03 Ağustos 2019 08:18

Majestelerinin STK'ları

Paylaş

Bu suça ortak olmuyoruz bildirisine imza attıkları için haklarında dava açılan, bir kısmı ceza alan akademisyenlerin bunca zamandır yaşadığı çilenin AYM’nin son kararıyla sona erebileceği havası doğdu. Nasıl olmasın ki iç hukuk yollarının son zirvesindeki kurum, gerekçelendirdiği kararında akademisyenlere yönelik bir hak ihlali olduğunu vurguluyordu.

Bu kararın, davanın AİHM’ye taşınmasını önlemeye yönelik alındığını yazanlar da oldu. Ardından üç üniversitenin kendi mensuplarını imzalamaya çağırdığı bir karşı-bildiri yayımlandı ve buna 1071 imza toplandı. Bazı akademisyenler bu bildiriye adlarının izinsiz konulduğunu söyleyerek çekildiler.

İnisiyatifini, merkezden belirlenen kadroların belirlediği bir hukuk kurumu ile yine inisiyatifini merkezin atadığı rektörlere borçlu üniversitelerin karşı karşıya geldiği bir komedi var ortada. Fakat gelişmeler bu türden tuhaflıklara daha epey muhatap olacakmışız gibi gösteriyor.

AKP’nin organik aydınlarının istihdam edildiği, iktidar vakıfları tarafından güdülen, kurucuları arasında bizzat İbrahim Kalın’ın olduğu SETA’nın uluslararası medya kuruluşlarında çalışan gazetecileri fişlemesi de bu tuhaflıklardan biridir. Bir tür Think-Tank kurumu olarak işleyen organizasyon açıkça MİT’in ya da polisin rolüne soyunmuştu.

Otokrat rejimlerde iktidara tamamen bağlı kurumlar arasında bile çelişkiler çıkabilir ve bizimki gibi bir çözülme sürecinde bu son derece normaldir. Fakat AYM ve üniversiteler arasındaki sürtüşme ile SETA işgüzarlığındaki cüret arasındaki akrabalık biraz daha özel bir niteliğe sahip. Bu akrabalığın merkezinde, devlet-toplum ilişkisine ait mekanizmaların hem işlemesinin hem de tökezlemesinin nedeni olan bir ve aynı kaynağa bağlı olmak bulunur. İşlevleri farklı olan kurumlar bu bağlılık ve bağımlılık ilişkisi içinde yozlaşır. 

Arşive bakalım: Erdoğan 22 Haziran 2017’de STK temsilcilerine verilen iftarda STK’ların devletin karşıtı değil tamamlayıcısı olduğunu söyleyerek “Biz birileri gibi sivil toplumu tehdit olarak değil milli birlik ve beraberliğimizin kilit taşı olarak görüyoruz. Sizler sosyal barışımızın sigortasısınız… Bir devlet ne kadar güçlü olursa olsun sivil toplumun desteği, yardımı olmadan hedeflerini gerçekleştiremez” diyordu. Aynı konuşmada STK’ları FETÖ davaları mahkemelerinde hazır bulunmaya çağırıyordu. 

10 Şubat 2018’de ise şöyle söylemişti: “STK'ların daha şeffaf ve daha yayılmacı bir anlayışla oluşması süreci başlayacak… Yeni bir hazırlık var. Bu hazırlıkla Odalar Birliği, aynı şekilde Tabipler Birliği, buna benzer birçok STK’lar kanunla kurulmuş olanlar yeni bir düzenleme ile şekil alacaklar. Her düşünce grubu kendi STK’sını kurar ve o STK’sı ile yola devam eder.” Ve Güneş gazetesi bu haberi “Yeni Devrimi Açıkladı“ diye verdi.

Bu STK “devrim”ine hatırlanacağı gibi şuralardan gelindi: TMMOB’nin bizzat CB tarafından hedefe konulması, TTB yöneticilerinin imzaladıkları bildiri bahane edilerek gözaltına alınması, 15 Temmuz sonrasında üniversiteler kadar KESK’in de içinin boşaltılması. Osman Kavala’nın tutuklanması sırasında Soros üzerinden sivil toplum tartışmasının açılması da STK oluşumlarına sıkı bir ayar verilmesiyle alakalıdır. Bunun uluslararası boyutu ise ayrı bir yazı konusu.

Bir zamanlar iktidar yanlısı köşe yazarları Fethullah Gülen Cemaatine STK muamelesi yapılıp yapılamayacağını tartışırlardı. Sonraki süreçte AKP STK kontenjanını aile-eş-dost çevresine kurdurduğu vakıflar, sendikalar, meslek örgütleri, kadın örgütleri, MÜSİAD, TÜMSİAD, İmam Hatip Derneği, Türkiye Yazarlar Birliği, Ensar ve hatta ılımlı tarikatlar ile doldurdu. Bu teşkilatlar Milli İrade Birliği imzasıyla seçimlerde AKP’ye destek olacaklarını açıklayarak Erdoğan’ın kendilerinden talep ettiği yardımı sunmuşlardı.

Afyon İl Başkanı İbrahim Yurduseven’in AKP’nin en büyük sivil toplum örgütü olduğunu söylemesi bir ironi gibi görünür ancak tek adam iktidarının kendi muhayyel geleceğinde STK’lar ile devlet arasında, gerektiğinde birbirinin yerine geçebilmeye mahal veren bir geçirgenlik vardır ki, örneğin SETA’nın tutumu bunun ucube bir tezahürüdür.

AKP aslında STK operasyonu ile ‘kamu-özel ortaklığı’ başlığı altındaki ekonomi politik dizayna uygun bir sosyoloji tesis etmeye çalışıyor.  Fatma Betül Sayan bu süreci şöyle açıkladı: “Kamu-STK İşbirliği Projesini önemli bir fırsat olarak görüyorum. Proje Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan'ın önemle altını çizdiği milli irade ve politika yapma sürecine bizzat dahil olarak, somut anlamda ifadesini tam bulacaktır. Esasen toplum olarak da biz bu iş birliğini sonradan keşfetmedik. Kadim kültürümüzde sivil toplum kuruluşları her zaman önemli bir yere sahiptir. Hamdolsun millet olarak zengin bir vakıf ve dernek, dolayısıyla sivil toplum yapılanmasına ilişkin ciddi bir kültürel altyapıya sahibiz.”

Özetle majestelerinin STK’sında iktidar hem kendi suretini hem de muhalefetini üretiyor demek ki. Hem kendi tarafsızlık ihtiyacını, hem kurumların özerk görünmesinden beklediği faydayı karşılıyor hem de muhalefetin nefesini kesecek imkanı bulmaya çalışıyor.

Her şey tek bir şey, aynı şey! Çünkü tek adam bir rejimin adı, kişinin değil.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa