25 Ocak 2015 04:56

Haklılığın suskunluğu

Paylaş

19 Ocak Pazartesi günü Murathan Mungan’ın Agos’un balkonundan söylediği sözler kulaklarımdan gitmiyor: “Söylenecek sözün çokluğu bazen insanı dilsiz bırakır. Tıkanır, kalırsınız. Haklılığın suskunluğu, diğer suskunluklara benzemez; düğümü zor çözülür.”

Mungan sanki çocukların haklarını savunanların, çocuklara yapılanlara sessiz kalamayanların, çocukların tarafında olanların, yalan-dolan-talan düzeninin ayrılmaz parçası olan korku iklimine rağmen doğruları söylemekten kaçınmayanların durumunu anlatmaktaydı.

***

5 Ocak Berkin’in doğum günüydü. 4 Ocak günü Berkin’e kıyanları yazamadım. Berkin’i hedef alarak ateş eden ve sonuçta onu öldüren polis veya polisleri yazamadım. Katilleri cezalandırmak yerine, Berkin’e sahip çıkan milyonlara gözdağı vermek istenircesine Elifhan Köse’ye ceza vermeye cüret edenleri de yazamadım. Berkin’e sahip çıktıkları gibi Elifhan Köse’ye de sahip çıkan, “Verilen cezayı tanımıyoruz!” diye haykıran vicdanlı insanları da... 

Türkiye’de çocukların tarafında olanların artık boğazları düğümleniyor. Cizre’de çocuklar sokak ortasında, hedef alınarak öldürülüyor. Yandaş basında çocukların öldürülmesi değil, bir sarayın merdivenlerinde çekilen gülünç fotoğraflar var. Toplum gerçekleri düşünmesin diye kötü bir Yeşilçam filmini izlemek zorunda bırakılmak isteniyor.

İşte bu nedenle Mungan’ın sözleri çocukların tarafında olan ama boğazı düğümlenenlerin sözleri gibiydi. Mungan, Hrant’ı öldürenlerin, katliam sahnesindeki oyunları kimlerin yazdığının bilindiğini söyledi. Tıpkı çocukları öldürenlerin bilindiği gibi.

***
Türkiye’de çocukları öldürenler utanılası bir zincirin parçaları. Mungan’ın vurguladığı gibi, iktidar değişse de, koltuk sahiplerinin maskeleri değişse de zincir kopmuyor. İktidar partisinin adında “adalet” sözcüğünün yer almasının da bir anlamı yok. Nasıl Süleyman Demirel’in Adalet Partisinin adalet sağlamak gibi bir hedefi olmadıysa, tek adam partisi AKP’nin de adalet arayışının bir parçası olmadığı, olamayacağı ortada.
Hrant’ı öldürenlerden hesap sorabilmek için 1915’in hesabını da sorabilmek gerekiyor. Zincirin her halkasının hesabını sorabilmek gerekiyor. 1938 Dersim Kıyımı’nın, 6-7 Eylül 1955’in, 1978 Maraş Katliamı’nın, 1993 Madımak Katliamı’nın, Roboski Katliamı’nın hesabını sorabilmek gerekiyor.Cumartesi Anneleri’nin her birine hesap verilmesi gerekiyor. İlhan Erdost’u, Kemal Türkler’i, Doğan Öz’ü ve daha nice eşsiz insanı yok eden mekanizmayı gözler önüne sermek gerekiyor. 

Yalnız Türkiye Cumhuriyeti’ne değil, Osmanlı’ya ve Osmanlı öncesine de “şanlı geçmiş” etiketi yapıştırarak milliyetçilik üzerinden, “Müslümanlar soykırım yapmaz” gibi inciler dökerek İslamcılık üzerinden siyaset yapmaya kalkanların gerçeklerin ortaya çıkması gibi bir hedefleri elbette ki, hiç olmadı ve olamaz da.

***
Hrant’ın öldürülmesinin üzerinden sekiz yıl geçti. Hrant’ı hedef alan zincir devam etti ve gencecik insanlar öldürüldü. Ali İsmail Korkmaz o gencecik insanlardan biriydi. Onu döverek öldüren katiller geçen hafta yargılandı ve düzenin hiç değişmediği bir kez daha gözler önüne serildi. Tek adam tarafından “destan yazan polis” ve “gerektiğinde polis olmaya hazır esnaf” olarak görevlendirilmiş kimselere mahkeme neredeyse madalya takacaktı. O gencecik insanı öldürenler görevlerini yapmışlardı.

Bugün çocukların tarafında olanların boğazları düğümleniyor. Cuma karne günüydü, Berkin ve öldürülen diğer çocuklar karne alamadı. Çiçekleri koklayan, köpeklere sarılan, müziği şiiri seven, yaşam dolu Ali İsmail Korkmaz da aramızda değil. Gerçeklerin sözcüsü kardeşimiz, canımız Hrant da. Failler belli. Ama hesap soran yok...

Takvim Ocak 2015’i gösteriyor. Üzerimizde haklılığın suskunluğu var. Ama bu suskunluk geçici. Çocukları, gencecik insanları, Hrant’ı öldürenler de, sokakları dolduran paramiliter kuklalar da ve padişah olmaya heveslenenler de, hepsi, evet hepsi hesap verecekler...

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa