Türküleri öyküleriyle anla

Türküleri öyküleriyle anla

Hem türkülerin öyküleri hem de en iyi yorumculardan seçilmiş örneklerden oluşturulan repertuvarla ilgi çekici bir çalışma "Öykülerle Türküler".

Türküleri öyküleriyle anlamak
Sinan Gündoğar
Yıllar önce, farklı ebatlarda, türkülerin öykülerini yansıtan kimi kitapçıklar yayımlandı. Ancak yakın zamanda yayımlanan ve CD ile örneklenen "Öyküleriyle Türküler", bu konuda farklı bir boşluğu doldurabilecek bir eser.
Bu çalışma Yaşar Özürküt'e ait. Daha önce İsveç'te yayımlanan "Türkülerin Dili"nin yanı sıra "Şeytanla Köylü" adlı bir çocuk kitabını da yazmış olan bir yazar, Yaşar Özürküt. Yaşar Özürküt'le yaptığımız görüşme, '80 darbesinin birçok aydın üzerindeki baskısını gözler önüne serecek bir nitelik taşıyor. 1971-81 yılları arasında TRT Ankara Radyosu'nda Söz Yayınları Prodüktörü olarak görev yapan Özürküt, '74 yılında türkü öykülerini konu alan bir dizi program yapmış. Günaydın, Günden Güne, Hafta Sonu, Bu Yurdun Sesi, Akşama Doğru gibi programları da yapmış olan Özürküt, '80'de hakkında yapılan soruşturmalar yüzünden yurtdışına çıkmak zorunda kalmış. TRT-DER Genel Sekreterliği, Barış Derneği üyeliği, çeşitli basın açıklamaları ve yaptığı programların içeriği yüzünden farklı soruşturmalar açılmış Yaşar Özürküt hakkında.
İstemeye istemeye de olsa '84 yılında politik göçmen olarak İsveç'e yerleşmiş. Bundan sonrasını şöyle anlatıyor Özürküt: "Yurtdışında mesleğimden kopmamak ve zamanı değerlendirmek açısından İsveç'teki radyoda bir süre çalıştım. Sonra bir yerel radyo kurduk. Eski dokümanları getirttim ve bunlardan bir kitap yapma düşüncesi gelişti bende. O dönemde bunları değerlendirdim ve İsveç Kültür Kurumu'nun katkısıyla sadece İsveç'te dağıtılan, Batı Avrupa'nın belli kesimlerine de gönderilen "Türkülerin Dili" adlı kitabı oluşturdum. 2000 kadar basılmıştı. Dar olanaklarla yapılmıştı, çünkü ülkemden uzaktaydım, kaynakçaları gösterememiştim, dokümanlar tam ulaşmamıştı bana."
Ancak kitabın serüveni burda bitmiyor. Türkiye'ye döndüğünde, kitabın farklı kişiler tarafından "hırsızlandığını" görmüş. Yaşar Özürküt, "Türkiye'ye 1991'de girebildim. Geldiğimde, bu alanda birçok çalışmanın yapılmış olmasını bekliyordum. Hiçbir şey yoktu. Yeni bir şey yapmak gerekiyordu. Ben de 70 türküyü hedefleyerek, her kitapta 7 türküye yer vererek '10 kitap ve CD'lik' bir arşiv oluşturmak istedim. Kültür Bakanlığı da bu projeyi destekledi. Ayrıca Ada Müzik sahiplendi" diyor.
Dört bölüm
"Öyküleriyle Türküler", dört ayrı bölümden oluşuyor. "Türkülere Emek Verenler" adlı ilk bölüm, Pertev Naili Boratav, Muzaffer Sarısözen, Ruhi Su, Âşık Veysel, Neriman Altındağ ve Muzaffer Akgün'e ayrılmış. Bunlardan Âşık Veysel, Neriman Altındağ ve Muzaffer Akgün'le birer söyleşi yapmış, Özürküt.
İkinci bölümde türkülerin öykülerine yer verilmiş. Bundan sonraki bölüm, türkülerin notalarına ayrılmış. Son bölüm ise, türkülerin öykülerinin yazımında kullanılan kaynakçalardan oluşuyor.
Hem türkülerin öykülerinin hem de türkülerin en iyi yorumcularından örneklerin bir arada olması, bu çalışmanın niteliğini artırıyor.
Türküleri yorumlayan kişileri seçerken, farklı bir gelenekten de söz ediyor, Özürküt: "Öyküsünü yazdığımız türküler 'konulu türküler'di. Radyoda bir gelenek vardı, bir türküyü, o türküyü derleyen okurdu. Her türkünün bir yorumcusu vardı. Doğal olarak onun yorumuna yer verdik. Bir de en iyi yorumcuları seçtik. Muzaffer Akgün dururken 'Bebek Oy' adlı türküyü başka bir sanatçının yorumuyla sunmak olmazdı herhalde!"
Bu projede repertuvarın belirlenmesinde nelere dikkat edildiğini soruyoruz. "İlk kitapta, yörelerin farklılığı, kadın ve erkek sanatçıların dengeli olması, eskilerden başlama ve en iyi örnekleri sergilemek gibi ölçütler kullandık" diye cevaplıyor, sorumuzu.
Bu arada, Yaşar Özürküt'ün kullandığı yöntem dikkatimizi çekiyor. Özürküt, bir türkünün öyküsünü yazarken önce bir ön araştırma yapıyor. Hangi yöreye aitse türkü, o yöreyi ziyaret ediyor ve orada türkünün öyküsü konusunda bilgiler topluyor, yazılı kaynakları inceliyor. Daha sonra da, kendi üzerindeki etkisinden yola çıkarak, türkünün öyküsünü özünden sapmadan yazmaya başlıyor.
Bunu örneklemesini istiyoruz. Yaşar Özürküt, başlıyor anlatmaya: " 'Hem okudum hem yazdım, yalan dünya senden bezdim' türküsünün öyküsünü yazıyordum, radyodayken. Ön araştırmamı yaptım. Öykü şöyleydi: Bir beyin yeni doğan bir çocuğu vardır, bir hafta, on günlüktür. Bey Çorum'dan çağrılır. Alaca'dan, yanına bir adamını alarak Çorum'a gitmek zorunda kalır. Yolda vurulur ve ölür. Kısaca hikâye budur. Hikâyenin özü budur. Bununla geçiştirilebilir. Ben o türküyü yazarken, köyde çocuğun doğumunun nasıl karşılandığını, 'kentten çağrılmanın' hangi anlama geldiğini düşündüm. Bir de o zamanlarda çocuğum olmuştu, kutlama telgrafları almıştım. Bütün bunlardan sonra, hikâyeyi tam anlamıyla kavratma amacı öne çıktı. Ben sonuçta bir yazarım, türkü yorumcusu değilim. Öz olanı, saptırmadan, en iyi şekilde yansıtmak istedim. Benim genelde kullandığım yöntem buydu."
Çeşitli topluluklar var
Aynı yöntemin, Türkiye'deki diğer kültürler için de uygulanması gerektiğini vurguluyor: "Türkiye'de çok çeşitli halk toplulukları vardır. Türküler yapay dillerle anlatılmaz. Lazca düşünülüp, Arapça türkü yapılmaz. Bu halk grupları kendi anadilleriyle türküler yaratıyorlar. O halk gruplarının aydınları da, kendi kültürlerindeki ürünlerin öykülerini derlemelidirler ve yazmalıdırlar."
Yaşadığımız koşullarda bunun koşullarının uygun olup olmadığı konusundaki görüşlerini öğrenmek istiyoruz. Özürküt, ülkeden soyut bir şekilde yaşamadığını belirtiyor ve ekliyor: "Bu demokrasi meselesidir. İsveç'ten geliyorum. Türkiye'de basılmış olan Mehmet Uzun'un kitabının toplatılması, dünyanın en büyük Nobel'ini dağıtan İsveç Akademesi'nin beş üyesinden ikisi ve İsveç Yazarlar Birliği üyesi 20'ye yakın yazar tarafından protesto edildi. Ben de İsveç Yazarlar Sendikası üyesiyim.
Bu beni çok üzdü. Bu davranışı doğru bulmuyorum. İsveç, orada yaşayan çeşitli etnik grupların anadillerinde kendi kültürlerini yaymak için onlara destek veriyor. Bununla amaç, İsveç'te olmayan bir kültürel mozaik yaratmak. Bizde ise, Anadolu'da var olan mozaik görmezden gelinip yok edilmeye çalışılıyor."
www.evrensel.net