05 Nisan 2015 09:36

Yaşam, doğa, çevre, insan ve hukuk karşısında 3. Havalimanı Projesi

Rapor projenin nasıl bir ekolojik yıkım projesi olduğunu da bizzat ÇED raporlarından verilere ve bilim insanlarının araştırmalarına dayanarak açık ediyor. % 90’ı ormanlık alanlar, su havzaları, göl ve göletlerden oluşan, önemli kuş göç yollarının üzerinde bulunan, özgün flora ve faunası, yabanılı, tarım alanları ve meraları ile bu çok değerli bölge, proje gerçekleştiği takdirde % 90’ı beton bir alana dönüşmüş olacak.

Paylaş

Cihan Uzunçarşılı BAYSAL

Kuzey Ormanları Savunması (KOS), 3.Havalimanı Projesi’ni değerlendirdiği ‘Yaşam, Doğa, Çevre, İnsan ve Hukuk Karşısında 3.Havalimanı Projesi’’ başlıklı geniş kapsamlı 100 sayfalık raporunu geçtiğimiz hafta kamuoyu ve basınla paylaştı. Tartışmalı projeyle ilgili olarak KOS’un 2014 tarihli kendi raporu başta olmak üzere, çeşitli meslek odaları, bilim insanları ve çevre örgütlerinin önemli raporları yayınlanmışken, böyle bir rapora gereksinim duyulmasının sebebini, önceki raporları herkesin anlayabileceği sadeleştirilmiş bir dile dökerek derlemenin yanı sıra, projenin hiç değinilmeyen ya da çok az bahsedilen veçhelerine de dikkat çekebilmek olarak açıkladı. Nitekim, projenin ekonomik boyutunu, ihlaller ve hukuksuzluklar sürecini, zarardan zarara koşan Devlet Hava Meydanları İşletmesini (DHMİ), Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projesi olması sebebiyle bu modelin olumsuz etkilerini, proje yüklenicisi Konsorsiyum ortaklarının başlıca talan projeleri ve ihlallerini, somut kanıtlara, verilere ve çok önemli olarak bizzat projenin kendi ÇED raporlarına dayandıran çalışma, bu kent-kıyım ve ekolojik yıkım projesini geniş bir perspektiften bütüncül şekilde gözler önüne sermekte. Bu sayılanların ötesinde, raporun vicdani bir sorumluluktan ortaya çıktığı da vurgulanmakta: ‘’Gelecek nesillere olan borcumuz, insan olmaktan doğan vicdani sorumluluğumuz ve bir rant makinesine dönüştürülen dünya incisi İstanbul’a itibarını iade etme arzumuz bizleri bu raporu yazmaya itmiştir’’.
Çalışmanın en önemli bölümlerinden biri projenin ekonomik boyutunun incelendiği 5. Bölüm. Burada büyüme ve işsizlik rakamları, enflasyon ve kur verileri, kredi derecelendirme kuruluşlarının Türkiye ekonomisi üzerine değerlendirmeleri, kısa vadeli dış borçlar, Türkiye’nin riskini anlamak isteyen yabancı yatırımcılar için kullanılan göstergelerin başında gelen Credit Default Swap (CDS) tabloları vb. ayrıntılarıyla açılarak, böyle bir ekonomik gidişat karşısında ve bölgesel ve küresel gelişmeler ışığında projenin mümkünatı sorgulanıyor. Bu olumsuz tabloya rağmen, eğer gerçekleştirilirse, projenin ülke ekonomisini iyice çıkmaza sokacağı ve gelecek nesillerin borç yüküyle doğacakları açık ediliyor. Nitekim bu bölüme önemli katkı sunan ekonomist Mustafa Sönmez ‘’Böylesi projeler Türkiye’yi Yunanistan yapar. Yunanistan’ın başı hep böyle hesapsız kamu yatırımları ve altyapı yatırımlarından belaya girdi. Eninde sonunda proje yapılsa bile hazineye büyük yansımaları olacaktır. Bu da vergi mükelleflerine ve halka yansıtılacaktır. Umarım buraya gelmez mevzu…’’ diyor.
