09 Eylül 2004 01:00

Ne belgesel ne roman

"Yorgun Mayıs Kısrakları, hem roman, hem belgesel olmaya çalışırken "Hürriyet tutkunluğumun ilk heyecanını o ovalarda şahlanan yorgun mayısın kısraklarından almıştım" benzeri cümleler yüzünden ne roman ne belgesel oluyor.

Paylaş
Yılmaz Karakoyunlu, (1936) edebiyata Mor Çiçekli Natürmort adlı romanıyla girdi.1990 Yunus Nadi Roman Ödülü'nü aldığı Salkım Hanımın Taneleri adlı romanıyla adını duyurdu. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Türkiye'deki iş çevrelerini Varlık Vergisi olayıyla ticaretin ulus ve sınıf değiştirişini anlatıyordu. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi yanında Amerikan üniversitelerinde de eğitim gören Karakoyunlu'nun daha sonraki tarihlerdeki romanları yine yakın tarihin tartışılan olaylarını hareket noktası olarak aldı: Üç Aliler Divanı (İstiklal Mahkemesi), Güz Sancısı (6-7 Eylül olayları). Türk Ekonomisinde Çağdaşlaşma Süreci, Türkiye'deki liberalizm hareketiyle ilgili çalışmaları da olan yazarın yeni kitabı Yorgun Mayıs Kısrakları adını taşıyor. "Cumhuriyet'in kuruluş yıllarından 1960'a kadar uzanan bir dönemin romanı" olarak sunulan bu romanın kapağında fotoğrafı olan üç kişi: Adnan Menderes, Yahya Kemal Beyatlı ve Nâzım Hikmet, bu romanın anlatım odakları arasında. Yazar romanın başında "Bu kitap, içinde adı geçen hiç kimsenin özgeçmişi değildir; sadece romanı"dır uyarısını yapmış. Bu durum yazarın adını andığı kişilerle ilgili yanlış tarihleme ve yorumlarını (özellikle Nâzım için) koruyor. Kitabı Türkiye'de demokrasi arayışları, ekonomide ve siyasada yeni girişimler, halk hareketinden güçlenen tek adam diktatörlüğün gelişimi, din ve yobazlığın Cumhuriyet'le ilişki ve çelişkisi gibi alt başlıklarla okumak olası. Romandaki tartışmalarda yer alan kimi bölümler, örneğin Yahya Kemal'in ve Fuat Hulusi'nin dönemin başvekili Menderes'e seslense de günümüz iktidarlarına bir uyarı da sayılabilir: "Meşrutiyet partilerinin hiçbiri İslam'ın üstünlüklerine ait hareketin ve mesuliyetin içinde olmamışlardır. Meşrutiyet partileri İslamiyet'in üstün vasıflarını bilen kadronun elindeydi. Lakin dinle, siyaset sınırını baştan çizecek cesaretin içinde olamadılar.(...)Bugünkü yobazlık, bin sene evvel İbni Sina'nın ve İbn Rüşt'ün başına iş getirenlerden daha masum değildir. İttihadı Muhammediye Partisi'ni hatırlayın. Derviş Vahdeti'yi hatırlayın!'(....) Şimdi dini, yeniden siyaset için vasıta sayarsak, memleketin demokrasiye kavuşması çok uzun yıllar alır. Cumhuriyet'in geri kalmasında vebal sahibi oluruz.'" "Halkın ve Demokrat Parti'nin İslamiyet'in yüceltildiği bir felsefi ve sosyolojik hareket derinliğine sahip" olmayışı konusundan İştirakiyyun Fırkası'nın Cumhuriyet içindeki uzantılarına, 1946'larda bir kişinin üç ayrı ilden aday oluşu gibi ilginç bilgiler, Karakoyunlu'nun araştırmacı kişiliği yüzünden, kabul görebilir/görmeli. Ne varki yazarın benzetme merakı (Güneş Çakırbeyli'nin üzerine ağır ağır uzanıyordu. Bir hantal efenin dağdan inişi gibi yavaş ve yorgundu. Bu yorgun gün ışığını seyretti) ve şiirsel olma tutkusu (Gözleri küçük kızın gözlerine takıldı. Şerbetli bir kayısıyı andıran teninin en duygulu yerine iki mavi boncuk yerleştirilmişti) anlatılanları hem gülünçleştiriyor hem arabeskleştiriyor. Üstelik "Bir adam liberal ve demokrat ise, ne Meclis'in ne de bir şahsın diktatörlüğünü kabul etmez. Meclis'in tek elde toplanmasına rıza göstermez" vb. siyasal yargılar Suzan Sözen romanlarının sevişme sahnelerinin ağdalı anlatımına karışarak önemini yitiriyor... Hikmet taşıyan yargı verme merakı (Her oyunun âlemde bir kaidesi vardır; vuslat vakti geçince mutlaka hasret gelmez) Yahya Kemal dizelerinden bozma cümlelerle birleşerek anlatımı ağırlaştırıyor. Buna "iptilâ, nakşolma, mubassır, kaide vb." Osmanlıca sözcüklerin okumayı zorlaştırıcı etkisini de katmak gerek. Bu sözcükler kimi zaman yanlış da kullanılıyor "Safinaz yadigarımdır" bence "benim /benden bir hatıradır" anlamını taşır. Oysa romanda "bana yadigardır" anlamında kullanılıyor. Cümle yanlışları da var. Bu yanlışlar kimi zaman komik: "Müyesser abla kalçalarıyla daha güzeldi. Elinde, bir kırmızı rugan çanta tutuyordu.""Kader Aydınlıları, bir devrin değişimine şahit ediyordu. Daha sonra vali, bu sevinç dolu yüzleri, polis gücüyle istasyon meydanına toplamış ve Bayındırlık Bakanı Cevdet Kerim İncedayı'yı dinlemeye zorlamıştı. Cevdet Kerim İncedayı'nın sesi kalındı." Kısacası, Yorgun Mayıs Kısrakları, hem roman, hem belgesel olmaya çalışırken "Hürriyet tutkunluğumun ilk heyecanını o ovalarda şahlanan yorgun mayısın kısraklarından almıştım" benzeri cümleler yüzünden ne roman ne belgesel oluyor. Yorucu ve kötü edebiyat yapma örneği bir anlatı olarak kalıyor. Tarih hataları yüzünden belgeselliği zaten zedelenmiş bir anlatı.

ÖNCEKİ HABER

Portakal kabuk değiştiriyor

SONRAKİ HABER

‘Tarım işçiyiz dememize rağmen polis bizi taradı’

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa