Teröriste 'derin' hoşgörü

Avrasya Feribotu'nu kaçırdıklarında "derin" bir hoşgörü ile karşılaşan Muhammed Tokcan'ın başını çektiği Çeçen grup, yaklaşık 12 saat süren Swissotel işgallerinde de benzer bir muamele ile karşılaştılar.

Teröriste 'derin' hoşgörü
Haber Analiz / Fatih Polat
Muhammed Emin Tokcan'ın başını çektiği Çeçen teröristler 1996'daki, Avrasya Feribotu'nu kaçırma eylemlerinden sonra dünyanın hiçbir yerinde bulamayacakları bir propaganda imkânını daha yine Türkiye'de buldular. Dünya basının yanında Türk medyasında çıkan bir dizi haberde, bu grup Türk gizli servisleri ile MİT'le bağlantılandırılmış ve Türkiye'nin Kafkas sorununu bir "iç mesele" olarak gördüğü için bu gruba "derin" bir hoşgörü gösterdiği belirtilmişti. Sadece Rusya değil, dünya kamuoyunun gözünde Tokcan ve adamları, Türkiye'nin "bizim teröristimiz" muamelesi yaptığı bir grup olarak biliniyor. Bu grubun, önceki gece başlayan ve dün sabah saatlerine kadar süren "işgal" eylemi sırasında yaklaşık 12 saat boyunca tüm dünyaya canlı propaganda yapma imkânı bulması, geçmiş örnekler de hatırlatılarak, Türkiye'nin bu gruba kol kanat germesine bağlanacaktır. Nitekim, Associated Press (AP)'in Swissotel işgalini tüm dünyaya "Çeçen isyancıların Rusya'ya karşı mücadelesi Türkiye'de popüler" diye duyurması buna örnektir.
Medyanın saygılı üslubu
Bu 12 saatlik eylemin gelişimine bakıldığında, bir "terör" eyleminden ziyade olayın bir tür diplomasi olarak ele alınıp sunulduğunu görmek mümkün. Önceki gece 11.30'dan itibaren canlı yayına geçen televizyon spikerleri, eylemi gerçekleştiren grubu teşhis etmeye ve olayın nedenini anlamaya çalışırken Swissotel'in önündeki muhabirlerine "Teröristler Türkçe mi konuşuyordu yoksa bozuk bir Türkçe ile mi konuşuyorlardı?" gibi sorular yönelttiler. Eylemi gerçekleştirenlerin Muhammet Tokcan ve adamlarından oluşan Çeçen grup olduğunun öğrenilmesinden sonra ise rahatlanıldı ve üslup değişti. Terörist nitelemesi yerini "Çeçen eylemcilere", "silahlı gruba" bıraktı. Son esnaf eyleminde de görüldüğü gibi devletin hoşuna gitmeyen eylemlerde çok kolay "terörist" parmağı arayabilen medyanın, Çeçen eylemcilere gösterdiği saygılı üslup oldukça dikkat çekiciydi.
Diplomat gibi muamele
Türkiye'de YÖK'ü protesto eden öğrenci eylemine polis müdahalesi gerçekleştiren, üniversitelerin girişine polis kontrolü koyan ve çevresine panzerler yerleştiren bir yönetme anlayışının Tokcan ve adamları ile İçişleri bakanı ve vali düzeyinde ilişki kurması en hafif tabiriyle nasıl yorumlanabilir? Türk devlet politikasında "terörü" bertaraf etme yöntemleri düşünüldüğünde Tokcan ve adamlarına gösterilen ihtimam, ancak bir diplomat grubuna gösterilecek bir yaklaşımı yansıtıyordu.
Çakır'ın açıklaması 'açıklayıcı'
AA'nın "terörist" yerine silahlı grup diye adlandırmayı uygun gördüğü grupla görüşen devlet yetkililerinden İstanbul Valisi Erol Çakır'ın şu sözleri bunun bir itirafı değilse nedir: "Oradaki misafirlerimize iyi davranıyorlar. Onu gözlemledik. Ama eylem kabul edilebilir bir şey değil ve onlara kendimizi arkadan hançerlenmiş gibi hissettiğimizi ifade ettik. Çünkü ülkemizin turizme önem verdiği bugünlerde, turistleri de hedef alan bir eylem kabul edilemez." Yani ülke turizmini etkilemeyecek bir yerde yapılsa, bu kadar dert edilmeyecek ve "Arkadan hançerlenmiş gibi hissettik" biçiminde bir gücenmeye de yer kalmayacak.
