13 Şubat 2015 04:54

‘Öyleyse ben gideyim’

Yaşasaydı Adnan Satıcı eğer, şiirlerinden yaptığı seçkiyi bu adla çıkaracaktı. Öyleyse diyecekti, öyleyse ben gideyim. Bu sözler, bir insanın oturmakta olduğu bir masada, bir insana bilmem hangi zor anda söyleyebileceği kadar basit, yalın ama doludur. Öyleyse deyip üstünü tamamlamadan kalkmak, eksilterek söylemeyi hareketle tamamlamak, bırakılanı/ ları daha beter eder;

Paylaş

Tevfik TAŞ 

Yaşasaydı Adnan Satıcı eğer, şiirlerinden yaptığı seçkiyi bu adla çıkaracaktı. Öyleyse diyecekti, öyleyse ben gideyim. Bu sözler, bir insanın oturmakta olduğu bir masada, bir insana bilmem hangi zor anda söyleyebileceği kadar basit, yalın ama doludur. Öyleyse deyip üstünü tamamlamadan kalkmak, eksilterek söylemeyi hareketle tamamlamak, bırakılanı/ ları daha beter eder;

Adnan biraz bunu yaptı.

Adnan Satıcı üzerine belki çok az konuşulacak, ama hiçbir yerde boş konuşulmayacaktır; çünkü yaşadığı her yere emeğiyle, aklıyla, yarattığı estetikle değer ve anlam katmıştır.

Bizim yazı geleneğimizin yoksul bir hilesi vardır, biri bir yazar için yazıya, ele almayı vaat ettiği yazarın yaşantısıyla başlar: Onunla ne güzel rakı içildiğini, Kasımpatı Parkı’nı en güzel onun dolaştığını, onunla Gazoz Ahmed’in kahvesinde tavla atmanın zevkine doyum olmadığını yazar. Gel gör ki bu “övgülerle” başlayan yazı, böyle de biter. Ama ele alınanın bir yazar mı, kalender bir dolmuş muavini mi olduğu bir türlü anlaşılmaz. Bizim ülkemizde bu zulme uğrayan en büyük örnek Can Yücel’dir. Can Yücel için söze başlayan herkes, “Can Baba’nın rakısı”, “Can Baba’nın küfürleri” diye başlar ve yazıyı öyle bitirir.
Ama ben merak ederim, bunları söyleyen yazı erbapları, neden çıkıp da Can Yücel şiirinin gönderme noktaları üzerine tek satır etmez. Edemezler, zira akılları o yazınsal menzile göre değildir.

Böyle rakıdan ve küfürden ibaret bir yazıya rastladığınızda bilin ki o adam, ne Can Yücel’in dengidir, ne de hakikatli dostudur.

Adnan Satıcı için de yazın bunu bir kenara, çünkü ölümünün üzerinden geçen zaman içinde süren yazınsal sessizlik, ancak bu yollarla bozulmak isteniyor.

ADNAN SATICI BİR ‘DİL HAMALIDIR’

Sevgili arkadaşım Hırant Dink’in yazdıklarını anlayamayan yargıçlar toplamına seslenirken, “hamallık” vasfını kendi söyler. Bu, Adnan dilciler gibi, sözcüklerin etimolojisine ya da öteki dil boyutlarına baktığı anlamında bir hamallık değildir. Onun ki bir şair hamallığıdır. Şiir yazdığı dilin, sert sözcük kümelerini, ılımlılarını, uzayanlarını bilmeyen adamın o dilde şiir yazması yazıktır.

Adnan harflerin içini bilen şairdir. Bu nedenle de basit bir not bile yazsa, sesi ahengi olan bir nesne çıkardı karşınıza; çünkü şair dili diyalektiği içinde bilirdi.
“…
         Bir ev harfi yaz demişti babam
         yanına yöresine birkaç ağaç
         üç beş kuş harfi iki de kedi
         güneş yağmur ve akşam
         Annemin neyi eksik, yaz dedi o da
         söğüde kavağa ardıca selam
         göğünde yıldız harflerinin yürüdüğü
         deredeki mışıl mışıl uykuya …”
 
Oğlu Denizali’ye yazdığı dizeler bir çocuk şiiri değildir. Çocuğa erişmeye uğraşan bir şair didinmesidir. Korkunç ve mübarek bir çabadır.

Bu çabaların toplamıdır Adnan Satıcı’nın en küçük yazısını leziz, ince ve düşünsel kılan. Bu çabadır, onu boş gösterişlerin, kibirlenmelerin büyük mesafe uzağında tutan.

Ne diyordu Adnan:
Ne diye taşımalı gurur denen urbayı
Masada bırakmalı yük sayılan ne varsa
Eşeğini sırtlamış Nasırallıdan
Herkesin alacağı bir ders olmalı

ADNAN SATICI BİR TUTUM ADAMIDIR

Devrimci dünyanın hiçbir işini küçümsemedi.

Ama dövüştü, dostça, yaratma sevgisiyle. Kendisinden istenenle yetinmedi.

Düşünsel alanda, yetinmenin yarı ölmek olduğunu bilen bütün kuşakların devrimci yazarları, şairleri gibi...
O bir işi neden yaptığına, yaptığından kimin yararlanacağına, yaptığını daha özgün bir tasarıma nasıl dönüştüreceğine ilişkin sorular soracak denli cesur, amatör ve yoldaştı.

Çağrıldığı her yere böyle gitti, insanları bir meseleye böyle çağırdı.

Ayrıldığı, bozuştuğu yerlere de, tam bu nedenlerle, bu devrimci içtenlikle açtı meselesini.

Adnan, tuttuğu safın tarihsel, yazınsal, estetik gücünü bilen adamdı.

Bunu bilen insanlar, iki de bir “yaşamı nasıl güçlü bir sevgiyle, sevdiklerini” söyleyip durmaz. Başka dünyaları, başka özgürlükleri kapsamayı öğrenmiş devrimci bir şair, gücünün, yaratma cesaretinin sevgisine inanır.

ADNAN ŞAİRDİ

Bunu söylerken bugünün yaygın bakışına uygun bir nitemde bulunmuyorum. Günümüzde şairlik de, devrimcilik de “bir süre yapılır ve bırakılır işler” olarak görüldüğü için, o etkinlikten ne kadar ün ve madde kazansam o kadar iyidir diye bakılıyor. Sonrası -iyi kötü- emekliliktir.

Oysa şairlik de, devrimcilik de bir yaşama şeklidir.

Adnan için şiirle ekmek arasındaki tek bağıntı, ekmek şiire engel olduğu zaman gelen hırçınlıktı.
Dünyayı şiir gözüyle göremez, patronuna şiir borçlanan şair; belki iyi şiir yazar ama şair olamaz. Dünyayı şair gözüyle görmek, o kulakla duymak amatörün işidir.

Yayınlamak üzere hazırlığını yaptığı bir kitabı için yazdığı giriş, yazıya şenlik bir ironidir:
“Yazıyorum ya, ha ben ha pişmiş tavuk!
 Gerçi tüylerim yolunmadan da mutlu bir hayat 
sürdüğüm söylenemezdi. Belki de aklına her geleni 
kılçığını ayıklamadan söyleme cüreti, mutsuz hayatımın
armağanıdır bana. Belki de sırf bu yüzden müthiş bir
gevezeyim. Belki de ağaçlarının her biri çatlamış kalın 
kabuklarla kaplı, güvenliğinin üstüne tir tir titreyen
bu mırıltı ormanında yaşamak tat vermiyor bana. Durup
durup beklenmedik sesler çıkarışım, ya yanlış anlaşılmam 
ya da hiç anlaşılmamam bu yüzden. 
Gören, yanıyor bana!”

ADNAN DİYARBAKIRLIYDI

Diyarbakır’da örneğin sinirli birinden söz ederken, sanki mülkü olan birinden söz ederler. “Yav” derler “o sinir sahibi bir adamdır ha!”

Adnan poetika sahibi bir adamdır.

Gelin sözü, ölüm acısıyla, can avazıyla değil de onun Poetika’sına yazdığı satırlarla bitirelim:
 “Kapalı şiir deyince aklınıza ne gelir?
Kapalı bir oda mı? Yine de kapışı, penceresi
olan bir oda?..
Kırıp dökmeden girmek
öyle her babayiğidin harcı değildir.
Böyle de olsa en mahir çilingir bile,
elindeki anahtarı sokabileceği bir delik
yoksa, dışarıda kalır.
Bu da, çilingirin ayıbı olmasa gerek.”

Adnan’la konuşmak da, içmek de güzeldi. Kadeh kaldırmak şiir konuşmaktı, gülmekti. Buyurun Adnan Poetikası’ndan masadan ayrılma neşidesi yerine:

“Dünyanın bütün şairleri!..
(Hayır hayır herhangi bir önerim yok.)
Evlere ayrı ayrı dönerler diyecektim”
Barış üstünüzde olsun…

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

!f İstanbul’da bugün

SONRAKİ HABER

Evrensel 25 yaşında: Gerçeklerden vazgeçmeyeceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa