Avustralya

Avustralya'nın Kızılderilileri: Aboricinler

Avustralya'nın gerçek sahibi olan Aboricinler, dünyanın en eski uygarlıklarından birinin de mimarıdır aynı zamanda. Latinceden alınan "Aboricin" kelimesi ise "başlangıçtan beri-en eski" anlamlarına gelir.

Avustralya'nın Kızılderilileri: Aboricinler
Avustralya'nın gerçek sahibi olan Aboricinler, dünyanın en eski uygarlıklarından birinin de mimarıdır aynı zamanda. Latinceden alınan "Aboricin" kelimesi ise "başlangıçtan beri-en eski" anlamlarına gelir. Aboricin kelimesi ise İtalya ve Yunanistan'da yaşayan yerlileri, yani bu bölgelerin sakinlerini, işgalcilerden ayırmak için kullanılırdı. Ancak, kangruları ve koalalarıyla ünlü bu büyük adanın ev sahipleri, kendilerine Avrupalılar tarafından 'takılan' Aboricin ismini değil, bin yıllardır kullanageldikleri "Koori" ismini tercih ederler.
En eski deniz yolculuğu
Australoid ırkına mensup bu kara tenli göçebelerin adaya Asya kıtasından geldikleri tahmin ediliyor. 60 bin yıl kadar önceye dayanan bu yolculuğun detayları henüz pek bilinmiyor. Bugün tekonoloji ürünü feribotların gidip gelidiği okyanusu nasıl aştıkları ise ayrı bir muamma. Buzul çağında Avustralya Yeni Gine ile birleşikti. Cava ve Borneo adaları bugün olduklarından çok daha büyüklerdi ve aralarındaki deniz mesafesi daha kısaydı. Ancak yine de adaya ulaşan ilk yerlilerin en az 100 ile 160 kilometre arasındaki bir mesafeyi denizden aştıkları tahmin ediliyor. Bu, tarih öncesi insana dair bilinen en eski deniz yolculuğudur. Penrith'te bulunan taş gereçler, Avustralya'da yaşamın Avrupa'dan en az 12 bin yıl önce başladığını gösterir.
Aboricinler, avcılıkla geçinen göçebelerdi. Avlanmak için bumerang ve mızrak kullanırlardı. Ayrıca mevya, yer elması ve sebze toplarlardı. Beyaz adam adaya ilk çıktığında kıtada 250 kabileye mensup 300 bin yerli yaşamaktaydı. Her grubun kendi bölgesi, gelenekleri inançları ve dili vardı.
Yerlilerin en güç koşullarda dahi, bir başka kabilenin topraklarına girmeyi düşünmedikleri söylenir. Gençler, ancak ergenliğe eriştiklerini vurgulayan seremonilerin ardından evlenebilir. Tüm kıtanın ortak inancı ise, Aboricin kültürünün temelini oluşturan "Dreamtime-Rüya Zamanı"dır.Toprak kimindir?
İlk Aboricinler çevre açısından bugünden çok daha zengin bir Avusturalya buldular. İri hayvanların etinden yararlandılar. Doğayla son derece iç içe bir hayat sürdüler. Toprağın insana değil, insanın toprağa ait olduğuna inanırlardı. Alışveriş gibi bir olguyla hiç tanışmadılar. Onlara göre toprak, Rüya Zamanı'nda dağıtılmıştı. Adanın geri kalan dünya ile hemen hemen hiçbir bağı olmadığından tüm 'teknik gelişimi' de kendi tecrübeleriyle kaydettiler.
Göçebelik, Aboricinlerin kullandıkları aletlere de yansıdı. Coolamon, adı verilen kıvrımlı tabak, toprak kazmak, su ya da bebek taşımak yahut tohum ve meyve toplamak gibi işlerde de kullanılır.
Çocukların eğitimi
Aboricin bir çocuk, doğduğu günden itibaren, maddi ve manevi dünya ile uyum sağlamaya çalışır.
Ait olduğu kabilenin tam bir üyesi olmak ve hayatta kalmak için gereken bilgiyi edinmek zorundadır. Yürümeye başladıktan kısa bir süre sonra mızrak tutmayı öğrenir. Büyüklerinden alet yapmasını ve balık avlamayı öğrenir. Ayrıca ruhani konuları ve gelenekleri öğrenmelidir. Kutsal ayinlere katılabilmek için dans ritimlerini bilmesi gerekir. Bir Aboricinin yaşamı, küçüklüğünden ölümüne dek gelenekleri ve kabilenin tarihini öğrenmekle geçer. Kabile üyeleri totemler tarafından sınıflandırılır ve herkesin toteme karşı sorumluluğu vardır. Örneğin, kangru totemine mensup olanlar, kangru öldüremez ve kangru soyunun devamı için seremoniler düzenlemek zorundadır.
Rüya Zamanı
Rüya Zamanı, Aboricin mitolojisidir. Ruhani ataların toprak üzerinde dolaştıkları ve Aboricin toprağına bugünkü şeklini verdikleri, Aboricinlerin uymaları gereken toplumsal kuralları belirledikleri zamanı anlatır. "Bereket Anası", "Büyük Gökkuşağı Yılanı", "Djanggawul Kardeşler" gibi varlıklar, nesilden nesile anlatılan hikâyeler ve yapılan seremonilerle bugüne kadar ulaştılar. Sadece kadınların ya da sadece erkeklerin bildiği özel hikayeler de vardır.
Sanat
Aboricinlerde sanat sadece "dekoratif bir unsur" değil, yaşamla iç içe geçmiş bir olgudur. Her Aboricin çocukluğundan itibaren törenler için vücudunu boyamasını, totemlerin simgelerini ve desenlerini öğrenir. Kayaları boyama sanatı ise, bugün hayatta kalan az sayıda formdan biridir.
En çok bilinen ağaç kabuğu boyama sanatı ise, sadece Arnhem Land gibi ağaçların bu işe uygun olduğu bölgelerde yapılabilir. Boyalar, kilden, kayalardan ve kömürden üretilir. Kırmızı, kahverengi, siyah ve beyazla kısıtlı olan renklerin tonları son derece karakteristiktir. Her biri ayrı bir hikâye anlatan resimler, Aboricin yaşamının ve inançlarının kayıtlarıdır aslında. İşgalci beyaz adamın adaya ilk ziyaretini de bu resimlerden gözleyebiliriz.
İşgalin ilk adımları
Avustralya'ya dair ilk yazılı kaynak Hollandalı kaptan "Duyfken" William Jansz'ın seyir defteridir.
1606 yılında kaleme alınan defterde şu ifadeler yer alır: "... tayfamızın bir kısmını yiyen savage, cruel, siyah barbarlar." Aynı yıl İspanyol Luis Vaez de Torres, kendi adıyla anılacak olan kıyıya çıkar. O da yerlileri "...çok corpulent ve çıplak olarak anlatır: "Sillahları mızraklar, oklar ve ucuna taş bağlı sopalardı."
Çeşitli gemicilerin benzer gözlemleri, Hollanda yönetimini harekete geçirdi.
William Dampier
1697'de İngiliz William Dampier "New Voyage Round the World - Dünyanın Çevresinde Yeni Yolculuk" kitabını yayınladı. Kitabında batı sahillerinde yaşayan Aboricinlerin dünyanın en düşkün insanları olduğunu yazdı. "Uzun boylu, düzgün vücutlu, zayıflar. Büyük kafaları, yuvarlak, geniş alınları vardır. Sineklerden korunmak için gözleri daima yarı kapalıdır."
Bunlar, bir yüzyıl boyunca batı dünyasının Aboricinler hakkında elde ettikleri en detaylı bilgilerdir.
Kaptan Cook
Batı dünyasına Avustralya'nın kapılarını açan isim ise Kaptan James Cook oldu. Cook'un Aboricinler hakkındaki gözlemleri ve oldukça detaylı ve renklidir. "Kolaylıkla bu insanların saf bir doğa halinde oldukları söylenebilir ve bu insanlar kimilerine dünyanın gerideki insanları gibi görünebilir, ancak aslında biz Avrupalılardan çok daha mutlular."
Kolonizasyon
Cook'tan 20 yol sonra, 1788'de First Fleet Avustralya'ya vardığında, ülkede 300 bin Aboricin yaşıyordu. Adaya Vali Phillip önderliğinde akın etmeye başlayan İngilizler, bu dinsiz insanları
Hıristiyanlaştırma ve "modernleştirme" kampanyası başlattılar, tabii bir yandan da Aboricinlerin sıkı sıkıya bağlı oldukları topraklarını da ellerinden alarak. O döneme ait İngiliz kaynakları, "kaşiflerin Aboricinlere zarar vermek istemediğini" iddia eder. Ancak yağma başlamıştır bir kere.Önceleri dünyaya adanın "boş" olduğunu duyuran İngilizler, ileriki yıllarda da Aboricinleri, incelenmesi gereken ilginç bir topluluk olarak gördüler. ABD'nin Kızılderililer ile olan ilişkilerin benzerleri de İngilizler ile Aboricinler arasında yaşandı.
Bayrak
Aboricin bayrağı, yatay olarak bölünmüş siyah ve kırmızı iki parçadan oluşur. Ortasında ise sarı bir daire bulunur. Siyah, Aboricin halkı, sarı ise yaşamının sürekli yinelenmesi anlamına gelen güneşi simgeler. Kırmızı ise toprağı ve seremonilerde kullanılan boyaları temsil eder.
Bayrak Harold Thomas tarafından dizayn edildi ve ilk kez 12 Haziran 1971 tarihinde Adelaide'deki Victoria Meydanı'nda yapılan Aboricin Ulusal Günü'nde dalgalandırıldı. Bayrak, Aboricinlerin uzun süren mücadeleri ve kendi kültürlerini diri tutma çabası içinde ürettikleri Aboricin merkezlerinin de resmi simgesidir.
www.evrensel.net