Tokcan ve adamları İçişleri Bakanı Tantan dahil -Başbakanla da görüştüler mi bilmiyoruz!- bir dizi devlet yetkilileriyle oturup konuştuktan sonra, Kafkas Derneği Başkanı'nın ağzından propagandalarını yapma imkânını da elde ettiler. Ve Türk halkına da, "Verdiğimiz geçici rahatsızlıktan dolayı özür dileriz. Böylesi bir kriz ortamında Türkiye'yi zor durumda bırakmak istemezdik. Rusya'nın biz Çeçenlere yaptıklarına dünya basını yer vermediği için bu eylemi gerçekleştirmek zorunda kaldık" dediler.
Çeçen Çatlısı mı yaratılıyor?
Hatırlanacağı gibi Tokcan ve adamları 16 Ocak 1996 günü Trabzon-Soçi seferini yapmaya hazırlanan Avrasya Feribotu'nu kaçırdıklarında aynı "hoşgörü" ile karşılaşmışlar, feribota inen Uğur Dündar'ın onlara gösterdiği ilginin ardından televizyon ve gazetelere elindeki silahı bırakıp küçük bir bebeği kucağına alarak seven "hümanist Çeçen militanlar" görüntüleri yansıtılmıştı. Bu eylem sırasında dönemin MİT Müsteşarı Sönmez Köksal da Tokcan'la telefonla görüşmüştü. Bu eylemden sonra yerleştirildikleri cezaevinden kaçmalarında da MİT parmağı olduğu ileri sürülmüş, 26 Mart 1998'de Komsomolskaya Pravda gazetesi Tokcan ve adamlarının cezaevinden kaçmalarının Türk gizli servislerinin içinde olduğu bir danışıklı dövüş olduğunu savunmuştu. Benzer haberler başka ülke basın organlarında ve Türkiye'de de yer aldı. Kafkaslar'ın ABD ve AB'nin hakim güçlerinin ilgisini çeken bir petrol cenneti olduğu, "Rusya'yı Rus toprağına sıkıştırmak" politikasının ABD'nin bölge politikasının baskın bir unsuru olduğu da hesaba katıldığında, Türkiye'nin gösterdiği bu hoşgörünün, özünde "çokuluslu bir hoşgörü"den güç aldığı kolaylıkla tahmin edilecektir. Nitekim bu, son iki yıl içinde Türkiye'deki Çeçen yanlısı güçlerin gerçekleştirdiği dördüncü eylemdir. Bu eylemler arasında, iki Rus uçağının kaçırılması da bulunuyor.
Ayrıca Tokcan daha önce ATV muhabirine ülkücü mafyadan Sedat Peker'in kendisine çok yardımcı olduğunu söylemişti. Peker'in de MİT'le ve Susurluk'la bağlantılandırılan bir isim olduğu düşünüldüğünde Tokcan'ın tek başına eylem yapan bir "romantik militan" olduğu ihtimali gündemden düşmektedir. Tokcan ve adamları bu yönüyle, ABD kontrgerilla tarzının Türkiye'ye Çatlı olarak yansıyan biçiminin Çeçen versiyonu olma yolunda ilerliyorlar. Bunu söylemek için CIA-MİT-Tokcan bağlantısının damgalı mühürlü belgesini aramak, ABD kontrgerilla diplomasisi açısından da, onun, Azerbaycan'da darbe girişiminde bulunmuş, Çeçenya'ya el altından militan gönderdiği iddia edilmiş, Ankara versiyonu açısından da çoktan aşılmış bir yöntemdir ve onlara toy bir çocuk muamelesi yapmak anlamına gelir. Bu açıdan önemli olan "statejik ve ideolojik birlik"tir!
Yine kaçırılacaklar mı?
Avrasya Feribotu'nun kaçırmalarının ardından girdikleri cezaevinden kaçırılan Topcan ve adamlarının yine kaçırılıp kaçırılmayacakları merak konusu. Bu açıdan hem, Çeçen teröristleri, hem onları kullanmakla ve daha önce kaçırmakla suçlanan MİT'i iyi izlemek gerekiyor.
www.evrensel.net