Simurg'un kendileri olduğunu bilenlere

Bir rivayete göre kuşların hükümdarı olan Simurg-Anka bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş.

Simurg'un kendileri olduğunu bilenlere
Erol Teslim
Bir rivayete göre kuşların hükümdarı olan Simurg-Anka bilgi ağacının dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş. Kuşlar Simurg'a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürlermiş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar Simurg'u bekler dururlarmış. Ne var ki Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar, umudu kesmişler. Uzak ülkeden bir kuş sürüsü Simurg'un kanadından bir felek bulmuş. Simurg'un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg'un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler. Simurg'un yuvası Kaf Dağı'nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekiyormuş. Kuşlar hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulan ve düşenler olmuş. Önce bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını anlayıp. Papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış. Kartal yükseklerdeki krallığını bırakamamış. Baykuş yıkıntılarını özlemiş. Balıkçıl kuş bataklığını. Yedi vadi üzerinde uçtukça sayıları an ve an azalıyormuş. Altıncı vadi şaşkınlık, yedincisi ise yok oluş vadisiymiş. Kaf Dağı'na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış. Simurg yuvasını bulunca öğrenmişler, Simurg-Anka 30 kuş demekmiş, onların hepsi Simurg'muş.
1998'in Aralık ayında 200 öğrencinin katılımıyla bir şiir dergisi olarak yayın hayatına başladı Simurg. Diğer şiir dergilerine oranla sermayeye dayanmayan, sadece gönüllülerin katkılarıyla yaşamını sürdüren, profesyonel bir kadroya sahip olmayan bir dergi. Onun bu özelliği sermayeye dayalı dergilerin yaşamadığı sorunları yaşamasına neden oluyordu. Dizgi, baskı, dağıtım sorunları Simurg'un okurlarına ulaşmasındaki engeller arasındaydı.
İlk yayın hayatına başladığında karşılaşmış olduğu engelleri, mücadele azmiyle aştı. Derginin şiir sayfalarında ve sunu bölümünde değişik sınıflardan halkların özlemleri dile getirilerek yansıtılıyordu.
Köyün, köylünün yaşam sorunları, özlemleriyle, karşılaştığı ekonomik ve toplumsal baskı ve güçlükler karşısında ezilişini dile getirdi Simurg. Yine aydınların, gazetecilerin, demokratların "faili belli" suikastler sonucu yaşamını yitirdiği, ancak "faili meçhul" olarak lanse edilişine değiniyor. Sayfalarının tamamına yakınını aydın-sanatçı dostlarına ve edebiyatın yeni kalemlerine açıyor.
Halkın sorun Simurg' un sorunu
Ülke topraklarının yabancı sermayeye açılmasını, buna karşı örgütlü mücadelenin gerekliliğini ima ederek Bergama köylülerini örnek gösteriyor. Bergama köylülerini, "Kış, kıyamet, yakın uzak, kent- köy demiyor. Nerde bir sorun varsa; onun kendi sorunları sayıyor, doğdukları, ürettikleri toprakların gerçek sehipleri olduklarının bilinci ve direnci içinde soyunuyorlar. "Yaptığınız yetti gari. Her yer Bergama" diyerek köylülerin sloganını taşıyor sayfalarına.
Emperyalist kuşatmanın bir "girdap" gibi kol gezdiği gençler üzerinde baskı mekanizmasını çalıştırdığını anlatıyor. Kapitalizmin gençleri uyuşturucu bataklığına, diskolara, barlara, sanal aşk alemlerine yönlendirilişini yansıtıyor şiirlerinde. Ve "İnsanlık tam üç bin yıl aşktan söz etti. Ve üç bin yıldır onu yaşayarak tadıyor kapitalizm. Kendinden önceki ütopik, sırf duyguya dayanan destansı aşkı öldürdü. Bu aşkın ruhunu paranın ayartıcı ruhuyla iğdiş etti. Manevi değerlerin ve romantizmin tedavülden kalktığı, emeğiyle yaşamın aşağılık ve aptallık sayıldığı bir dönemin son örnekleri tezahür ediyor."
Çocuk emeği ve işçiliği unutulmamalı
Çocuk emeği ve işçiliği Simurg için ayrı bir önem ve anlam taşımakta. 1999 yılında Uluslararası Çalışma Örgütü tarafından "Çocuk İşçiliği Yılı" ilan edilişini dizelerinde okuyucularıyla paylaşıyor. "Sistem emekçi çocuklarını ıslah etmenin tek ve en faydalı yolunu gösteriyor; "Çocuk olma, çırak ol" Yıllardır savaşın, açlığın, ölümün ve işsizliğin kol gezdiği bir coğrafyada doğan, geceleri mermi sesleri ninni, gündüzleri patlamış el bombaları, mayınlar oyuncakları olan çocuklar. Ayakkabı boyacılığından, simit satıcılığına, tarım işçiliğinden, sanayii işçiliğine kadar yaşamın yükünü omuzlamış çocuklar. Yatakları sert, kirli kaldırımlar, yorganları insafsız, soğuk olan sokak çocukları, yağmurlu soğuk gecelerde, bankamatik kulübelerine uğrayanların insafına sığındılar."
Günlük mücadele içerisinde Simurg da var
17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerini de unutmamış Simurg. Sallanan binalardan duyulan çığlık sesleri, anneler, babalar, kardeşler enkaz altında yaşamını yitirenler. Hayatta kalabilme mücadelesi verenler Simurg'a göre; yardımlaşmayı, paylaşmayı öğrendiler, çadır kurmayı ve onları yağmurdan korumayı da. Artık deprem sözcüğü onlar için farklı şeyler çağrıştırıyor; ilgisizlik gibi, yalan gibi.
Yaklaşan eğitim ve öğretim yılını da unutmayan Simurg eğitimin özelleştirilerek paralı hale getirildiğini, öğrencilerin karne alabilmek, kayıt olabilmek için, "katkı payı" ödememeleri gerektiğini belirtiyor. SSK hastanelerinde yaşanan bekleyişler, emeklilik yaşının yükseltilmesi, Bağ-Kur emeklileri ve diğer emeklilerin aylıklarındaki artış, kamu emekçilerinin grevli, toplusözleşmeli sendikal mücadelesi yansıtılıyor dizelerinde.
Simurg bunlarla da yetinmeyerek günlük mücadele içerisinde yerini almaya çalışıyor. Futbol arenasının getirdiği, onbinlerce insanın sokaklara dökülüp, gece yarılarına kadar kornalar çalıp, silahlar patlatıp, yüzlerini rengârenk boyamaları, holiganizm ve fanatizmin körüklediği potansiyel suç makineleri yaratanlara sesleniyor.
www.evrensel.net