30 yıllık konsept: Öcalan’ı etkisiz hale getirmek

30 yıllık konsept: Öcalan’ı etkisiz hale getirmek

Kürt sorununda çözümün beklendiği bir dönemde silahların yeniden devreye girmesi ve çatışmaların artmasıyla birlikte azalan çözüm umutları, PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın 6 haftalık tecridi ve kendisinden haber alınamaması yerini felaketin habercisi kaygılarına bıraktı. Öcalan’ın son çıkışıyl

Kenan Kırkaya

12 Eylül 1980 Türkiye devrimci hareketi hedef alınırken, henüz devlet tarafından bir numaralı tehdit haline gelmemiş olsa da PKK’ye karşı ciddi bir yönelim içine girildi. Aralarında PKK Merkez Komite Üyeleri Mazlum Doğan, Kemal Pir, Hayri Durmuş olmak üzere onlarca öncü kadrosu ve binlerce sempatizanı, yöneticisi tutuklandı. Kimilerine göre vahşetiyle PKK’nin güçlenmesine neden olan Diyarbakır Cezaevi gerçeği de işte bu koşullarda ortaya çıktı. Bütün bu yönelimlere rağmen Öcalan’ın erken tedbir alarak Ortadoğu alanına geçmesi belki de hareketi 12 Eylül koşullarında kesin bir tasfiyeden kurtardı.

SUİKASTLAR DÜZENLENDİ

Askeri darbenin “bölücü ve yıkıcı terörü” bertaraf ettiğini sandığı koşullarda PKK’nin 15 Ağustos 1984’te yaptığı silahlı eylemler deyim yerindeyse devlette şok etkisi yarattı. Öcalan, bu aşamadan sonra devletin temel hedefleri arasındaydı. Bunun için bir yönelime maruz kalan Öcalan özellikle hareket içine sızdırılan bazı kişiler tarafından etkisiz hale getirilmek istendi. Ancak bütün bunlar başarılmayınca, Öcalan’a yönelik ilk ciddi yönelim PKK’nin 2. ateşkesini ilan ettiği 1995 yılında gerçekleştirildi. Bu dönemde devlet bir yandan Öcalan ile ateşkesin koşullarına yönelik görüşmelerde bulunurken, öte yandan suikast girişiminde bulunuyordu. Eski MİT Kontrterör Daire Başkanı Mehmet Eymür’ün Ergenekon yargılamaları kapsamında yaptığı itiraflara göre, devlet 1 ton C4 patlayıcı ile Öcalan’a suikast girişiminde bulundu. Yeşil kod adlı Mahmut Yıldırım, itirafçılar ve PKK’den bazı bağlantıların da içinde yer aldığı suikasttan Öcalan, şans eseri kurtuldu. 6 Mayıs 1996 tarihinde gerçekleşen bu başarısız suikast girişimi, aynı zamanda ateşkesin sona ermesine neden oldu.

ULUSLARASI KOMPLO

Devletin bütün bu Öcalan yönelimleri sonuç vermeyince, Öcalan’a yönelik ekim 1998’de amansız takip başlatıldı. Öcalan’ın sorunun diplomatik ve siyasi kanallardan çözüm imkanı sunmak için 1 Eylül 1998 tarihinde 3’üncü kez tek taraflı ateşkes etmeyi devlet yönelim için uygun koşullar olarak değerlendirdi. Böylesi bir dönemde Dönemin Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Atilla Ateş, 16 Eylül 1998’de Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde, “Öcalan’ın Suriye’den çıkmaması halinde bunu savaş gerekçesi sayacaklarını” belirterek, tehditlerde bulundu ve bu tehditler Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’den diğer yetkililere kadar tekrarlandı. Öcalan, 9 Ekim 1998’de Suriye’den ayrıldı. Böylece o dönemde olası bir Suriye ve Türkiye çatışması engellenmiş oldu. Çeşitli Avrupa ülkeleri, Rusya ve Yunanistan’da yaklaşık 5 ay süren amansız takip, Öcalan’ın NATO operasyonu ile 15 Şubat 1999’da yakalanmasıyla son buldu. Öcalan’ın avukatlarının operasyonlara karşılık vermemeleri olası bir fiziki imhayı da engellemiş oldu.

5 YILLIK ATEŞKES

İdam tehdidi altında barış taleplerini dile getiren Öcalan’a karşı Türkiye’de dört bir tarafta linç girişimleri ve nefret eylemleri örgütlendirildi. Bu dönemde bile barış arayışlarını sürdüren Öcalan 1999-2004 yılları arasında 5 yıllık kesintisiz bir çatışmasızlık süreci başlattı. Bu dönem içinde Öcalan üzerinde bir yandan idam tehdidi öte yandan nefret eylemleri sürdürülürken, bir yandan da durumu siyasi şantaj olarak kullanıldı. Özellikle çatışmaların yeniden başladığı Haziran 2004 tarihinden sonra iktidarda bulunan AKP hükümeti Öcalan’a yönelik tecridi bir politika olarak uyguladı. Özellikle 2004-2005 tarihinde Öcalan aylarca ailesi ve avukatlarıyla görüştürülmedi. Diğer tutuklu ve hükümlülerden farklı olarak her türlü iletişim, haberleşme olanaklarından mahrum bırakılan Öcalan zaman zaman havalandırmaya çıkarılmadı. 12 yıl boyunca her anı kameralarla takip edilen Öcalan’ın yapılmasına izin verilen avukat ve aile görüşlerinde bile bazen Kürtçe konuşmalarına müdahale edildi ve tamamı kayıt altına alındı.

Bunlarla birlikte Öcalan yine AKP iktidarı döneminde 3 kez kritik ve tehlikeli uygulamalara maruz kaldı. 1 Mart 2007’de Öcalan’ın avukatları saç telleri üzerinden yaptıkları inceleme sonucunda Öcalan’ın İmralı’da zehirlendiğini açıkladı. Bu haber üzerine bütün Kürtler ayağa kalktı ve bölgenin tamamında günler süren eylemler düzenlendi. (AnkaraDİHA)

www.evrensel.net