Örgütler sekreterleşirken


05 Ağustos 2017 05:54

Kamu kesiminde her örgüt, kuruluş kanunu ile kurulur. Örgütlerin kuruluş kanunlarında, kuruluş sebebi, amacı, organları vs. yazılıdır. Örgütler, başta Anayasa ve genel hükümler çerçevesinde ve kuruluş kanunlarındaki hedefler doğrultusunda işlevlerini yerine getirir. Kanunlar çerçevesinin dışına çıkıldığında görev dışına çıkma ya da vazife ihmali veya başka sebeplerle takibata uğrarlar. Böylesi çerçevesi çizilmiş örgütlere hiçbir siyasi ya da idari görevli hariçten görev tayini yapamaz ve aklına estiği konuda örgütleri doğrudan ya da dolaylı olarak görevlendiremez. 

Kuruluş kanunları ile kuruluş ve faaliyet gösteren örgütlere herhangi bir siyasi veya idari görevlinin emir vermesi veya örgütlere vazife tayini, salt kanunların dışına çıkmış olmak anlamına gelmez. Böylesi usulsüz ve teamüllere aykırı davranışın arkasında çok daha derin hukuksal ihlal yatmaktadır. O da şudur: Örgütlerin kanunla kurulmuş olması, kuruluş gerekçe ve amaçlarını milletin temsilcileri konumundaki milletvekillerinden almış olduklarının göstergesidir. Parlamentonun ürünü olan yasa ile millet bir örgüt kumayı hedeflemiş, ona belirli görevler yüklemiş ve onu belirli yetkilerle donatmıştır. Böylesi bir hukuk düzeni içinde sistem kurulmuşken ve düzen işlerken herhangi bir üst düzeyli siyasi ya da idari görevli kişinin örgüte görev verici veya görevini etkin kullanması yönünde beyanda bulunması parlamentonun yetkilerini aşması ya da kendisini parlamentonun yerine koyarak, hukuk dilinde “yerindelik” olarak nitelenen işlev aşımı faaliyette bulunması anlamına gelir. 

Hukuk sistemi bir bütünsellik arz eder ve belirli sistemde bu bütünsellik önemlidir. Demokratik sistemlerde şeffaflık, hesap verilebilirlik vb. gibi ölçütler öndedir. Her vatandaş bir örgütün ne olduğunu, ne yapabileceğini, yetkisinin nereye kadar sınırlı olduğunu kanundan öğrenebilir. Örneğin polis herhangi bir sebeple zanlıyı cezalandıramaz, zanlı polise saldırsa dahi, ancak orantılı müdahale ile saldırıyı önler, bu sınırı aşan icraat polisi suçlu konumuna sokar. Tabii bu hükümler demokratik yönetimler için geçerli olan ideal durumu yansıtır.

Kendi kuruluş kanunu olan bir örgütü ya da örgütleri belirli aralıklarla toplayıp, görevleri ile ilgili alanlarda alması gereken kararlar hakkında telkinde bulunmak ve örgütün bunu emir telakki ederek derhal harekete geçmesi hukuk anlayışı ile bağdaşmaz. Bu durumda örgüt ya da örgütler örgüt olmaktan çıkmış, emir makamının sekreterliği konumuna indirgenmiştir. Bu durum yetki kullanımı şeklinde görülemez, öyle algılanmamalıdır. Zira örgütün görevi ile herhangi bir değişiklik ancak kuruluş kanunundaki değişiklikle, yani millet temsilcilerinin rıza ve oyu ile yapılabilir.

Örgütleri toplayıp, kafalardaki projeyi toplantıdaki telkinlerle yaşama geçirmeye çalışmak ülkeyi yönetsel açıdan öngörülemez çok tehlikeli bir yola sokabilir. Üstelik de bir yandan parlamento varken, diğer yandan örgütler kendi kuruluş yasaları ile kurulmuş olup ona göre faaliyette bulunuyor görüşü toplumda yaygınken, toplantılarda ya da ulu orta beyanlarla örgütlere telkinlerde bulunmak, parlamentoyu, yani halkın iradesini elin tersi ile itmek olduğu kadar, örgütü de baskı altına almaktır. Eğer bu yolda yürünecekse, sistemi görünür ve algılanır oluşturabilmek amacıyla, tüm örgütler birer devlet sekreterliği konumuna dönüştürülmeli ve merkezden alınan talimatlara göre belirlenen görevini ifa etmeliler. Böylece, hantal bürokratik yapılanmalardan ve maaş harcamasından da tasarruf edilmiş olur. Hatta bu sistem özünde, kamu yönetiminin millet temsilcilerinin(!) iradesine göre değil de tek adam yönetimi ile güdülecekse, milletvekilliği sistemi de kaldırılmalı, böylece milletvekili maaşları ve emekliliklerinden de millet kurtulmuş olmalıdır.

www.evrensel.net