Kuşlar gidiyor!

Kuşlar gidiyor!

Birçok kuş türü, uzun süre önce nesli tükenmiş Archaeopteryx kuşunun yolunda ilerliyor. Bunun nedenleri ise evrimin olağan süreci değil, insanların doğal hayat üzerindeki inanılmaz etkisi.

Kuşlar gidiyor!
Cornell Üniversitesi Kuşbilim Laboratuarı Müdürü John Fitzpatrick, beş yaşından beri kuşlarla haşır neşir. "Küçük yaşta ve tam anlamıyla kapıldım bu sevdaya" diyor, Fitzpatrick. Güney Amerika'da araştırmalar yaparken üç tane bilinmeyen kuş türünü keşfetmiş. Bugün ise onların geleceklerinden son derece endişeli. Ona göre sorun, dünya üzerindeki kuşların acımasız bir düşmanla boğuşuyor olmaları: İnsanlar.
On bin dolayında kuş çeşidinin iki bin tanesinin, son bin yıl içinde neslinin tükendiğini söylüyor, Fitzpatrick. Bu utanç verici bir tablo, çünkü bir türün hayatta kalma süresinin bir milyon yıl kadar olması gerekiyor. Fitzpatrick, "Kuş nesillerinin tükeniş oranı şu anda bunun çok çok üstünde, normalin en az bin kat üstünde" diyor. En savunmasız olanlar ada kuşları. Yeni Zelanda'daki moalar ya da Madagaskar'daki fil kuşu gibi birçok türün nesli, insanların akşam yemekleri sofralarında sona erdi. Ama en büyük etken, çevre kaybı, kuşların yemek ve sığınaktan mahrum kalarak yırtıcı hayvanlara karşı savunmasız hale gelmesi. Eskiden kalma ormanların yok edilmesi çok açık bir örnek, ama güç algılanabilen değişimler bile büyük fark yaratabiliyorlar.
Tahribatın sonrası
Amber Keyser, ormanın içindeki izole bitki alanlarının yok edilmesinin bile kuşlar üzerinde yok edici etki yaratabileceğini söylüyor. 'Sonuç orman tahribatı oluyor" diyor Keyser. Tahribatın sonucunda kuşlar daha az sayıdaki yaşama alanlarını daha yoğun bir nüfusla paylaşmak zorunda kalıyorlar ve bu yaşadıkları ortamlarda yumurtaları rakunlar ve opossumlar gibi yırtıcı hayvanlara karşı savunmasız kalıyorlar. Keyser, Alabama dolaylarında 'şarkıcı kuşlar' üzerine araştırmalar yapıyor. Bu kuşların yüzde 20'si yuvalarını toprağa kuruyorlar ve küçük hayvanlar için de kolay hedef oluşturuyorlar.
Keyser'in henüz çok başlarda olan çalışması birçok kuş türünün yaşayan üye sayısında, kuşlar ve yırtıcı hayvanların aynı çevreyi paylaşmasıyla sonuçlanan orman tahribatıyla bağlantılı olarak, hızlı bir azalma olduğunu gösteriyor. Kuşlar her kıtada ve her adada bulunuyorlar, neredeyse her boyda, biçimde ve renkte: Devekuşundan mırıltıkuşuna, tukandan penguene kadar. Pennsylvania'da taşılbilimci olarak çalışan Pat Shipman ise şunları söylüyor kuşlar hakkında, "Kuşlar derilerinden tüy dediğimiz o garip donatıyı yarattılar. Bu onlar için yalnızca vücut ağırlıklarını destekleyen bir unsur değil, yalıtım sağlıyor, çeşitli darbelere karşı zırh görevi görüyor ve bunu yenileyebiliyorlar. Ve bizim yapamadığımız o şeyi yapabiliyorlar kuşlar: Uçabiliyorlar."
Sizce bunu yapabilmenin yollarını aramışlar mıydı? Uzmanlar öyle düşünmüyorlar. Bazı dinozor türleri, bir anlamda kuşlarınkine benzer tüyler uzattılar ve o kadar hızlı koşuyorlardı ki havalanmayı başardılar. Bu iddia 'havalanma teorisi'ni oluşturdu. Ağaçlar üzerinde yaşayan bazı başka dinozor türleri de, ağaçlardan aşağıya kayarak inebilmek için tüy uzattılar. Buna da 'yukarı-aşağı' teorisi deniyor.
Kemikler, kanatlar, parmaklar
Karolina Üniversitesi'nde biyolog olan Alan Feduccia, kuşların kanatlarını -bir başka deyişle parmaklarını- destekleyen kemiklerin dinozorların parmaklarından çok değişik olduğunu, böylece de çok daha farklı bir evrimleşme çizgisi takip ettiklerini söylüyor. Ama nasıl uçulacağını öğrenmek sorunun yalnızca bir boyutu. İnsanların 20. yüzyılda öğrendikleri gibi, uçuşu kontrol edebilmeyi bilmek önemli ve bunu bilmek yere inmeyi başarabilmek için de gerekiyor.
Orville ve Wilbur Wright kardeşler, uçuşun kontrolünü öğrenebilmek için Ohayo'daki bisikletçi dükkânlarının üzerinde süzülen kuşların hareketlerini çalışmışlar.
Aslında, kuşlar bize bundan da fazlasını öğrettiler. Fitzpatrick, "Göç ediyorlar, böylece bize mevsimler ve Dünya'nın boyutu hakkında bilgi veriyorlar. Birçok şey yan yana geliyor ve kuşlar üzerinden doğa ile aramızda bir bağ oluşuyor. Çok büyüleyici" diyor. Kuşları etrafımızda tutmakta fayda var!..
Archaeopteryx tartışması
Elde bulunan en eski kuş fosili Archaeopteryx kuşuna ait ve birçok uzman bunun bu kuşların dinozorlardan geriye kaldıklarını gösterdiğine inanıyorlar. Herkes buna katılmıyor ama, Pennsylvania Devlet Üniversitesi'nden taşılbilimci Pat Shipman bu konudaki muhaliflerin sayısının giderek azaldığını söylüyor. Fitzpatrick ise, bu konuda her iki görüşte de uzmanlar bulunduğunu söylüyor.
Archaeopteryx'den 50 milyon yıl önce de kuşlar vardı ve o zamanki kuşların nasıl olduklarına ve nasıl evrildiklerine dair çok az kanıt var. Fitzpatrick, "Kuşlar ve dinozorların yakından bağlantılı olduklarını biliyoruz" diyor. Ne var ki, bugün etrafımızda dolaşan kuşların evrimini tam olarak çözebilmek çok zor. Fitzpatrick, şunları ekliyor; "Kuşlar ve küçük dinozorlar çok iyi fosil bırakmıyorlar, bu nedenle kayıtlar çok iyi değil.
Evrimin çeştli aşamalarından kalan bulgulara ulaşıyorsunuz ve bulgunun bir çıkmaza mı yoksa bir anakaraya mı ait olduğunu bilmiyorsunuz. Bu nedenle, fosillerden yola çıkarak bir soyağacına ulaşmak gerçekten de zor bir iş." Yine de, kuşların dinozorlardan geriye kaldıkları o kadar yaygın bir kanıki muhaliflerin sesi biraz kısık çıkıyor.
www.evrensel.net