Cahit Irgat

Cahit Irgat'ın nar taneleri

Nar ağacını bilmeyen var mı? Boyu orta boylu bir insan kadar. Çiçeklerle donandı mı bir genç kızı anımsatır.

Cahit Irgat'ın nar taneleri
Sennur Sezer
Nar ağacını bilmeyen var mı? Boyu orta boylu bir insan kadar. Çiçeklerle donandı mı bir genç kızı anımsatır. Gelinlik bir kızı. Ege'nin ayırdığı topraklarda Ritsos'un "Şu çılgın nar ağacı" dediği kadar var.
Nar ağacını bir genç kız gibi görmek mutluluk. Savaşın acılarını yaşayanlar onu yaralarla bezenmiş bir askere benzetebilirler kolayca: "Babam şu nar ağacı geçen harpte ölen babam". Cahit Irgat'ın Rüzgârlarım Konuşuyor adlı kitabının nar ağacı çıldıran bir askere bababsını anımsatırken, yaralanmış bir asker onda silah arkadaşlarını görür; sonra bu askerler bir yurda dönüşür:
"- Kaç dostumun kanındasın / Nar? / Kan kardeşi bir halin var / Gelincikle kızılcıkla / Karpuzla // İçin seni, dışın bizi yakıyor / Kan ağlıyor içimiz / İçimiz karpuz içi / Gelincik ve kızılcık korkuyor. // Her tanende bir dostumun kanı var. / Ömrümüz gübre olsun / Helal olsun köküne / Kanımızdan terimizden şerbet ol / Serinlet yüreğini dünya mahkûmlarının / Her yetime her yoksula / Sebil ol."
Çalışanlarının, uğruna dövüşenlerinin alın teriyle kanını, bir başka deyişle emeğini, yoksullarına, kimsesizlerine paylaştıranr bir toprak Ö. Vatan. Böyle bir ülkenin bulunuşu dünyanın mutsuzları için de ümit değil mi...
Cahit Irgat yurdu, dünyayı hep bir ağaca benzetir. O toprak parçaları üstündeki yaşama düzenini de. İkinci Dünya Savaşı'nın totaliter baskıcı düzenlerinin toplama kamplarına attığı insanlar da kendi yurtlarını bir ağaca benzetirler: "Meyvesini esirgeyen ağaca / Omuz veremiyoruz, / Bunun için adımız kötüye çıktı / Tecrit kamplarında çıldırdı / İşçiler, talebeler, genç kızlar". "Niçin yaşadığını, niçin öldüğünü bilmeyen" insanların, "omuzlarında kendi ölüleriyle dolaşan insanların, yalnız kendine acıyan insanların olduğu bir dünyayı istemez o. Cahit Irgat'ın "Bir avucu baş parmağı kadar kardeş" insanları, "alın terinin çamuruna gömülmüş", "kara ekmeğin mayasına, hamuruna katıkmış"larsa, dünyayı da kardeş kardeş paylaşabilmelidirler: "Biz de bakabilelim / Bir ışıklı pencereden / Bize de pay düşmeli / Şehirlerden, caddelerden, denizden. / İnsan insan paylaşalım / Yaşamayı, komşuluğu, dostluğu. / Bağdaş kurup yan yana / Bir sahandan yiyelim / Dünyamızın sofrasından." İnsanca paylaşımın olduğu topraklar büyüyüp bütün bir dünya olduğunda, eşi görülmemiş bir ağaç göreceğiz: "Ağacım, dört kol çengi kıyamet / Her dalımda bir memleket / Uzar kollarım uzar / Taşımda toprağımda bereket / Köklerimden başlar hürriyet / Bana çarptıkça anlar / Yağmur yağmur olduğunu / rüzgâr rüzgâr // Taşımda toprağımda kıyamet / Köklerimden başlar hürriyet." Cahit Irgat'ın düşü, kuşkusuz pek çok ozanın düşüdür. Ama pek az ozan bu düşü böyle güzel ve açıkça dile getirmiştir.
Temellerinde alın teri, taşlarında insanların avuç içi sıcaklığı olan yapılarda mutlu yaşamak için, dünyayı insanca paylaşmak için Cahit Irgat'ın söylediği gibi "kendimize acımaktan caymamız gerekmekte, Yoksa "Affetmeyecek bizi bir gün çocuklarımız".
2001 yılının 5 Haziran'ı onu uğurlayışımızın 30. yılı. Bu yıl onun doğumunun da 85. yılıydı. Lüleburgaz Belediyesi, hemşerisi olan bu ozan için bir anma toplantısı düzenleyerek, onu tanıyanları ve sevenleri Lüleburgaz'a topladı. "Lüleburgaz'ın kültürel zenginliklerine sahip çıkmak amacıyla" yapılan bu toplantı çiçek açmış bir nar ağacı gibi mutlandırıyor, umutlandırıyor dünyanın geleceğinde "Rüzgâr değil insan sesi dünyamızı dolaşan" dizelerine inandırıyor.
Bu insan sesinin güzel şarkılar söyleyeceği günleri özletiyor.
www.evrensel.net