13 Ekim 2019 21:20

Savaş sürecinde de insanlar düşünürler

Paylaş

Savaş ve düşünce özgürlüğü ya da savaş günlerinde düşünce özgürlüğü sorunu, sanırım en yoğun biçimde Birinci Dünya Savaşı sırasında tartışıldı. O günlerde ‘Savaş karşıtlığı tehlike barındırır, zararlıdır’ diye başlayıp, ‘Savaşı kazanmak istiyorsak savaş karşıtlığını denetim altına almak gerekir’ diye gelişen ve düşüncenin kendisini olamasa da düşünceyi üreten, benimseyen, yaygınlaştırmaya çalışan beyinlerle mücehhez vücutları ceza olarak dört duvar arasında sessizleştirme uygulamasıyla sona eren savaş taraftarlığı fikriyatı, savaş günlerinin toplumsal düşünce kalıbı olarak kurgulanmıştı. Savaş karşıtlığı; neye karşı olmak? Savaşın adam öldürmekten başka bir şey olmadığına inanmak mı? Savaşı halk sağlığı sorunu olarak görmek mi? Şu ya da bu nedenle bizzat savaşı ya da savaşta başvurulan yöntemleri veya savaşın amacını, savaşa girme nedenlerini, zamanını, yerini benimsemeyerek karşı olmak mı? Harold Laski, 1929 yılında üniversitede verdiği ders notlarının kitaplaştırılarak yayımlandığı 1939 tarihli eserinin ‘Düşünce Özgürlüğü’ başlıklı ikinci bölümünde şöyle der: “Samimiyetle söylüyorum, 1914 yılında savaş kararına karşı genel grev edilsin isterdim; inanıyorum böyle bir eylem barındırdığı güçle halkı macera peşinde koşan hükümete karşı gereğince ve akıllıca korurdu.” 

Ben, savaş hali hiç kimsenin yurttaş olma halini etkilememelidir, diye düşünürüm. Savaşın haklı ve gerekli olduğunu düşünenler diliyorlarsa savaşı destekleyeceklerdir. Savaşa karşı olanlar da savaşa karşı seslerini yükseltebilmelidirler; hiç kimseye “Düşünceni kendine sakla, bırak hükümet ve ordu savaşı benimsediği yöntemlerle, seçtiği araçlarla, kendince uygun bulduğu biçimde yürütsün, kendince uygun bulduğunda durdursun, yeniden başlatsın, sürdürsün, sona erdirsin” denmemelidir. Böyle düşünüyorum, çünkü savaşın kişiliğimi hiçe saymanın meşruiyet zemini oluşturmasını, kişiliğimi anlamsız kılmasını, beni sıradan bir savunma ya da saldırı unsuruna dönüştürmesini kabullenmiyorum; savaş sırasında dahi bana birey gözüyle bakılmasını istiyorum. Savaştan yana olanlar nasıl savaşı özgürce savunup destekleyebiliyorlarsa, aynı şekilde savaşa karşı olanlar da düşüncelerini özgürce, cezalandırılma tehdidi altında olmadan açıklayabilmelidirler. 

Tarihin hiçbir döneminde, hiç kimse savaş karşıtı düşüncelerin, bizzat düşünce olarak yok edilmeleri gereken vasıtalar olduğunu ileri sürmedi. Gün geldi, geçmişin belli bir anında savaşa karşı çıkmış olan güçler bu kez savaşı savunur oldular; geçmişin belli bir anında savaşı savunan güçler, gün geldi bu kez savaşa karşı çıktılar. Savaş karşıtı düşüncenin kendisini yok etmek hedef olsaydı, saçmalıyor muyum bilmem, söz konusu düşünceleri atomları ve molekülleriyle yok etmeyi başarabilecek savaş malzemeleri üretimine destek milyarlarca dolarlık ARGE harcamaları planlanırdı. O düşüncelerin kendisine günü gelir herkesin ihtiyacı olur dendi. Savaş karşıtı düşüncenin bizzat kendisi yerine zamana ve mekana göre değişecek biçimde, o düşünceyi açıklayanlar hedef alındı; düşüncenin kendisi değil düşünceyi benimseyip açıklayanlar yok edilmeye çalışıldı, çalışılıyor.  Savaş karşıtı düşünceyi açıklama özgürlüğüne gün gelir herkesin ihtiyacı olur denmedi, denmiyor.

Bir düşüncenin kendisini değil de belli bir zamanda ve mekanda o düşünceyi benimseyip açıklayanı sessizleştirebilmenin yolu, o düşüncenin kendisini değil ama o düşünceyi benimseyip açıklayan kimseyi toplumsal yaşamda olumsuzluk yüklenmiş kavramların içerdiği değer yargılarıyla suçlamaktan geçer. Savaş karşıtı düşüncenin kendisi hain değildir, savaş karşıtı düşünceyi benimseyip açıklayan haindir, örneğin.

Unutulmasın, savaş karşıtlarının susturulmaya çalışıldığı savaş süreci gerçek ihanetlerin taşlarını döşer.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa