18 Ocak 2015 04:58

Cizre’nin çocukları ve ‘provokasyon’ mekaniği!

Paylaş

Yasin Özer (19), Barış Dalmış (15), Musa Azma (16), Ümit Kurt (14), Nihat Kazanhan (12)… Yaşlarının toplamı ancak bir ‘ortalama’ ömre sığabilecek Cizre’nin çocukları bunlar… “Hebu û tunebu” (bir varmış bir yokmuş) diye başlayan uzun kış gecelerinin masallarını dinleyemeden, Kürdistan gerçeği içerisinde var olmuş ama kendilerine dayatılmış ‘devlet dersi’nde, çok değil, 10 gün içerisinde arka arkaya yok edilmiş çocuk ömürleri bunlar… 

Sonuncusu Nihat; “Akrep geçerken Nihat zafer işareti yaptı, polis zırhlı araçtan indi, nişan alarak ateş etti…” diyor arkadaşı… Söylenen çok şey var daha; plakasız dolaşan polis araçlarından Nihat’ı vuran polisin eşkaline kadar… 

İşte, Cizrelilerin gözleri önünde olup biten bu ‘işler’, bir ‘provokasyon’ parantezine alınarak buharlaştırılıyor. Önce İçişleri Bakanı, sonra Başbakan “provokasyondur, polisimizle ilgisi yoktur” diyor! 

Peki kiminle ilgisi vardır? “Efendim ‘provokasyon’ işte, Allah muhafaza ‘paralelciler’ ile ‘derin PKK’ciler’in ortak işi bile olabilir…”! 

Hükümetin sorumluluğunu sıfırlayan bu dahiyâne imaların gücünü arttıran ‘içerden’ yaklaşımlar da cabası… Örneğin Şırnak Baro Başkanı, “olan bitenlerin yetkililere doğru anlatılmadığını düşünüyoruz” diyor ve ekliyor: “Kolluk kuvetleri içinden bazı yetkililerin Hükümete ve çözüm sürecine meydan okumalarıdır bu”! 

En hazini de bu olsa gerek; Hükümete kafa tutuyorlarmış! Hükümetin elini güçlendiren bu vb. safiyane yorumlar, ‘provokasyon’ çizgisinin sonuç alıcılığına da katkı sunmuş oluyor. 

‘Süreç’ başladığından bu yana Paris’te, Lice’de, Gever’de, Cizre’de olanlar hep ‘provokasyon’la açıklanıyor da bir kez olsun failler bulunamıyor! Demek ki bu ‘provokasyon’ söylemi en başta faili meçhulleştiren boyutuyla sorgulanmalı. Failler biliniyorsa, yenilen halta ‘provokasyon’ demek nasıl oluyor? Şöyle oluyor; bu vb. sorular Hükümetin dilinde nerdeyse ‘kurumsallaştırılan’ bu provokasyon maymuncuğunun hiç de masumane olmadığına işaret ediyor. 

Daha önceleri de yazdık; “provokasyon” söylemi, “provokatörlerin” peşine düşmekten daha bir öne çıkıyorsa, korunmak istenen bir ‘zemin’ var demektir. Yani bu söylemi gereksinen bir zemin. AKP Hükümeti’nin ‘çözüm’ algısı ve kurguladığı ‘çözüm süreci’nin bizatihi kendisidir bu.

Çözümden anlaşılan, süreci çatışmasızlık durumuyla idare etmek, çözüm arıyor-muş gibi yaparak çözüm talebini aşındırmak, PKK’nin politik zeminini zayıflatmak olunca; ‘provokasyon’ argümanı da sürecin bu profilde sürdürülmesinde işlevli oluyor. Sürecin gerçekten ilerlemesi için gerekli olan Kürt muhalefetinin daha da yükseltilerek Hükümetin çözüme  zorlanmasına karşı bir tür ‘oto-fren’ işlevi... 

Yani? “Provokasyon” argümanı bir tür ‘vesayet’ aracı olarak tedavüle sokuluyor. “Aman provokasyona gelmeyin” diye, Kürtlerin muhalefetine ‘ayar’ vermek için her fırsatta dayatılan bir araç… Hükümet bildiğini okuyor, bazı rutin icraatlar ‘provokasyon’ sayılıyor ve açıktaki fail, ‘kurumsal’ olmaktan çıkıp ‘meçhul’ sayılıyor ve olup bitenden de Kürtlere muhalefet tarzlarına dikkat etmeleri gerektiği dersi dayatılıyor…” 
Cizre’de de aynı ‘mekanik’ işletilmiştir. Soralım şimdi; bu ‘provokasyon’ teorisine destek verdiğimizde, Cizre’de yaşananlardan Hükümetin ders alacağına ihtimal verebilir miyiz? “Birilerinin Hükümete kafa tuttuğu” bir provokasyon karşısındaysak, Hükümeti siyasi sorumluluktan çıkarıp olayı geçiştirmeyi kolaylaştırmış olmuyor muyuz? 

Yine, ‘provokasyon’ olarak nitelemek için, devletin bu işleri yap(a)mayacak bir yasal-pratik niteliğe kavuşturulmuş olması gerekmiyor mu? Var mı böyle bir şey? Cizre’de yaşananlar, polise, özel harekata yakıştırılmayacak icraatlar mı?... 

Çok açık ki, Cizre’deki gerilim, Hükümetin ‘kamu düzenine aykırı’ dediği ama Kürt hareketinin ‘fiili özerklik’ çizgisine paralel olarak kurumsallaştırmaya çalıştığı ‘öz savunma’ mekanizmalarının korunup korunmayacağına dairdir. Yine bu ‘düğümden’ hareketle, fiili olarak meşrulaştırılmış gençliğin gündelik tasarruflarının bırakılması gibi ‘ayarlar’ın yaratacağı ‘iç’ gerilim de tahmin edilmez değil. Bu anlamda, HDP Şırnak Milletvekili Faysal Sarıyıldız’ın şu sitemi dikkat çekicidir: “Biz halkı sakinleştirmekte çok zorlanıyoruz. Halk bizi eleştirmeye başladı. Sokağa çıkmaya bile zorlanıyorum artık…”

KCK’yönetiminin Hükümeti doğrudan sorumlu tutan açıklamaları ile ‘provokasyon’ ya da ‘Hükümet yanıltılıyor’ türünden yaklaşımları yan yana koyunca; Hükümetin aradaki bu mesafenin üzerine abanarak ‘provokasyon’ çizgisine devam edeceğini şimdiden söyleyebiliriz. 

Kürt hareketinin ise bu ‘provokasyon’ hikayesinden hep kaybeden taraf olacağı açık. Ne kadar ciddiye alırsa, kendinden o kadar imtina etmek zorunda kalacak! 

Yüzünü kapatması, taş atması, zafer işareti yapması bir çocuğun öldürülmesi için ‘meşru’ gerekçe oluyorsa, provokasyon falan yoktur ortada. Başka bir nesnellik vardır, bu çatışmayı yaratan. Çözüm diplomasisi, gerçek siyasetin aktığı nesnel mecranın yanında çok eğreti duruyor maalesef.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa