22 Mayıs 2004 01:00

Moğollar'ın diyecek sözü var!

Biz 68 kuşağıyız dünyayı anlamamız bu dönemdir. O günlerden itibaren biz de yaşamın kendi özünde siyaset olduğu kanısına vardık.

Paylaş
"Maalesef" diyorlar ironik bir şekilde. "Eğer ülkenin ve dünyanın koşulları bu şekilde olmasaydı biz de muhalif, düzen karşıtı adamlar olmaktan vazgeçerdik. Biz böyle olmayı seviyoruz diye değil; zorunlu olduğumuz için, duyarsız kalamadığımız ve kalınmaması gerektiğini düşündüğümüz için..." Evet, Moğollar durumdan vazife "zorunlu" görevlerini ifa etmeyi sürdürüyor. Yılmadan, yorulmadan, geçmişe ah vah etmeden, üretmekten vazgeçmeden... Kısacasını en güzel kendileri ifade ediyorlar zaten albümlerine verdikleri isimde:"Yürüdük Durmadan" diyorlar. Dediklerine ve diyeceklerine herkes hazır olsun diye...

Doyasıya yaşabilmek için "Moğollar'ın müzikal ifade biçimi bilinir. Biz insanları dikkatni bir yöne çekmeyi amaçlayan parçalar yaparız. Onlardan farklı bir albüm değil" diyerek tanımlıyor Cahit Berkay bu albümü. Hemen de ekliyor; "Kim 'en çok bu ülkeyi ben seviyorum' diyorsa biz de en az onlar kadar seviyoruz bu ülkeyi. Dünyayı da seviyoruz ama bu sevgimizi doyasıya yaşabilmek için de birtakım engelleri oluşturan şeylere karşı ifademizi müzikle dile getiriyoruz". Albümde grup üyeleri kadar dışardan insanların da yoğun emeği var. Özellikle de şairlerin, Turgut Berkes'in, Funda Tatar'ın, Can Dündar'ın dahası Nâzım'ın, Ahmed Arif'in, İlhami Bekir'in... Hepsinin emeğinin yoğrulmasından olgunlaşan bir albüm hiç durmadan. Nasıl mı? Şöyle anlatıyor Taner Öngür; "50 sene evvel 60 sene öne yazılan şiirler bugün de maalesef günceller. Sözgelimi 1929'da Nazım Hikmet'in yazdığı 'otuz milyon aç' dizeleri hâlâ geçerli". Elbette bu rahatsız edici geçerliliğin yanı sıra tarihe mal olmuş değerlerimizi yeniden tanıtma tarafı da Moğollar'ın amaçlarından.

Bugünlere kadar... Konu başlığı "Yürüdük Durmadan" olunca ister istemez bu yürüşe dair sohbet kendiliğinden açılıyor. "Biz 68 kuşağıyız dünyayı anlamamız bu dönemdir. O günlerden itibaren biz de yaşamın kendi özünde siyaset olduğu kanısına vardık. Duyarlı olmayı öğrendik, insanlar ne tip fikirler üretiyorlar bunları araştırmayı öğrendik. Temelde bu sosyalist olmayı öğrenmek, Denizler'i, Marks'ı tanıdığımız yıllardır. O günden itibaren bir yola çıktık bugüne kadar geldik. Buçok uzun bir yürüyüş. Emeğin sömürülmediği dünya isteminden hiç uzaklaşmayarak bugüne kadar geldik kısaca".

Nostalji mi? Geçmişte yaşananları bugüne getirmenin iki yolu var. Birincisi birikimleri taşımak diğeri sadece yad etmek yani "nostalji" olarak geçmişi değerlendirmek. Kör göze parmak da olsa sorduk grup üyelerine "Nostalji misiniz?" diye. Cevabımızı aldık: Cahit Berkay, "Biz hiç geri bakmadık. Bizim geçmişimizde olan herşey zaten bizim birikimimizde var. Her zaman biz geleceğe bakıyoruz. Yaptığımız her yeni şarkı bugün ve gelecek ile ilgili kaygılar ve çözüm arayışları taşımaktadır. 93'te biraraya geldiğimizde şu soruyu sorduk. Eğer biz eskiden yaptığımız şeylere sarılıp yeniden onları insanların önüne koyarsak belki bir dönem bir ilgi olur, ancak daha sonra bu kaybolur. Ama bugün esas olarak bir neler üretebiliyoruz? Bunu temele olarak düşünüyoruz" dedi. Taner Öngür ise, "Çağın tanığı olmak diye bir deyim vardır. Bence çok önemli bir yaklaşım. Yaşadığımız zamanı bütün detayları anlama ve değiştirme çabası içine girmemiz gerekiyor" diye anlattı düşüncelerini. Sonra da küçük bir kelime oyunuyla "eski" ye dair tumturaklı bir de cevap kondurdu Cahit Berkay; "Tabii bizim eskimiz muhteşem, Pir Sultanlar var Bedrettinler var, Nazımlar var. O eskiyi de koruma misyonlarımız da var"...


ŞARKILARDA NE ANLATIYORLAR? ne diyorlar?

Dersim'in Yaylaları "Dersim'in Yaylaları" adlı parçada kardeşlik temalarının yanı sıra Dersim'de baraj yapımına tepki de bulunuyor. "Kardeşliğe bağlanarak / Şu Dersime ah bir varsak" dizelerinin yanına "Affetmeyiz set çekeni" cümlesinde bu yoğunluklu olarak ifade buluyor. Şarkının bestesini yapan Cahit Berkay bu şarkının serüvenini şöyle anlatıyor; "Dersim'e festivale gitmiştik. Kardeşliği gösteren bir festivaldi. Konser sonrası bizi gözelere götürdü arkadaşlar. Muhteşem birşey vardı. Çoluk çocuk kadınlı erkekli insanlar toplanmışlar kendi aralarında eğleniyorlar. Bikinili genç kızlar, kadınlar, gençler... Hiçkimse birbirine laf atmadan taş atmadan eğleniyorlardı. İstanbul'da bile plajlarda kadınları erkekleri ayrı yerlerden sokmaya çalışan bir zihniyetin güçlendiği bir dönemde bunu görmek bizi etkiledi. O dostluğun, beraberliğin, içiçeliğin olağanüstü güzel yaşandığı Munzur çayına da baraj yapılacakmış. İnsanlar çok duyarlılardı. Biz de ister istemeze o duyarlılığı taşıdık. O güzelim vadi yok olacak. Temaları Funda Tatar arkadaşımıza söyledik o da bu şarkının sözlerini yazdı.

Adiloş 2004 Ahmed Arif'in yazdığı "Adiloş Bebe" şiirini söz yerindeyse güncellenmesi. Can Dündar'ın yazdığı şiiri Cahit Berkay bestelemiş. Cahit Berkay şöyle anlatıyor şarkının serüvenini; "Adiloş bebe diye adı geçen kişi, bugün ortalama 30 yaşında ve muhtemelen o da çocuk sahibi. Ve yine o da çocuğunu "tanı bunları/tanı da büyü" diyerek büyütüyor. Bu tema üzerinden şarkının bizi etkileyen böyle bir öyküsü oldu"

Çölde Gökyüzü Şavaş karşıtı bir şarkı. Sözü müziği Taner Öngür'ün. Şarkı savaş mizansenleri üzerine kurulu. Taner Öngür Irak'taki ABD işgalinin ilk günlerinin beyaz ekrana yansıması üzerine yazmış şarkısını. Sözlerinde "Odamda televizyon karşısındayım/Pencereden baktım çölde gökyüzü /Kan fışkırdı ekrandan ürperdim kaldım" ifadeleri somut durumdan kurgulanan şarkının öyküsünü yeterince anlatıyor. Ancak röportajda Taner Öngür bugüne dair de önemli şeyler söylüyor; "Sanal da olsa o gün odamın içinin kan dolduğunu görür gibi oldum. Ancak hemen söyleyeyim ki bu şarkı işgalin ilk zamanlarında yapılmıştı. Ancak bugün işkence fotoğraflarından tutun toplu katliamlara kadar giderek daha vahşi, insanlık dışı olaylara şahit oluyoruz. Ve bugün artık cesaretle haykırmalıyız ki; Bush, Rumsfeld, Dick, Cheney, Straw, Powel ve belki de bütün Amerika ordusu uluslararası savaş suçlusu olarak yargılanmalıdır. Hâlâ neyi bekliyoruz!"

Hortumcu Dayı Cahit Berkay'ın mâni formunda taşlaması. Şarkıda Berkay, medyaya, popüler kültüre (popstarlardan evlenme hiyâkelerine), banka tekellerine, hortumculara, işbirlikçilere, ABD,AB, IMF deyim yerindeyse bir "sıra dayağı" çekerken, Pir Sultan, Nazım Hikmet, Aziz Nesin, Can Yücel, Mumcu, Emeç, Üçoklar ve Sivas'ta yaşamını yitirenler de şarkıda anılıyor.

Açların Gözbebekleri Nâzım Hikmet'in 1929'da yazdığı şiire Taner Öngür bestesi. Ve grubun hep bir ağızdan söylediği takıyla; "maalesef" hâlâ güncel!

Duvar Albümdeki en ilginç parçalardan. Taner Öngür'ün bestesi, İlhami Bekir'in dizeleri. "Dağ başını duman almış" marşının cezaevini çağrıştıran ironik sunumu. Sözlerinden bir kısım şöyle; "Dağ başını duman almış Gümüş dere hiç akmıyor Yolu tutmuş eşkiyalar Bırakmıyor, bırakmıyor. "

Süreyya Medyanın her tarafan çekiştirdiği şarkı. Başarılarının ardından spekülasyon malzemesi olarak kullanılan Avrupa şampiyonu milli atlet Süreyya Ayhan'la ilgili bir çalışma. Esas olarak tüketim çıtasını insana kadar yükselten medyaya bir eleştiri içeriği sözkonusu. Sözleri Turgut Berkes'e ait şarkının bestesini yapan Cahit Berkay "tipik anadolu kadını" olarak tanımladığı sporcunın mazur kaldığı yaklaşımı eleştirdiklerini ifade ediyor. Cahit Berkay şarkı için, "Süreyya milyonlara maal olmuş emekleri olan bir sporcumuz. Birinci olunca birden bire sahip çıktık. İkinci olunca da olmadık şeylere maruz kaldı. Temelde emeğine saygısızlık olarak görüyoruz bunu. Bu temel eleştirimizi şarkıda işledik" diyor.

ÖNCEKİ HABER

Rektörlükten 12 Eylül adaleti

SONRAKİ HABER

Afrika sıcakları geliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa