20 Aralık 2004 03:00

'Biz bir şey yapamayız
   AİHM'e başvurun'

TBMM İnsan Hakları Komisyonu, 'Silopi Kayıpları'nı soran Tanış Ailesi'ne, "AİHM'e başvurun" yanıtı verdi. Komisyon Başkanı Mehmet Elkatmış imzası ile gönderilen yanıta bir de AİHM'e başvuru formu iliştirildi. Oysa, dava zaten AİHM'e götürülmüştü.

Paylaş
Şırnak'ın Silopi ilçesinde Jandarma Komutanlığı'na gittikten sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve İlçe Yöneticisi Ebubekir Deniz için TBMM İnsan Hakları Komisyonu'na başvuran Yakup Tanış'a verilen yanıt, "AİHM'e başvurun" oldu. Komisyon Başkanı Mehmet Elkatmış yargıya müdahalede bulunamayacağını belirtilerek, AİHM'e başvuru formu gönderdi. 'Silopi Kayıpları' olarak bilinen HADEP Silopi İlçe Başkanı Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz'e ilişkin ailelerinin yaptığı girişimler sonuçsuz kalıyor. Yargıdan sonuç alamayan Tanış ve Deniz aileleri, bir süre önce Başbakanlık İnsan Hakları Kurulu Başkanlığı'na başvurmuş ancak buradan da bir takım gerekçelerle sonuç alamamıştı. Son olarak TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu'na başvuruda bulunarak kayıpların akıbeti hakkında inceleme yapılması talebinde bulunan Serdar Tanış'ın kardeşi Yakup Tanış'a komisyondan ilginç bir yanıt geldi. Komisyon Başkanı Mehmet Elkatmış'ın imzasıyla gönderilen yazıda, başvurunun komisyonda incelendiği belirtilerek, "Başvurunun incelenmesi sonucunda başvuru konusu yargıya intikal ettiğinden Anayasa'nın 138. maddesinde belirtilen 'Hiçbir organ, mercii veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz' ilkesi ve 3686 sayılı İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Kanunu gereği komisyonumuzca yapılacak bir işlem bulunmamaktadır" denildi. Başvuru formu da gönderildi Elkatmış cevap yazısının devamında şunlara yer verdi: "Ancak mahkemede adil olarak yargılanmadığınızı düşünüyorsanız, ülkemizdeki iç hukuk yollarını tamamladıktan sonra 6 ay içerisinde İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya Dair Avrupa Sözleşmesi'nin 6. maddesinde belirtilen adil yargılanma hakkının ihlal edildiği iddiasıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne başvurabilirsiniz." Elkatmış yazısında ayrıca AİHM'e başvuru yapılması için yazıyla birlikte bir de AİHM başvuru formu gönderdi. 'Dalga geçiyorlar' Mehmet Elkatmış'ın cevabına tepki gösteren Serdar Tanış'ın kardeşi Yakup Tanış, "Daha önce Başbakanlık İnsan Hakları Danışma Kurulu Başkanı Doç. Dr. Vahit Bıçak'ta, yaptığım başvurular üzerine buna benzer bir cevap vermişti. Bıçak, 'Maddi durumunuz elvermiyorsa barodan avukat isteyin' şeklinde ciddiyetsiz bir şekilde yol göstermişti. Ayrıca mahkemelere başvurmamı önermiş, kendilerinin yapabileceği bir şeyin olmadığını söylemişti. Şimdi TBMM İnsan Hakları Komisyonu da benzer bir açıklama yapıyor. 'AİHM'e başvurun' diyor ve bir de başvuru kılavuzu ile başvuru formu göndererek adeta dalga geçiyor. Tüm kamuoyu bu davanın AİHM'de görüldüğünü biliyor ancak, bir TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı bunu bilmiyor. Bunu nasıl değerlendirmek gerekiyor bilmiyorum" diye konuştu. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


