MOBESE ile sokakların kameralarla gözetlenmesini gazetemize değerlendiren İHD İstanbul Şube Başkanı Eren Keskin, "Uygulama kamusal alanın içinde yer alan özel alanın açıkça denetlenmesi anlamına geliyor." dedi. Türkiye'de muhalif kesimin sürekli olarak izlendiğine işaret eden Keskin "Bizler insan hakları savunucuları olarak en çok izlenen kesimlerden biriyiz ve bundan son derece de şikâyetçisiyiz. Örneğin biz basın açıklaması kararı alırız daha bu kararımızı basına duyurmadan polis sorar bize 'nerede yapacaksınız' diye. Belki de bulunduğumuz yerlerde dinleme aletleri var. Telefonlarımız kesinlikle dinleniyor. Zaten sürekli izleniyoruz. Muhaliflerin sürekli izlendiği, onlar üzerinde sürekli istihbari çalışmaların yapıldığı bir ülke Türkiye." şeklinde konuştu.

    Polis devleti Sokak ve caddelerin kameralarla izlenmesinin insan hakları savunucuları olarak kendilerini rahatsız ettiğini ifade eden Keskin, devletin adli suçları önlemek için önlemler almasını doğal karşıladıklarını ancak bu önlemleri alırken dışarıdaki insanların özel hayatlarına müdahale edilmesinin son derece sakıncalı olduğunu anlattı. "Uygulama polis devletini daha da güçlendirir." diyen Keskin, polis devleti uygulamalarının yoğun olduğunu vurguladı. "İnsan hakları savunucusu olarak şunu önerebilirim; eğer gerçekten suçu önlemek istiyorlarsa kameraları karakollara, terörle mücadele şubelerine koysunlar. Suçluları bulmaya oradan başlasınlar. Bu uygulama bütünüyle insan haklarına aykırı." şeklinde konuşan Keskin, uygulamanın kim tarafından ve nasıl denetleneceğinin de merak konusu olduğunu söyledi. Basın açıklamalarının daha önce polisler tarafından kamerayla çekildiğini ancak daha sonra bunun bir genelgeyle yasaklandığını anımsatan Keskin, yasağın yeni getirilecek uygulamayla çeliştiğini ifade etti.

    Suçun nedeni araştırılmalı Keskin şöyle konuştu; "Türkiye hukuk devleti olamıyor. Yazılı hukuku ile uygulaması arasında her zaman fark var. Biz insan hakları derneği olarak kameraların yasaklanmasını olumlu bulduk. Artık sokak gösterileri kamera ile çekilmeyecek dedik. Ama bizim yaptığımız bütün açıklamalarda hâlâ çekim yapıyorlar ve ancak biz uyardıktan sonra kameraları kapatıyorlar. Bir genelge çıkarılıyor bu genelge denetlenmiyor bile. Devletin sadece denetleyerek sadece izleyerek sadece istihbarat yaparak suçu önleme iddiasından vazgeçmesi gerekiyor. Daha demokratik yöntemler bulabilirler. Avrupa'yı örnek gösteriyorlar ancak Avrupa'da her yerde kameralar yok. Ayrıca Avrupa'daki her uygulamanın doğru olduğunu da söyleyemeyiz. Suçu önlemeyi istiyorlarsa önce bunun sosyo-ekonomik boyutları araştırılmalı ve bu nedenler giderilmelidir."

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Kürt yayınevleri çıkış yolu arıyorŞerif Karataş Kürt kültür ve dilinin gelişmesinde önemli bir role sahip olan Kürt yayınevleri, mahkeme, dağıtım ve tanıtım gibi sıkıntıları aşmanın yollarını arıyor. Kitapların hak ettiği kadar okuyucuyla buluşmadığını dile getiren yayınevi yöneticileri, AB'ye uyum için çıkarılan yasaların kendilerini fazla etkilemediğini ifade ettiler. Hatta Avesta yayınlarına uyum yasaları çıktıktan iki gün sonra yeni dava açılmış.

    Aram Aram Yayınları Editörü Nuri Fırat, Kürt klasikleri ile modern Kürt edebiyatına yönelik kitapları okuyucu ile buluşturmayı hedeflediklerini söyledi. "Halkçı bir yayın politikası" izlemeyi tercih ettiklerini anlatan Fırat, özellikle bölgedeki belediyelerin sponsorluğu ile halka ücretsiz kitap ulaştırmaya çalıştıklarını kaydetti. Bu emeklerini, "Kürtçe'nin gelişmesine katkı" olarak açıklayan Fırat, AB'ye uyum çerçevesinde çıkarılan yasalara rağmen daha önce açılan davaların devam ettiğini dile getirdi. Aram yayınlarına; 0212 514 82 78 No'lu telefondan ulaşabilirsiniz.

    Berfîn Berfîn Yayınları sahibi İsmet Arslan ise Kürtlere yönelik kitaplardan daha çok, Kürt kültür ve tarihi üzerine yayınlanan kitapların ilgi gördüğü görüşünde. Diğer kitaplara az ilgi gösterilmesinin nedenini; "dönemsel" olarak açıklayan Arslan, Kürtlerle ilgili bir roman ve bir şiir kitabından dolayı kendilerine dava açıldığını ifade etti. AB'ye uyum için çıkarılan yasaların, "makyaj"dan itibaret olduğunu anlatan Arslan, yaşadıkları en ciddi sıkıntıların başında dağıtım sorununun geldiğini kaydetti. Arslan, dağıtımın tekelleşmesiyle birlikte popüler kitaplar dışındaki kitapların okuyucu ile buluşamadığına dikkat çekti. Berfîn yayınlarına 0212 513 79 00 No'lu telefondan ulaşabilirsiniz.

    Perî Başka bir Kürt yayınevi olan, Perî Yayınları'nın önünde Newroz'a kadar 15 yeni kitap çıkarmak gibi bir hedef var. Üstelik 5 de yeni kitap yayınlanmış. Yayınevi sahibi Ahmet Önal, Kürt edebiyatı ve Kürt eksenli olarak Ortadoğu'yu irdeleyen kitaplarla okuyucunun karşısına çıkmaya devam edeceklerini dile getiriyor. Dağıtımın başlıca sorunları olduğunu belirten Önal, hem kendilerinin okuyucuya, hem de okuyucuların kendilerine ulaşmasında sıkıntılar yaşadığını anlatıyor. Basının da yeterince Kürt kitaplarına yer vermediğini kaydeden Önal, yeni yasaların yayıncılara cezaevi kapısını açtığını ifade etti. Önal, devletin halen Kürt dilini meşru görmediğini söyledi. Perî yayınlarına ulaşmak için 0216 347 26 44 No'lu telefonu arayabilirsiniz.

    Avesta Avesta Yayınları sahibi Abdullah Keskin, kitapları toplu olarak çıkardıklarını ve kitaplardan gelen gelirle ayakta durmaya çalıştıklarını dile getirdi. Kitapların hak ettiği kadar okuyucuya ulaşmadığını belirten Keskin, AB'ye uyum yasaları çıktıktan iki gün sonra kendilerine dava açıldığını ifade etti. Devletin ileri atacağı bir adımı, üç adım geriye götürme mantığı taşıdığını anlatan Keskin, Kürtlere yaklaşımın 1930'lardaki mantıkla aynı olduğunu söyledi. Avesta yayınlarına 0212 251 44 80 No'lu telefondan ulaşabilirsiniz.

    Deng Son dönemlerde 5 yeni kitap ile okuyucu karşısına çıkan başka bir yayınevi de Deng Yayınları. Yayınevi görevlisi Ömür Kaya Hanzey, Kürtçe okuma ve yazma bilenlerin sayısının az olmasından dolayı Kürtçe kitapların yeterli ilgiyi göremediğini kaydetti. Yayınevlerinden çıkan kitaplardan en çok dil ve gramer kitaplarının ilgi gördüğünü anlatan Hanzey, dağıtım ve ekonomi gibi sıkıntılarla karşı karşıya olduklarını ifade etti. Hanzey, AB'ye uyum yasalarından sonra yasaklı 16 kitaptan sadece 4'ünün üzerindeki yasağın kaldırıldığını ifade etti. Deng yayınlarına ulaşmak için 0212 292 66 26 No'lu telefonu arayabilirsiniz.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Özalp'ta köylülere tehdit iddiasıOktay Candemir Van'ın Özalp ilçesinde sınır köylerini dolaşan İlçe Jandarma Karakol Komutanlığı'na bağlı askerlerin, köylüleri "33 Kurşun ve Kulp olayını unutmayın" şeklinde tehdit ettiği iddia edildi. Askeri yetkililer ise, köylülerle sadece sohbet toplantısı yapıldığını, herhangi bir tehdidin söz konusu olmadığını ileri sürdü. İddialara göre, 8-9 Ocak günleri İran sınırında yer alan Aşağı Koçkıran, Yukarı Koçkıran, Yukarı Turgalı, Aşağı Turgalı, Eğribelen ve Oymaklı köylerine giden Özalp İlçe Jandarma Karakol Komutanlığı ve Dorutay Jandarma Karakolu'na bağlı askerler, cami hopörlerinden çağrıda bulunarak köylüleri okulda topladı. Burada yapılan toplantılarda rütbeli askerler köylüleri, "Bundan sonra İran tarafına gitmeyeceksiniz. Oraya gidip PKK'ya yük
    www.evrensel.net