17 Mayıs 2015 09:35

Birinci tekil şahıs ve avcı hikayeleri

Paylaş

Fevzi ÖZLÜER

Vasi tayini talepli dava dilekçesinin hasımsız yargılamasına başlandı. Hakim, tüm delilleri tek tek okudu. Babasının anılarına dayanarak, kızının vasi olarak atanmak istendiğinin notunu aldı. Göz ucuyla babanın bir mektubunu okudu:

Eve geldim. O gün karıma yarın yönetime el koyacağımı söyledim. Yüzüme “iyi yaparsın” der gibi baktı. Memnun oldum. Küçük kızıma da durumu aktardım. Biraz endişeye kapıldığını düşündüm. Endişelenecek bir şey yoktu. Durumu izah ettim. Yönetime neden el koyacağımı biliyordum. Bunu bir de yazılı hale getirmem gerektiği söylendi. Söze nasıl başlamam gerektiğini düşündüm. Samimi bir dil kullanmalıydım. Bu mucizevi durumu sıradanlaştıramazdım. “Sevgili vatandaşlarım” diye hitap et emrini verdim kendime. Beş kişinin içinde kendime “devlet başkanı” sıfatını uygun buldum. Hem tahrik ediciydi, hem de babacan; yukardandı ama göz göze bir mesafedeydi.

Resmi Gazete’nin sabah sayısında Tohum üretim çiftliklerinde ilan edilen grevlerin yasaklandığına ilişkin eski hükümetin kararı vardı. Üzüntü içindeydim, “Yeni hükümet ve yasama organı kuruluncaya kadar muvakkat bir zaman için yasama ve yürütme yetkileri benim başkanlığımda, Kara, Deniz, Hava Kuvveti Komutanları  ile Jandarma Genel Komutanı’ndan oluşan Millî Güvenlik Konseyi tarafından kullanılmasının” ne kadar önemli olduğunu iyi ki yazmışım. İlk sözlerim buna benzer şeylerdi.  Hızımı alamadığım yerler de vardı. Ne de olsa, sesimi yükseltip alçalttığımı ifade edebilmeliydi. Bak darbe yaptığım gün ne demişim Resmi Gazete’de, “öğretmenlerimizin Der’li, Bir’li derneklere üye olarak bölünmelerine müsaade edilmeyecektir.” Bu samimiyetti, içli dışlı olmanın marifetiydi beni var eden. Disk’in Misk’in faaliyetlerini durdurdum. Siyasi parti çalışmalarını, Türk Hava Kurumu, Çocuk Esirgeme Kurumu ve Kızılay hariç diğer bütün derneklerin faaliyetlerini yasakladım.  Bankaları, ülkeden çıkışı bir süreliğine kapattım. Söylediklerime halkın dikkat kesilmesini arzu ediyordum. “Yurtta kan dökülmemesi için bütün vatandaşlarımın tahriklere kapılmaksızın sükunet içinde yayınlanacak bildiriler doğrultusunda hareket etmelerini ve ikinci bir bildiriye kadar sokağa çıkmamalarını rica” ettim.

İç Hizmet Kanunu’nun verdiği koruma ve kollama yetkisi çok güzeldi. Parlamento ve Hükümeti feshetmiş, parlamenterlerin dokunulmazlığını kaldırmıştım. Daha uzun da yazmak istemiyordum. Kısa kestim: “Bu kollama ve koruma harekâtı hakkında teferruatlı açıklama bugün saat 13’deki Türkiye Radyoları ve Televizyonun haber bülteninde tarafımdan yapılacaktır.” Dedim. Radyo konuşmam çok etkiliydi. Memnuniyetin resmini, Ankara Radyosu’nun spikerlerinin yüzünden okudum. Genç olanı öğlen haberlerinde muhakkak beni dinlemek istediğini söyler gibi baktı.  Vatandaşlarımızı kıramazdım.   Eylül’ün on ikisinden sonra her gün Resmi Gazete’de bir köşe verdiler ve oradan yazdım. 

Ertesi gün, atamaları kaldırdım. Vehbi Koç bankaları açmamı hatırlattı. Birkaç gün sonra kadim dostumu kırmadım. Bankaları yeniden açtım. Grev ve lokavtı kapadım. İşçimizin gönlünü almak için de bir defaya mahsus maaşlarının yüzde yetmişinin ödenmesine karar verdim. Bütün işyerlerinde on beş eylül günü üretime yeniden başlanacaktır, dedim.

Hacca gidiş gelişlerle ilgili oluşan yoğun taleplere gözümü kapatamazdım. Bu nedenle yirmi eylül günü hacca gidiş ve gelişleri düzenledim. Ertesi gün şeker fiyatlarını.. küp şeker için kilosu bez torba içinde 67 TL uygundur, dedim. 

Her şey çok güzeldi. “Bakanlar Kurulu’nun teşkili için Emekli Oramiral Bülend ULUSU’yu Başbakan olarak görevlendirdim.” 

Bülend Ulusu tarafından oluşturulan Bakanlar Kurulu “devlet başkanlığı yüce katına” sunulurken Turgut Özal da başbakan yardımcısı sıfatıyla yüce katımın onayını aldı. İçim ferahtı. Bir mektup daha yazdım:

“Yeni Bakanlar Kuruluna bütün hizmetlerinde sürekli başarılar dilerim.” Dedim. Bu cennet vatanı yedi günde kurdum. Tek başımaydım.

Hakim, vasi atanması talep edilenin akli melekelerinin yerinde olup olmadığı için doktor raporu alınması gerektiğine karar verdi. 

Tam o an bir başka dilekçe daha düştü önüne: 

Sayın hakim! Anlatılan hikâye benimdir. Davadaki mektuba itibar etmeyiniz. Bütün kararları ben yazdım. El yazılarımı dosyaya sunuyorum. Kızın vasi talebinin reddedilerek babanın hikayelerinin bana verilmesini talep ediyorum. Olumlu olumsuz bir şekilde tarafıma telefon yoluyla da olsa ulaşmanızı rica ediyorum. Mektubun sahibi, Resmi Gazete’nin matbaasında yirmi beş yıl çalıştı. Bizzat tanırım. Tohum üretme çiftliğinde grev olduğu gün çiftlikte işçi karısının tutuklandığı haberini aldı. Buna rağmen gazeteyi basmak zorundaydı. Harfleri dizdi. Ağlasa da yapacaktı ağlamasa da.. Tek tek, karısının sıkıyönetim mahkemesi tarafından arandığını işledi harflere. Karısına ulaşamadığı gün yönetime el koyduk. Sonra her gün, matbaadan çıkan gazeteleri kesip bu mektubu ve bunun gibi yüzlercesini yazdı. Bir avcı hikâyesiyle vasi tayin edildiği nerede görülmüştür, itibar ve iltifat etmeyiniz, efendim.

İmza: Birinci tekil şahıs.

Hakim döndü, düşündü. Bir karar verecekti, vermesine de beklesin bakalım şurada, dedi. 

Bir resim çizdi, zıvanası.

ÖNCEKİ HABER

En az üç bilet!

SONRAKİ HABER

HDP, kadın istihdamı için araştırma önergesi verdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa