23 Kasım 2019 04:13

Reklam ve yalan

Paylaş

Milattan sonra 4. yüzyılda kent merkezindeki agorada tezgahındaki çürük meyveleri gizleyecek şekilde iyi görünümlü meyveleri öne dizen ilk pazarcılardan bu yana reklam ile aldatmaca kol kola yürüdü. 20. yüzyılda hemen her ülkede reklamları düzenleyen çok sayıda yasa ve yönetmelik çıkartılmış olsa da her seferinde bu yasa ve yönetmeliklerin üstünden atlamanın, altından geçmenin ya da çevresinden dolanmanın bir yolu bulundu. Rakibin adını anmak mı yasaktı? Ad anmadan da kötüleme gayet mümkündü. Bazı detayların illa ki reklamda olması mı gerekiyordu? Mikroskopsuz okunmayacak boyutta yazılabilirdi.

Internet’in bir reklam alanı olarak kullanılmaya başlaması ve yaygınlaşması ile birlikte reklamcılar da geleneksel reklam alanlarına kıyasla denetimi daha zor, daha kuralsız bir mecraya da ulaşmış oldular. Mikro düzeyde hedeflemenin de gelişmesi ile birlikte her gün milyonlarca farklı reklam milyarlarca kişiye gösterilebilir hale geldi. Aldatıcı olan sadece sıradan ürün vs. reklamları olsa belki bu kadar tartışma konusu olmayabilirdi ancak bu alanın politik reklamlar tarafından açıktan yalan söyleyerek kullanılması tartışmaları yoğunlaştırdı. Twitter politik reklamları tümden yasaklarken Facebook politik reklamların doğruluğunu bile kontrol etmeyeceğini açıkladı. Snapchat tüm reklamlarda doğruluk kontrolü yapacağını duyurdu. Son olarak Google, politik reklamlarda mikro hedeflemeyi kısıtladı. Pek çok ülkedeki mevcut reklam yasaları uygulansa yayına çıkamayacak reklamlara dair kararlar platformların inisiyatifine bırakılıyor. Farklı platformların birbirine böyle taban tabana zıt kararlar alabildiği gerçeğinden hareketle bu tip reklamlar için şirketlerin kararlarının dışında çeşitli düzenlemelere ihtiyaç olduğu ortada.

Bütün bu tartışmadaki kısıtlamalar veya serbestlikler politikacılar ya da siyasi partiler tarafından verilen reklamları kapsıyor. Ancak ortada bir başka soru duruyor: Bunların dışında kalan hiçbir reklam politik değil mi? Bu sistemi aldatmak için politikacılar ve partiler tarafından değil de üçüncü şahıslar üzerinden verilecek daha “incelikli” reklamlar ilk akla gelen. Üstelik politik reklamlar konusu politikacılar ve partilerle sınırlı değil. Örneğin bilim tarafından yalanlanmış çeşitli komplo teorileri ya da bu teorileri içeren yayınların reklam kılığında rahatça dolanabilmesi, hurafelerin yaygınlaştırılması politik değil midir? İnsanları reklamlarla dünyanın düz olduğuna, aşıların otizme yol açtığına ve daha pek çok safsataya ikna etmeye çalışmak, sahte bilimi yaymak politik değil midir? Çevrimiçi politik reklamlara getirilen kısıtlamalar olumsuz değil ancak bu kısıtlamaların yeterlilikleri de uygulanabilirlikleri de oldukça şüpheli.

Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa