28.06.2015 07:18

Çin'den Bingöl'e solan ciğerler: Numan Bey’in karunlarla dansı

New York Times için fotoğraflar çeken Sim Chi Yin, bir meyve tezgahının önünde durdu. Tezgahın başında gördüğü kadın hem çalışıyor hem de amansız hastalıktan bir deri bir kemik kalmış kocasına bakıyordu. Fotoğrafçı için müthiş bir dayanışma karesiydi bu! Üstelik kadın onca yolu, kocasını sırtında taşıyarak gidip geliyordu.

Çin'den Bingöl'e solan ciğerler: Numan Bey’in karunlarla dansı

Ercüment AKDENİZ

New York Times için fotoğraflar çeken Sim Chi Yin, bir meyve tezgahının önünde durdu. Tezgahın başında gördüğü kadın hem çalışıyor hem de amansız hastalıktan bir deri bir kemik kalmış kocasına bakıyordu. Fotoğrafçı için müthiş bir dayanışma karesiydi bu! Üstelik kadın onca yolu, kocasını sırtında taşıyarak gidip geliyordu.

GAZETECİ SİM İLE İŞÇİ HE

Fotoğrafçı Sim Chi Yin ile tanışmasaydı eğer işçi He Quuangui büyük ihtimalle ölmüş olacaktı. Ve Sim, göçmen madenciler olarak çalışmış erkekler arasında akciğer hastalığının sebep olduğu tahribatı belgelemek için Quangui’nin köyüne gitti.
He Quangui, çiftliğini bırakmış ve daha iyi bir yaşam umuduyla göçmen işçilerin arasına karışmıştı. Çalıştığı yer yasadışı bir altın madeniydi. Çin’in büyüyen ekonomisine sağladığı katkı ona pahalıya mal olmuştu. Çünkü o, Çin’de en yaygın meslek hastalığı olan silikozise yakalanmıştı.

Hikayenin geriye kalanını New York Times şöyle yazıyor;
“...Quangui, şimdi günlerini ciğerlerine hava pompalayan bir oksijen makinesine bağlı bir yatakta geçiriyor. Bugün yatağını terk ettiğinde sık sık düşüyor, nefes alamıyor. Ömrünü uzatacak ve acısını hafifletecek tedaviler var fakat Quangui’nin 7 yıl madenlerde çalışmasına rağmen herhangi bir birikimi yok...
...Bayan Sim hem hasta bakıcı hem de Bay He’yi neşelendirmek için ‘kralın soytarısı’ olarak uzun günler hastanede kaldı. Akşamları oteline geri döndüğünde ise hıçkıra hıçkıra ağladı. Depresyona giren Quangui, tedavisi başarısız olduğu takdirde Bayan Sim’den kendisini uzak bir yere götürmesini, öldürmesini ve cesedini çöpe atmasını istedi...   
Bay Quangui hala hayattayken Sim onun hikayesini herkese duyurmaya karar verdi. Fakat kuvvetli görüntülere rağmen, çok az alıcısı oldu. ‘Fotoğrafları ve videoyu 15-20 editöre gösterdim, bir kısmı ağladı fakat hiçbiri basmadı’ diyor Sim. Çünkü fotoğraflar seksi bir obje değildi ve dolayısıyla estetik de değillerdi..”
Haberin sonunda; Sim’in bir kampanya başlattığı  ve bu kampanyada toplanan paralarla He’nin ömrünün birazcık olsun uzatıldığı yazıyor. Hikaye, He’nin Bayan Sim’e attığı şu mesajla bitiyor: “Bugüne kadar dayanabileceğimi ve yaşayabileceğimi tahmin etmiyordum”
İşçi He, silikozis hastalığına yakalanan diğer işçilerden daha şanslıydı. Buna ne kadar şans denebilirse işte...

TAŞLIÇAY’IN SOLUK CİĞERLERİ

İşçi He’nin hikayesinin geçtiği yer bize epey uzak ama konusu da bir o kadar yakın! Çünkü silikozis, “büyüyen Çin” örneğinde olduğu gibi “büyüyen Türkiye”nin de en meşhur meslek hastalığı. Maden, kot taşlama, oto boya, çimento fabrikası ve cam endüstrisi işçileri bu hastalığın başlıca risk grubunu oluşturuyor. Bir işçinin 6 ay kot taşlamada çalışması bu hastalığa yakalanması için yeterli oluyor. Hastalıktan geriye dönüş şansı olmadığı için maden işçileri bir dönem silikozise “Dul Bırakan Hastalığı” da demişler.  

Bingöl’ün Karlıova ilçesine bağlı Taşlıçay köyünde dulların sayısı oldukça fazla. Dul adayların sayısı ise dullardan kat be kat fazla! İnsanın söylemeye dili varmıyor ama “öksüz adayı çocuklar” köyün en kalabalık nüfusunu oluşturuyor. Çünkü İstanbul’da kot taşlama işinde çalışırken yatağa düşen 160 silikozis hastası köylerinde ölümle pençeleşiyor. Kuzular, kuşlar, çiçekler, böcekler oksijene doyarken işçilerin solmuş ciğerleri bunu tadamıyor. Taşlıçay’dan içli haberler yazan gazeteciler, bu haberlerin yanına, oksijen makinelerine bağlanmış işçi fotoğraflarını da ekliyor. Taşlıçay’ın hikayesi tıpatıp Çinli He’nin köyüne benziyor...

HARUN, KARUN, FİRAVUN...

""

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş bir zamanlar AKP’ye “sıkı” muhaliflerdendi. Safahattan gözü dönmüş AKP’li yöneticiler için şöyle derdi: “Harun olmaya geldiler Karun oldular, biz AKP gibi firavunlaşmayacağız”
O meşhur lafı ettiğinde kendileri HAS Parti’nin Genel Başkanıydı. Numan bey HAS Partili günlerden bir gün (21 Aralık 2010) silikozis işçileriyle bir araya geldi. Sonradan oturacağı makama bakın o zamanlar nasıl veryansın etti:   
“...Çok açık bir şey vardır, o da silikozisin kesinlikle bir meslek hastalığı olduğudur. Sosyal devlet olmanın zorunlu şartı, bu durum ortaya çıkmadan bunu önlemekti. Taşeronlaşmayı önlemekti, kaçak işçiyi çalıştırmayı önlemekti, insanların bu kadar kötü durumda çalışmasını önlemekti...”
Taşeronlaşma önlendi mi peki? Hayır.
Kaçak işçi çalıştırmak önlendi mi peki? Hayır.
İnsanların en kötü koşullarda çalışmasının önüne geçildi mi peki? Ona da hayır!
Kot taşlamada bir kaç “cilalı” tedbir alındı belki ama kot taşlama işi merdiven altı işyerlerinde devam etti. Çoğunluğu taşeron çalıştırılan oto boya, çimento ve cam işçileri de o belayı solumaya devam etti.
Numan Bey ne yaptı peki? Medyada yer alan flaş transfer haberleriyle birlikte AKP’ye katıldı. Karunlaşma ve firavunlaşmayla eleştirdiği AKP yöneticilerinin yanında ona da bir koltuk ayrılmıştı.

BİR GARABET ŞAMPİYONASI

Türkiye İhracatçılar Meclisi’nde “altın ihracatı şampiyonu” seçilen Reza Zarrab, ödülünü bir değil iki Bakanın elinden alıyor. Bakanlardan biri, malum; Numan Kurtulmuş! Kamuoyundan gelen tepkilerden sonra Numan Bey bir açıklama yapmak zorunda kalıyor;
“Eğer Zarrab’a ödül verileceğini bilseydim o karenin içinde yer almazdım”
Aklıma Çin’den Bingöl’e kadar uzanan kaçak altın madenleri, bitmiş tükenmiş ciğerler ve siyanürün yok ettiği dereler geliyor. Dilimde bir tanıdık şarkı; “ölüler altın takmaz”...  Gazetelerde yorumlar gırla gidiyor: “Kitabına uydurulmuş” altın transferi, petrole karşılık mücevher, “yükselen” memleket ekonomisi, yolsuzluk soruşturmaları, boğazdaki villa yatırımları ve daha neler, neler...  İhracat şampiyonası; verilen ödülü, takdim edenin bile savunamadığı bir tuhaf garabete dönüşüyor.
Masaldaki çocuk “anne bak kral çıplak” diyene kadar; dünyada kimseye nasip olmamış bir güzel elbiseyi giydiğini zannediyordu zavallı kral. Fakat “bilseydim o karenin içinde yer almazdım” demek için artık çok geçti.
Karunlarla dans işte böyle bir şeydi...

Evrensel seninle güçlü!

31 yıldır emeğin sesi olan Evrensel, gücünü sadece okurlarından alıyor. Emeğin sesinin daha gür çıkması için sen de güç ver.

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🚫
Reklamsız Deneyim Reklamlara takılmadan sadece habere odaklan.
ABONE OL Zaten abone misin? Giriş Yap

Dijital Evrensel uygulamamız güncellendi

İndir, Oku, Dinle...

📰
E-Gazete Her gün basılı gazeteyi dijital olarak oku...
🔊
Sesli Yazılar Köşe yazılarımızı sesli olarak dinle...
🔑
Şifresiz Giriş İmkanı E-posta adresinle şifresiz giriş yapabilirsin.
04.02.2026 13:02

Nagehan Alçı'dan depremzedelere yönelik 'rehavet' paylaşımı

Gazeteci Nagehan Alçı, deprem bölgesindeki depremzedelere yönelik yaptığı sosyal medya paylaşımında, "rehavet" oluştuğunu savundu ve depremzedeleri yardım almak için konteynerleri terk etmemekle suçladı.

Nagehan Alçı'dan depremzedelere yönelik 'rehavet' paylaşımı

Nagehan Alçı

05.02.2026 00:14

Almanya'da bir yolcunun saldırısına uğramıştı: Tren görevlisi Serkan C. beyin kanamasından hayatını kaybetti

Almanya’nın Rheinland-Pfalz eyaletinde bilet kontrolü sırasında bir yolcunun saldırısına uğrayan 36 yaşındaki tren görevlisi Serkan C., kafasına aldığı darbeler sonucu oluşan beyin kanaması nedeniyle hayatını kaybetti.

Almanya'da bir yolcunun saldırısına uğramıştı: Tren görevlisi Serkan C. beyin kanamasından hayatını kaybetti

Fotoğraf: AA

04.02.2026 14:32

Antalya'daki sel Yozgat'ta pazar fiyatlarını artırdı

Yozgat'ta kurulan haftalık halk pazarları, Antalya ve Mersin'deki seralarda selin neden olduğu zarardan etkilendi. Bir önceki hafta 10-15 liraya satılan yeşil sebzelerin fiyatı 25 liraya, 30 liradan satılan marul ise 40 liraya yükseldi.

Antalya'daki sel Yozgat'ta pazar fiyatlarını artırdı

Fotoğraf: ANKA

04.02.2026 14:40

SDG Komutanı: Elbette bazı hatalar yaptık, ancak artık kimliklerimizle devam edeceğiz

SDG Genel Komutanlık Üyesi Sipan Hemo, Suriye hükümetiyle yapılan 30 Ocak Anlaşması’nın teslimiyet değil, Kürtlerin siyasi ve idari varlığının kabulü olduğunu belirterek, mücadelenin askeri boyuttan siyasal ve hukuki aşamaya geçtiğini söyledi.

SDG Komutanı: Elbette bazı hatalar yaptık, ancak artık kimliklerimizle devam edeceğiz

Fotoğraf: SDG Basın

04.02.2026 19:25

Ankara’da kadınlar Rojava kuşatmasını protesto etti: 'Mürşitpınar açılsın, insani koridor oluşturulsun'

Ankara Kadın Platformu, Yüksel Caddesi’nde yaptığı basın açıklamasında Rojava’daki kuşatmaya dikkat çekerek Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılmasını ve insani yardım koridoru oluşturulmasını talep etti.

Evrensel'i Takip Et

Bildirimleri aç

Bildirimler

Önemli haberlerden ve gelişmelerden haberdar olmak ister misiniz?

✓ Bildirimler başarıyla açıldı!