Projenin ekonomik boyutu incelendikçe varolan ekonomik koşullar altında gerçekleştirilebilmesinin olanaksızlığı nasıl ortaya çıkıyorsa, uçuş güvenliği riskleri incelendikçe de ne kadar tehlikeli bir havalimanı olacağı gözler önüne seriliyor. Projenin göçmen kuşların ve özellikle leyleklerin sık kullandıkları rotaların üzerinde bulunması, uluslararası standartların aksine milyonlarca kuşu cezbedebilecek çöp toplama alanlarına yakınlığı, gevşek zemini, yapılacak devasa dolguların oturma sorunları, alçaltılmış kot farkı nedeniyle uçakların kalkış ve inişlerde karşılaşacakları tehlikeler, sert rüzgarlar, yoğun sis, buzlanma gibi bölgeye has meteorolojik şartlar, bölgede sık görülen heyelanlar vb. uçuş güvenliği açısından ciddi tehditler olarak karşımıza çıkıyor.  
Rapor projenin nasıl bir ekolojik yıkım projesi olduğunu da bizzat ÇED raporlarından verilere ve bilim insanlarının araştırmalarına dayanarak açık ediyor. % 90’ı ormanlık alanlar, su havzaları, göl ve göletlerden oluşan, önemli kuş göç yollarının üzerinde bulunan, özgün flora ve faunası, yabanılı, tarım alanları ve meraları ile bu çok değerli bölge, proje gerçekleştiği takdirde % 90’ı beton bir alana dönüşmüş olacak. Ayrıca, sadece bölgenin ekolojik yapısını bozmakla kalmayacak, İstanbul’un havasının, suyunun, doğal iklim yapısının da bozulmasına hatta yok olmasına neden olacak.
Kısıtlı yerimiz nedeniyle kabaca açtığımız bu olumsuzlukları alt alta sıralayıp yine rapora göz atarsak, bu kadar büyük bir havalimanına gerek olmadığını; Atatürk ve Sabiha Gökçen havalimanlarının ek pistlerle büyütülerek artan yolcu ihtiyacının pekâlâ karşılanabileceğini de en yetkili ağızlardan öğreniyoruz. Öyleyse neden bu kırımlar, ihlaller ve riskler projesi? Sorunun cevabı ‘‘Havalimanı mı, Şehir Kompleksi mi?’’ başlıklı 1. Bölümde ayrıntılarıyla açılıyor. Rapora göre, 3.Havalimanı her ne kadar bir ulaşım projesi olarak tanımlansa da aslında bir emlak ve inşaat projesi ve gerçek amacı da İstanbul’u bir büyüme motoruna yani Türkiye ekonomisini sırtlayacak bir lokomotife dönüştürmek. Bu bölümde, projenin üç ÇED raporunda da yer alan bir paragrafa dikkat çekiliyor: “Aerotropolis: ‘aero’ hava, ‘tropolis’ ise metropolis (büyük şehir) kelimelerinin birleşmesinden meydana gelmektedir. Bu tanıma ülkemiz ekonomisinin lokomotifi olan İstanbul bire bir uymaktadır…‘’. Kentlerin havalimanlarından, havalimanlarının kentleri çağında, Aerotropolis, havalimanının merkeze alınarak merkezin yeniden tanzim edildiği bir model. Bu modelde, havalimanının çevresinde alışveriş merkezlerinden, otellere, gurme restoranlara, kongre ve spor merkezlerine… havalimanını beslemek üzere bir kent inşa ediliyor. 3.Havalimanı da, çevre arazilerin emlak ve inşaat projelerine açılmasına vesile böyle bir Truva Atı’dır. Nitekim dünyanın en yoğun havalimanı Atlanta Havalimanı 95 milyon yolcu ile 1625 hektar üzerine kurulu olduğuna göre, 150 milyon yolcuya hizmet edeceği düşünülen 3.Havalimanı’na 3,500 hektar yetmekte iken projeye neden 7650 hektarlık bir alanın tahsis edilmiş olduğunun yanıtı da burada yatıyor.
Kuzey Ormanları Savunması’nın raporu, yağma ve talan projelerine karşı mücadeleyi farklı bir damardan daha besleyerek güçlendiriyor, mücadelenin çıtasını da yükseltiyor. Raporun sonunda, başka bir hikâyeyi yazmak hepimizin elindedir, diyen KOS,  3.Havalimanı projesine karşı İstanbul’u ve yaşamı savunmaya çağırıyor. Rastgele!

ÖNCEKİ HABER

Benim rektörüm Raşit Tükel

SONRAKİ HABER

Temelli'den kayyum tepkisi: Üç gün boyunca Meclis çalışmalarına katılmayacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa