Savaş da devam edecek sanat da

Savaş da devam edecek sanat da

İstanbul Kürt Kültür ve Sanat Günleri için İstanbul'a gelen Tara Jaff, sanat günlerinin kapanış konserini de gerçekleştirecek. Kürt müziğini arp ile buluşturan Tara Jaff ile sanatından, politikaya kadar birçok konuyu konuştuk.

Faruk AYYILDIZ

Bağdat'ta başlayıp Londra’ya kadar uzanan müzik dolu bir hikayesi var Tara Jaff’ın. Babasının politik durumundan kaynaklı 1972 yılında Londra’ya gitmek zorunda kalan Jaff, o tarihten bu yana Londra’da yaşıyor. Türkiye ve Kürdistan’a sık sık konser vermeye gelen Jaff, İstanbul Kürt Kültür ve Sanat Günleri için Türkiye’ye geldi. Hal böyle olunca röportaj için sözleşerek Jaff ile Mezopotamya Kültür Merkezi’nin (MKM) Tepebaşı’nda bulunan güzel binasının, güzel terasında buluştuk. Çocuk 
yaşlarda piyano ve gitar ile başlayan müzikal hayatının son 25 yılını kendisiyle özdeşleşen arp ile geçiren Jaff, bugün bitecek olan İstanbul Kürt Kültür ve Sanat Günleri’nin de kapanış konserini gerçekleştirecek. 
 
İstanbul’dasınız, bununla başlayabiliriz...
Sürekli İstanbul’a geliyorum, konserler düzenliyorum. Sık geldiğim kentlerden birisidir. Güzel bir kent İstanbul, gelmekten mutluluk duyuyorum... 

Konserler dışında da geliyor musunuz? 
Pek olmuyor o. Daha çok konserler için geldim, bundan sonrası da öyle görünüyor.

HEWREMANÎ ŞARKILAR

Şarkılara gelecek olursak Kürtçe’nin Hewremanî lehçesini de kullanıyorsunuz... Pek bilinen bir dil değil aslında...
Birinci albümü Hewremanî şarkılarından yapmıştım. Hem ailemizden hem de dedemin evine gelen dengbejler Hewremanî lehçesini kullanıyordu, onlardan öğrendim. Babam da Hewremanî şarkılarını çok seviyordu, dinliyordu oradan etkilenerek kullandım ve Hewremanî şarkılarını Arp ile modernize ettim.

Hewremanî dili hakkında başka neler söylersiniz? 
O bölgede güncel bir dil, halk kullanıyor... Yazı dili olarak da kullanılıyor. Yazılar, şarkılar var, normal bir dil kadar kullanılıyor. 

Hewreman’ı da sormak istiyorum. Kartpostalları yapılan, çok güzel ama hakkında pek bilgi sahibi olunmayan bir bölge. Siz gidiyor musunuz?
İran ile Irak arasında bir bölgedir Hewreman. Irak tarafındaki bölgeye her seferinde tabii ki gidiyorum. Ama o fotoğraflara konu olan kısmı İran tarafında. Ama orayı görmedim henüz. Bazı pasaport, vize sorunları olduğu için geçemedim. Ama her yıl Kürdistan’a gidiyorum.

Birçok kenti de görüyorsunuz, geziyorsunuz. Sizin hayatınıza gelecek olursak Erbil’den Londra’ya uzanan bir yaşam öyküsü var...
37 yıldır Londra’da yaşıyorum. Londra’ya da alıştım, kendi şehrim. Yaşamım ise orta sınıf ailem ile geçti. Müzik dinlemeye, kitap okumaya ilgili bir aileydi ve bizi de yönlendirdikleri oldu. Annem ev kadınıydı, babam ise memur. Daha sonra ben Londra’ya gittim, ardından da babam Saddam’dan dolayı geldi, sonra tüm ailemiz geldi. Londra’ya hemen alışamamıştım ama daha sonra çok benimsedim ve kendi şehrim oldu.

Kürdistanlı bir sanatçısınız, uzakta olmak nasıl hissettiriyor? Özlüyor musunuz...
Her yıl Kürdistan’a gidiyorum. Orada da sürekli etkinlik ve konserler yapıyorum zaten. Özleyince atlayıp gidiyorum. Aileden biraz akraba kaldı. Gidince de onlarda kalıyorum. Süleymaniye ve Hewler’de de kuzenlerim var. 

Tara Jaff deyince akla arp geliyor... Bu enstrüman ile hikayenizi anlatır mısınız?

25 yıldır arp çalıyorum. İlk olarak İngiltere’de gördüm; İrlanda arpıydı. Çok sevdim, sesi beni çok etkiledi. Gittiğimiz cafede bir kadın çalıyordu, orada dinlemiştim. İlk başta hoşuma gittiği için Arp aldım. Eğitimini aldım, zorlandım ama çalmaya başladım sonra devamı geldi; Kürtçe parçaları çalmaya başladım.

Kürt kültüründe olmayan bir enstrüman ve Kürt müziği yapıyorsunuz. Bir farkı var mı arp çalmanın?
Aslında herhangi bir enstrüman çalmak gibi. Mesela keman, gitar girmiş Kürt müziği içerisine. Bu enstrümanlarla Kürt müzikleri yapılıyor. Herhangi bir enstrümanı alıp, yaptığınız müzikle çalabilirsiniz. Zaten enstrüman budur. Tarzını bulursan birçok enstrümanı kültürüne adapte edebilirsin. Enstrümanın, müziğin güzelliği de budur. Müzik, enstrüman evrenseldir.  

Etnik müziğe olan ilgiyi nasıl buluyorsunuz? Londra’da müziğiniz nasıl karşılanıyor...
Etnik müziği herkes dinlemiyor. Bir de Kürtçe olunca... İngiltere’de World müzik diyorlar. Ben de yapılan World müzik festivallerine davet ediliyorum ama Londra’da daha çok pop müziği dinleniyor, meşhur pop müzik. Etnik müziğin belirli bir dinleyici kitlesi var. Enstrüman çalmam da o insanların dikkatini çekiyor, dinlemek istiyorlar.

ENSTRÜMAN İLE BİRLEŞEN RUHLAR

‘Kürtçe şarkı söylediğim zaman tepeden tırnağa Kürdüm ama müzik yaptığım zaman sadece insanım’ şeklinde bir sözünüz de var...
Kürtçe şarkı sözdür. Kürtçe şarkılar söylediğimde ben Kürdüm ama sadece enstrüman çaldığımda, sözsüz sadece müzik olunca daha çok ruha hitap ediyor. Ruh için ayrıcalık yok, müziği dinleyenlerin ruhu birleşiyor. Söz, ülke, dil fark etmiyor... Sadece enstrüman var ve enstrüman insandır. Mesela Afrika’ya ya da başka bölgelere gitsem ve lisanım yok diye konuşamasam bile oradaki müzisyenler ile müzik yapabilirim, enstrüman var çünkü. 

ENSTRÜMANIN CİNSİYETİ

Enstrüman insandır dediniz... Çaldığınız arpın bir cinsiyeti var mı peki?
Genelde arp kadın cinsiyeti ile özleştirilir ama benim enstrümanım erkektir. 

Neden? 
Bilmem, öyle hissettiriyor, o duyguyu veriyor. Mesela şimdikinden önce çaldığım iki arpım kadındı ama şimdiki erkek. Bu arpı ilk gördüğümde beni çağırdığını düşündüm, hissettim ve almalıyım demiştim. Arpı omzuma koyuyorum ve tellerin gerginliğinden aslında hissediyorum ki benim arpım erkek.

SINIRLAR AZALDIKÇA MÜZİK GELİŞİYOR

Kürtçe müziğin gelişimine dair neler düşünüyorsunuz... Kürtçe hala tam anlamıyla serbest değil ve anadil olarak kullanılamıyor...
Ben ilk defa buraya geldiğimde 13 yaşındaydım. 70’li yıllarda. O zaman Kürtçe tam yasaktı, tam yasaktı hatta. Şimdi festivale geldim, sürekli etkinlikler, konserler oluyor. Birçok Kürt sanatçı var. Tiyatro, müzik, edebiyat alanında gelişmeler var. İlerliyor ve ilerledikçe de daha da güzel işler ortaya çıkıyor. Bir de Kürdistan arasındaki sınırlar azalıyor; Bakur, Başûr, Rojhilat arasında. Televizyonlar var, gelen gidenler daha fazla. Kürt sanatçılar birbirleri arasında daha fazla yakınlık kurabiliyor. 

Tara Mamedova, Anadolu Quartet, Mehmet Akbaş gibi sanatçılarda da çok başarılı işler yaptınız. Devam edecek mi ortak projeler?
Ortak işler proje olarak devam ediyor. Başka sanatçılarla da olacak. İşte Cemil Qoçgirî ile ortak proje var. Başka sanatçılarla ortak iş yapmak, birlikte çalışmak güzel bir duygu. 

Bu çalışmalar Türklerde de bir takipçi kitlesi yaratmış gibi... Sözlük, blog, sosyal medyada o ilgi görülebiliyor...
Gerçekten mi? Bunu bilmiyordum, takip ediyor olmalarına şaşırdım. 

Türk müziğini takip ediyor musunuz peki?
Yeni yeni Türk müziği dinlemeye başladım. Çok az takip ediyorum. Şimdi bakıyorum Türkler başlamış Kürt müziği dinlemeye, ben de Türkçe dinlemeye başladım. (Gülüyor) 

ERKAN OĞUR’U BEĞENİYORUM

Hangi sanatçıları dinlediniz?
Erkan Oğur’u dinliyorum. Müziğini çok sevdim, çok beğeniyorum. Son olarak Sezen Aksu’yu dinlemeye başladım. Tabii Kürt arkadaşlarıma soruyorum; kimi dinleyeyim, bana isim önerin diye...

ORTAK ALBÜM HAZIRLIĞI

Yeni albüm hazırlığı var mı? 
Evet, var. Cemîl Qoçgirî ile tembur ve arp albümü hazırladık. Bitmiş kayıtları. Yakında çıkacak diye düşünüyoruz. Yarısı enstrüman bazıları da sözlü: Kurmancî, Zazakî, Hewremanî ve Soranî. 

KÜRTLER İÇİN SANAT VE SAVAŞ BİRLİKTE

Kürt halkının dört parça Kürdistan’da yaşadığı savaşların, ödediği bedellerin müziğe etkisine dair siz neler söylersiniz?
Başından bu yana öyleymiş. Kürt müziği politiktir. Zaten senin Kürt olman politiktir. Ve Kürtler sürekli savaşmak zorunda kalıyor ki her zaman bir şeyler var. Kürt halkını hiç rahat bırakmamışlar. Sanatçılar da ‘hadi rahatız, politika dışında müzik yapalım’ diyememiştir. Kürt olmak, savaşta yaşamanın normal halidir. Şimdi de öyle. Biraz rahatlasa da içimiz hiç rahat değil acaba nerede savaş tekrar başlayacak diyoruz. Bu da tabii ki sanata etki ediyor. Tabii savaşa ve yaşanan acılara rağmen Kürtler yaşamayı seviyor. Çok ölüm, savaş, şovenizm görmüş, maruz kalmış ama yaşamdan vazgeçmiyor. Bakıyorsun şarkılar var mesela; çok üzgün, hüzünlü. Ama diğer yandan da çok hareketli parçalar var. Bakıyorsun Kürtlerin elbiseleri renkli mesela, doğayı da seviyoruz. Bir şarkıda bunların hepsi olabiliyor. Bir şarkıya bakıyorsun aşk anlatıyor ama devamında da politik mesaj veriyor. Halk olarak duygusalız. Sanat yaşamında da bu duygusallığı gösteriyoruz. Kürt sanatı zengin ama daha da zengin olabileceğine ciddi şekilde inanıyorum.

Savaşın bitmesiyle mi zenginleşecek?
Savaş biter mi bilmiyorum. İnsan varolduğu sürece savaş hiç bitmeyecek gibi. Savaş ve sanat hep olacak. Zaten istemiyorlar Kürdistan olsun. Ama ona rağmen müzik gelişiyor. Yani toplamda 40-50 milyon Kürt var. Sayısız lehçe var. Her bölgenin kendi sanatı var. Çok zengin bir toplumuz. Bu da zamanla mutlaka daha da yükselişe geçecektir. 

Savaş demişken Kobanê süreci hala devam ediyor. Takip ettiniz mi?
Tabii ki yakından takip ediyoruz. Londra’da sürekli televizyonu takip ediyoruz. Eylemlere katılıyoruz, mülteciler için, yurdunu terk eden Kobanêliler için, ölen peşmergelerin ailelerine yardım/para topluyoruz. Kürt halkı dört parçada birbirine yardım etmeli. O yardım haline sürekli hazır olmalıyız. Bazı arkadaşlarımız mesela Kobanê’ye gittiler savaşmaya. Kürt halkı sürekli bu savaş halini yaşıyor... Birbirimizi korumak zorundayız.

Kobanê’de konser planı, projesi var mı?
Eğer uygun olursa giderim tabii ki ama orası olmasa da orası için çaba harcıyorum. Mesela Kobanê’yi yeniden inşa etmeye çalışıyorlar, maddi olarak buna katkı sunmaya çalışıyoruz. Orada konser vermek isterim ama o olmasa da konserden kazandığımı Kobanê’ye gönderiyorum.

Yukarıda bahsettiğiniz şovenizm ile siz hiç karşılaştınız mı peki?
Türkiye gibi değil. Irak’ta Saddam’ın Kürt halkına yaptıklarını biliyoruz ama mesela hiçbir zaman Irak’ta ‘Kürt yok’ dememişlerdir. Kimyasal atmıştır, katliam yapmıştır ama Kürt var mı, yok mu tartışması hatırlamıyorum. Ama Türkiye’de ‘Kürt halkı yoktur’ diye tartışılıyordu. Dili yasaklanıyor mesela asimile etmek için. İran’da da Türkiye’de olan yok. Zulüm var her parçada ama Kürtlerin kimliğini kabul ediyorlardı. Kuzey Kürtleri çok çekti burada, asimilasyon ile mücadele etti. Ben Türkiye’de de ırkçılık ile karşılaşmadım. Zaten konsere geliyorum daha çok. Bakur’da da Kürt halkı var, orada öyle bir durum olmaz.

 

Son Düzenlenme Tarihi: 17 Mayıs 2015 18:30
www.evrensel.net