ABD karşıtı mitingler sürüyor EMEP Çorum İl Örgütü tarafından, Irak'ta ABD güçleri tarafından yapılan katliamları protesto amacı ile önceki gün Çorum'da bir miting düzenledi. Yüzlerce kişinin ABD karşıtı pankartlar taşıyıp, sloganlar attığı mitinge EMEP Genel Başkan yardımcısı Haydar Kaya, Çorum İl Başkanı Muharrem Özünel, Tüm Bel-Sen Şube Başkanı Nihat Filiz, KESK Çorum Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Halil Özbent, Türk İş İl Temsilcisi ve Belediye İş Çorum Şube Başkanı Mehmet Şen, Şeker İş Şube Başkanı Sefer Kahraman, Eğitim Sen Şube Başkanı Garip Özgür, CHP İl Yönetim Kurul Üyesi Muharrem Bozdoğan, Saadet Partisi Çorum İl Başkanı Mehmet Aşıla ve il yöneticileri, Memur-Sen İl Başkanı Erol Kavuncu da katıldı. Çorum'un merkezindeki saat kulesi önünden alana kadar sloganlar eşliğinde yürüyen kitle, miting alanında, Irak'ta katledilenlerin anısına saygı duruşunda bulundu. Mitingde konuşan EMEP İl Başkanı Muharrem Özünel, bugün Irak halkının yaşadığı işgal ve katliamı; yarın İran halkı, bir sonraki gün Türkiye halkının yaşayabileceğini belirterek, "Bu nedenle tüm dünya halkları ile birlikte ABD ve işbirlikçi ortaklarına karşı beraber mücadele etmeliyiz" dedi. EMEP Genel Başkan Yardımcısı Haydar Kaya, ABD ve İsrail'in yaptığı katliamlara sesini çıkarmayan AKP'nin, işçiler ve köylüler söz konusu olduğunda saldırganlaştığını söyledi. Kaya, "Terörist denilerek Mardinli 12 yaşındaki Uğur Kaymaz'ı öldüren zihniyetle, Erdalı idam eden, 13 yaşındaki Filistinli Uman'ı öldüren zihniyetler aynıdır" dedi. KESK Çorum Şubeler Platformu Dönem Sözcüsü Halil Özbent ise, kalplerinin Felluce halkı için attığını belirterek ABD'nin Felluce'de giriştiği soykırımı protesto etmenin insanlık görevi olduğunu söyledi.

Amasya-Bursa Amasya'da da, sendika, kitle örgütü ve siyasi partilerden oluşan 'Amasya Irak ve Filistin'e Destek Platformu, Yavuz Selim Meydanı'nda miting düzenledi. Yaklaşık 1000 kişinin katılımı ile gerçekleşen mitingde, "Irak ve Filistin'de İşgale Son!", "ABD Ortadoğu'dan Defol!", "Yaşasın Irak, Filistin ve Felluce Halklarının Onurlu Direnişi!" sloganları öne çıktı. Bursa'da da Ortadoğu'da Savaşa, İşgale ve Katliama Karşı Birlik tarafından Osmangazi Metro İstasyonu önünde basın açıklaması yapıldı. Orhangazi Parkı, Altıparmak Caddesi ve Santral Garajdan yürüyüşe geçen üç ayrı yürüyüş kolu bir araya gelerek "Katil ABD, işbirlikçi AKP", "Savaşa hayır barış hemen şimdi" sloganları eşliğinde Osmangazi Metro İstasyonu önünde toplandılar. "Savaşa, işgale ve katliama hayır" yazılı pankartın açıldığı mitingte, "Katil ABD ortadoğudan defol", "Hepimiz Kürdüz, Iraklı, Filistinliyiz", "İşgale, savaşa, katliamlara son" yazılı dövizler taşındı. Açıklamayı yapan BSMMMO Başkanı Özcan Pamuk ABD'nin katliamlarına karşı sessiz kalmayacaklarını söyledi. Pamuk, Türkiye topraklarını ve Türkiye olanaklarını savaşa ortak etmeme çağrısı yaptı.

Gümüşhacıköy'de 17 yıl sonra ilk kez Amasya'nın Gümüşhacıköy ilçesinde ise1987'den sonra ilk kez bir miting yapıldı. ABD ve İsrail karşıtı mitinge yaklaşık 500 kişi katıldı. Soğuk havaya rağmen toplanan Gümüşhacıköylüler 'Kahrolsun ABD emperyalizmi', 'işgalciler halka hesap verecek' sloganları attılar. Öte yandan, Denizli'de de 'ABD emperyalizmine hayır' platformu oluşturuldu. 25 kurumdan oluşan platform, SSK İl Müdürlüğü önünde işgal fotoğraflarının yer aldığı bir sergi açtı. Platform üyeleri, stand açıp 'Yaşanabilir bir dünya için bir imza' isterken bildiri de dağıttı.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Katliama lanet yağdı "Hayata Dönüş Operasyonu" adı altında 19 Aralık 2000 tarihinde cezaevlerine düzenlenen kanlı operasyon, yurdun dört bir yanında protesto edildi. Operasyon sırasında yaşamını yitiren tutuklu ve hükümlülerin anıldığı eylemlerde, sorumluların cezalandırılması istendi. Operasyonunun 4. yılında İstanbul Kadıköy'de; çeşitli platformlar, kitle örgütleri ve siyasi partiler, "Tecrite ve Yeni Ceza İnfaz Yasasına Karşı Kadıköy Buluşması" adıyla miting düzenledi. Haydarpaşa Numune Hastanesi'nin önünde dün sabah saatlerinde toplanan yaklaşık 2 bin kişi, "19 Aralık 2000 Katilleri Yargılansın, Tecrite Son Verilsin, Yeni İnfaz Yasası İptal Edilsin" yazılı pankart açarak Kadıköy İskele Meydanı'na doğru yürüyüşe geçti. Eylemciler, "İçerde dışarda hücreleri parçala", "Devrimci tutsaklar onurumuzdur" sloganlarını attılar. "Yeni Ceza ve İnfaz Yasası Karşıtı Birlik" adına açılış konuşması yapan İsmail Karagöz, 19 Aralık katliamının, 20 yılı aşkın süredir uygulanmaya çalışılan hapishane politikasının bir sonucu olduğunu söyledi. Karagöz, herkesi geçtiğimiz günlerde yasalaşan Yeni Ceza İnfaz Yasası'na ve tecrite karşı olmaya çağırdı.

Bayrampaşa'ya karanfil Katliam, Bayrampaşa Cezaevi önünde de protesto edildi. Burada toplanan TAYAD'lı aileler, "19-22 Aralık katliamcıları yargılansın" ve "Tecrite son" sloganları atarak cezaevi kapısına kırmızı karanfiller bıraktı. TAYAD adına açıklama yapan Hakkı Akça, "Bugün tüm Türkiye de tek tipleştirilmiştir. Yanlızlaştırılarak, değerlerinden kopartılarak tek tipleştirilmiştir" dedi. Operasyon sırasında Ümraniye Cezaevi'nde olan Gamze Turan da "Operasyon onlar için bayram oldu. Ama bizim de direnişimiz" diye konuştu. İHD İstanbul Şubesi ve DEHAP İstanbul İl Örgütü de cezaevi önünde basın açıklaması yaptı.

Taksim'de müdahale ''Devrimci Tutsak Aileleri Komiteleri'' adıyla Beyoğlu'nda basın açıklaması yapmak isteyen gruba ise polis müdahale etti. Basın açıklamasının okunmasının ardından yürüyüşe geçen gruptan 17 kişi gözaltına alındı. Türkiye Kominist Partisi üyeleri de Marmara Üniversitesi önünden Kadıköy İskele Meydanı'na kadar yürüyerek operasyonu protesto etti. İzmir'de Bornova Stadyumu önünde toplanan gruplar, Cumhuriyet Meydanı'na yürüyerek katliamı protesto ettiler. Ellerinde hayatını kaybeden hükümlülerin fotoğraflarını taşıyan gruplar, sık sık "Ceza İnfaz Yasası geri çekilsin", "Devrimci tutsaklar teslim alınamaz" sloganları atarak tepkilerini dile getirdiler.

Diyarbakır/Tunceli Operasyona Diyarbakır, Tunceli ve Malatya'da da tepki gösterildi. Diyarbakır'da E Tipi Cezaevi önünde basın açıklaması yapan kitle örgütü üyeleri "Katiller halka hesap verecek" şeklinde slogan attı. Tunceli Emek ve Demokrasi Platformu da katliamın sorumlarının yargılanmasını ve tutukluların üzerindeki baskıların sona erdirilmesini istedi. Malatya'da ise iki ayrı eylemle katliam lanetlendi. 19 Aralık 2000 yılında cezaevlerine düzenlenen operasyon sırasında 30 kişi yaşamını yitirmişti.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


küskün ve dikbaşlı komşu ermenistan -5-
Din, dil ve tarihHazırlayan : Aydın Çubukçu Katolikler için Vatikan neyse, Ermeniler için de kutsal Eçmiadzin kenti öyle... Dünya Ermenilerinin Başpatriklik makamı bu tarihi yerde... Ermeni ulusunu bütün tarihleri boyunca ayakta tutan kurumlar olarak, kilise, okul ve edebiyat sayılıyor. Gerçekten ulusal kimlikle dinsel inancı böylesine birleştirmiş bir başka halk olarak sadece Museviler sayılabilir. "Biz ulus olarak Hıristiyanlığı kabul eden ilk halkız" diyorlar. Başpatrik 2. Karekin, Türkiye'den gelen bir heyeti ilk kez kabul ediyor. Nazik, güleryüzlü, merhametli bir insan. Sovyet dönemindeki durumu anlatarak başlıyor sözlerine. "Ateizm kiliselerin ve dini örgütlerin faaliyetlerini sınırlamıştı. Stalin döneminde Ermeni kilisesi büyük kayıplara uğradı. Binlerce din adamı Sibirya'ya sürüldü, kiliseler okul ya da kütüphane yapıldı. II. Dünya Savaşı'ndan sonra durum biraz iyileşti. Çünkü kilisemiz zaferin kazanılmasına katkıda bulunmuştu. O dönemdeki Başpatrik Kevork Çörekçiyan Stalin'le görüşerek bazı taleplerde bulundu, ama istediğimiz kadar özgür olamadık. Kendi duvarlarımız içine kapanarak faaliyetlerimize devam ettik." Bir saat süren görüşme sırasında, Amerika'nın bölgedeki faaliyetleri, Filistin ve Irak halkının trajedisi ve Bush'un "Haçlı Seferi" sözü üzerine sorular sordum. Başpatrik, "Her gün, acı çeken bütün halklar için dua ediyorum. Barış ve huzur herkesin hakkıdır. Biz dinler arasında diyalog için çaba gösteriyoruz, dinler arasında savaş için değil" dedi. Çok diplomatik ve suya sabuna dokunmayan bir cevaptı bu. Ama soykırım, Dağlık Karabağ, Türkiye ile sınır sorunu söz konusu olunca, resmi Ermeni görüşünü tekrarladı. Ziyaretimizden çok memnun olmuştu ve bize bir jest yaptı. Kilisenin en değerli hazinesini bize gösterecekti. Topluca başka bir salona geçtik. Duvardaki perde, iki genç din adamı tarafından açıldı. Perdenin arkasından büyük bir çelik kasa çıktı. Dört anahtarla açılan kasanın içinde, büyük bir çerçeve içine dizilmiş olarak Ermeni alfabesinin 36 harfi vardı. Her biri 20-25 santim büyüklüğündeydi ve som altından yapılmışlardı, üzerleri değerli taşlarla süslüydü. "Biz, Hıristiyan dünyasında kendi alfabesini kilisesiyle bütünleştiren ve kutsallaştıran tek ulususuz. Alfabemiz kutsaldır ve onun harfleri, ulusumuzun 36 askeridir. Onlarla dünya karşısına çıktık, onlar sayesinde varlığımızı sürdürüyoruz." Başka hiçbir inançta ve ulusta, dil, tarih ve din, bu kadar kesin bir biçimde bir alfabe üzerinde birleştirilip tanımlanmış değildir. İslamiyette "hurafilik" denilen akım da, harflere kutsal ve gizemli anlamlar yükler; başka kültürlerde de harfler, fal ve büyü için kullanılır. Ama burada durum tamamen farklı. Ulusal kültürün din, dil, tarih gibi kimlik belirleyen unsurlarının katı bir biçimde birleştirilmesi, uzun geçmişi olan bir korunma güdüsünün sonucu olmalı. Üzerinde düşünmeye ve tartışmaya değer bir konu.

SOYKIRIM MÜZESİ Erivan'a hakim yüksek bir tepede, geniş bir alana yayılmış parçalardan oluşan devasa anıt, 1915 kurbanlarının anısını canlı tutuyor. Bir acıyı, öfkeyi de ayakta tutacak. Anıta giden yol boyunca, Ermeni kıyımının geçtiği Anadolu illerinin adlarının yazılı olduğu taş bloklar var. Saymaya kalkışmak anlamsız. Hemen hemen bütün illerin adı kara taş bloklar üzerinde yazılı. Van'dan Sivas'a, Adana'dan Kars'a, Erzurum'a, Trabzon'a kadar her yer... Büyük meydanın ortasında iç içe geçmiş iki üçgen piramit yükseliyor. Onun arkasında, Anadolu'daki on iki eyaleti temsil eden on iki büyük siyah taş bloktan oluşan bir çember var. Çemberin ortasında da, sonsuza kadar yanacak olan bir ateş... Taş bloklar, üzerinize doğru yıkılır gibi duruyor ve sizi sessizce düşünmeye zorluyor. 2005, facianın doksanıncı yıldönümü. İş makinaları, işçiler aralıksız çalışarak anıtı büyük anmaya hazırlıyor. Bu yüzden müze kapalı. Küçük bir bölümünde, müze müdürü Lavrenti Barseğyan çalışıyor. 1915'i emperyalistlerin marifeti olarak değerlendiriyor. "Türklerle Ermeniler arasındaki çatışmanın derin köklerinde emperyalistlerin çıkar kavgası vardır. Alman, İngiliz, Rus ve Fransız emperyalistlerinin özel çıkarları, Anadolu üzerinde düğümlenmişti ve bu düğümü çözmek için halkların özlemlerini kendi çıkarları uğruna kullandılar. Kuşkusuz Ermeni halkı üzerinde Osmanlı devletinin ağır ekonomik baskısı vardı. Ağır vergiler, topraksızlaştırma ve kötü üretim koşulları Ermenileri olağanüstü yoksullaştırmıştı. Bölgedeki Kürtlerin Ermeni köylerine yönelik yağmacı hareketleri de engellenmiyor, hatta teşvik ediliyordu. Ermeniler, yer yer protesto hareketleri ve küçük isyanlarla seslerini duyurmak istiyorlardı. Fakat Osmanlı bunlara hiç kulak vermedi. Yağmacılık ve baskı, Ermeni halkı arasında silahlanma fikrini cazip hale getirdi. Önce küçük çatışmalar oldu. Ermeni köylüler kendilerini, hayvanlarını, ürünlerini koruyorlardı. Fransızlar, Ruslar ve kısmen de İngilizler bu durumdan yararlanmak istediler. Osmanlı devletini parçalamak uzun geçmişi olan bir plandır. Fakat İttihat ve Terakki Partisi'nin de kendine göre planları vardı ve bunu fırsat bilerek sivil Ermeni halkına karşı vahşice saldırıldı. Köyler yakıldı. Silahsız halk yığınları göçe zorlandı. Göç yolları boyunca çeteler savunmasız kafilelere saldırdı, yağmaladılar, öldürdüler. Bir milyon beş yüz bin Ermeni, kadın, çocuk, ihtiyar gözetmeden katledildi. Bunlar gerçektir ve devletin bilgisi dahilinde, devletin planları doğrultusunda yapıldığı belgelenmiştir. Anadolu tamamen Ermenilerden arındırılmıştır. Bu halk nereye gitti? Bir coğrafya, üzerind
ÖNCEKİ HABER

Soğuk hava narenciyeyi vurdu

SONRAKİ HABER

"Tekstil işçisi kadınların sorunları yok sayılıyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa