|
|
|
|
|
|
17/06/2009
Bütün Kürtlerin hikayesi
Çağdaş Günerbüyük Vartolu Özgür Doğan, ilkokula orada başlamış, on yaşına kadar doğduğu köyde kalmış. ‘Ben de filmdeki çocuklar gibi Türkçeyi ilkokulda öğrendim’ diyor; ‘ama daha zor şartlarda. Dayak yiyorduk, ispiyoncular vardı…’ Kürt çocukların anadillerinde olmayan eğitimle imtihanlarını anlatan “İki Dil Bir Bavul”, geçen hafta sona eren Adana Altın Koza Film Festivali’nin en ses getiren filmi olmuştu. Yarışmaya alınmasından itibaren tartışma yaratan, çok bilinen bir meseleyi, çok sade ama çok da etkileyici bir şekilde dile getiren filmin yönetmenleriyle Adana’da görüştük. Film biraz da Vartolu Özgür Doğan’ın kendi öyküsünü anlatıyor ama o zaten “Hepimiz aynı şeyleri yaşadık” diyor.
Özgür Doğan ve Orhan Eskiköy, Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde tanışan iki arkadaş. Muş Vartolu Özgür Doğan, radyo televizyon sinema bölümü’nde, Erzincanlı, İstanbul doğumlu Orhan Eskiköy halkla İlişkiler bölümü’nde öğrenciyken tanışmışlar. Birlikte filmler üreten iki kişilik ekipleri, öğrencilik günlerine dayanıyor. Okul için yaptıkları ilk film, Özgür Doğan’ın abisinin hikayesi. Dokuz buçuk yıldır cezaevinde yatan Doğan’ın abisinin ilk defa köye gidişini anlatan filmin adı “Hayaller Birer Kırık Ayna”. 2001 yılında Ankara Film Festivali’nde birincilik alan başarılı bir ilk filmle yola başlamışlar.
Vartolu Özgür Doğan, ilkokula orada başlamış, on yaşına kadar doğduğu köyde kalmış. “Ben de filmdeki çocuklar gibi Türkçeyi ilkokulda öğrendim” diyor; “ama daha zor şartlarda. Dayak yiyorduk, ispiyoncular vardı…” Filmdeki anekdotların ne kadar kendi hayat hikayesine dayandığını sorduğumuzda, hafızasına çok güvenmediğini söylüyor Doğan: “İş ciddiye binip büyük bir proje yapmaya karar verince, kuzeninden yardım istedik. Onun müthiş bir hafızası var. Bir gece oturttuk onu, bize anlattı. Yazdığımız tretmanlar, onun anlattıklarıdır. Çok benzer şeyler yaşamışız ama ben hatırlamıyorum.”
‘BURADAN FİLM OLUR’
Proje üzerinde beş yıl çalışmışlar. İki Dil Bir Bavul fikrinin ortaya çıkış hikayesi ise Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi’nde ölüm oruçlarıyla ilgili filmlerinin montajını yaparken başlıyor. Okuldan mezun bir arkadaşları, Bingöl’de öğretmenlik yapıyormuş. Onları ziyarete gelen arkadaşları, başından geçenleri Doğan ve Eskiköy’e anlatıyor. Anlattığı anekdotlardan biri şu: Öğretmen, kışın sobayı yakacak, çocuklardan gaz istemiş. Çocuklar ertesi gün okula kerpeten getirmişler. Özgür Doğan, “Buradan film olur dedik” diye anlatıyor fikrin nasıl doğduğunu. Araya başka işler girmiş, sadece kendi olanaklarıyla bir film yapmak istemedikleri, daha büyük bütçeli bir iş yapmak istedikleri için de biraz ertelemişler.
Arkasından, Akdeniz ülkeleri belgesel geliştirme projesi Greenhouse’a başvuru yapıyorlar. Projenin kağıt üzerinde belirmesinde, sinema dünyasından önemli bağlantılar kurulmasında onların payı büyük. Yaklaşık bir yıl, orada seminerlere katılarak projeyi geliştiriyorlar. Sonra yavaş yavaş isimlerini duyurmaya, fon bulmaya, ortak yapımcılarla tanışmaya sıra geliyor.
Filmi önce, Özgür Doğan’ın memleketi Varto’da çekmek istemişler. Ama beklemedikleri bir durumla karşılaşmışlar: “Devlet orada bir çare bulmuş, anaokulları kurmuş. Çocuklar az buçuk Türkçe öğrenip geliyor.”
BELGESEL AYRIMI KALKTI
“İki Dil Bir Bavul”un dünya prömiyeri, Amsterdam Belgesel Film Festivali’nde yapıldı. Filmin Türkiye’deki ilk gösterimi ise İstanbul Film Festivali’nde. Yine İstanbul’da Mithat Alam Film Merkezi’nde gösterildi. Yılmaz Güney ve SİYAD En İyi Film ödüllerini aldıkları Adana Altın Koza Festivali’nden iki hafta önce de Diyarbakır’daydılar.
Diyarbakır gösterimini “Biz bize” olarak anlatıyor Özgür Doğan: “Oradakilerin kendini bağdaştırdığı karakter Zülküf zaten. Hepsi bu süreçten geçmiş.” Hoş, başka yerlerdeki gösterimlerde de pek olumsuz tepkilerle karşılaşmamışlar. Sadece, kimi izleyiciler “Öğretmeni daha çok gösterseniz daha iyiydi” demiş, kimileri de “Öğrencileri neden daha çok göstermediniz” diye sormuş.
Filmin belgesel yapısı nedeniyle ulusal yarışmaya alınmasına kimi itirazlar yapılmıştı. Özgür Doğan, bu ayrıma inanmıyor. “Bizim için ya filmdir ya değildir” diyor. Büyük festivallere giden filmleri örnek göstererek dünyada böyle bir tartışmanın kalmadığını düşünüyor. “Bu film sonuna kadar belgeseldir” diyor Doğan, çünkü gerçek kişiler, gerçek olay örgüsü, gerçek mekan kullandıklarını söylüyor. Ama bütün planları düşünülmüş, beklenmiş, bir tretmana uygun olarak çekilmiş, arada da sürprizlerle karşılaşmış bir yapım.
İki yönetmen, yine birlikte çalışmayı sürdürecek. Sıradaki projeleri, babasının Arabistan’da uzun yıllar işçi olarak çalıştığı bir çocuğun, babasını arayış hikayesi olacak.
ZÜLKÜFLERİN HALİ
“Ne olacak Zülküflerin hali” diye sorunca, Özgür Doğan “Zülküflerin haline olacak bir şey yok” diyor. Babası, Zülküf’ü Siverek merkeze götürmüş, Doğan bunu bir şans sayıyor. Çünkü filmdeki okul 1974’te açılmış ve şu ana kadar, sadece bir kişi liseye gidebilmiş. Hepsi ya çoban olmuş, ya da mevsimlik işçi...
Filmdeki bir sahneyi hatırlatıyoruz. Öğrencilerden birinin babası “İbrahim abi”, öğretmen Emre’ye bir anısını anlatıyor. İş başvuru formunda bildiği diller kısmına Kürtçe ve Türkçe yazdığı için onunla dalga geçtiklerini söylüyor. “Kürtçeyi dil mi sayıyorsun?” dediklerini, bunun ona nasıl dokunduğunu anlatıyor. Kürtçeye artık “dil mi” diye sorulmamasını, son “açılımları” nasıl değerlendirdiğini soruyoruz Özgür Doğan’a.
“Cumhuriyet tarihi Kürtlerin varlığının kabul edilmediği yıllardır. Şimdi insanlar ben buyum diyebiliyor. İnsanlar bu böyle yürümezi görüyorlar. Bir de bu filmle bu durumun farkına varılması önemli. Çünkü çoğu insanın bundan haberi yok. Bu çocuklara diyorsunuz ki hadi git Türkçe öğren, öğretmene de diyorsunuz ki git Türkçe öğret. Ve bu tercihleri onlar yapmamış. O zaman çatışma başlıyor işte. Kimse birbirine karşı sert değil, herkes bir şeyleri daha makul bir zeminde tartışacak. Biz bu filmi 10 sene önce yapamazdık, yapsaydık da gösteremezdik.” (Adana/EVRENSEL) | |
|
|
|
|
|