17 Ağustos 2014 16:39

Deprem rantın gerekçesi yapıldı

Marmara depremi olarak adlandırılan 17 Ağustos 199 Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden 15 yıl geçti. Binlerce cana mal olan depremin ardından yapılan çalışmalar ve çıkartılan yasalar insanları korumak için değil rant için yeni alanlar açılması için kullanıldı. Mühendis odaları depremin 15. yılını değerlendirdikleri açıklamalarında hükümetin çıkardığı yasaların depremi önlemek için değil rant alanı açmak için olduğu vurgusu yapıldı.

Paylaş

Marmara depremi olarak adlandırılan 17 Ağustos 199 Gölcük merkezli 7.4 büyüklüğündeki depremin üzerinden 15 yıl geçti. Binlerce cana mal olan depremin ardından yapılan çalışmalar ve çıkartılan yasalar insanları korumak için değil rant için yeni alanlar açılması için kullanıldı. Mühendis odaları depremin 15. yılını değerlendirdikleri açıklamalarında hükümetin çıkardığı yasaların depremi önlemek için değil rant alanı açmak için olduğu vurgusu yapıldı.

JMO: İDARE ETMENİN ÖTESİNE GEÇİLMEDİ

Jeoloji Mühendisleri Odası (JMO) depremin yıl dönümü ile ilgili açıklama yaptı. JMO Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Alan, 15 yıl  boyunca yürütülen “yara sarma” odaklı afet yönetim sistemini eleştirerek devletin yeterli denetimi ve önlemi alması gerektiğini hatırlattı. Alan, 15 yıldan sonra bugün bile hasarlı konutlarda ikamet edildiğini belirtirken, yapılanların sadece “Durumu idare etmek”ten öteye gidemediğini söyledi. Doğal olanın afet değil deprem olduğunu kaydeden Hüseyin Alan, afetin insanların kaderi olmadığını ve olmaması gerektiğini ifade etti.

ŞPO: AFET RANTIN GEREKÇESİ YAPILDI

Şehir Plancıları Odası’nın yaptığı açıklamada da “Ne Türkiye’nin deprem ülkesi olduğu gerçeği ne de iktidarın duyarsızlığı değişti” denildi.

Siyasi iktidarın, depremden sele yaşanan tüm felaketlerde ortaya çıkan “takdiriilahi” söylemiyle, vatandaşının yaşamını değersiz gören anlayışını hiç değiştirmediğine dikkat çekilen açıklamada, “Tam tersine, dozu giderek artan kâr hırsıyla, arazi rantına dayalı ekonomik politikalarının odağına da kentleri koydu. Bu kentleşme anlayışı, yurttaşlarımızın karşı karşıya olduğu riskleri daha da arttırmaktadır. Plansız ve kendiliğinden kentleşmenin ülke politikası olarak benimsenmesi, kenti kimliksizleştiren yüksek yapılaşmalar, afet yönetiminde hayati öneme sahip açık kamusal alanların hızla rant projelerine teslim edilmesi, jeolojik etüt raporlarının çoğunlukla usulen ve formaliteden yapılması ya da gereken zemin tedbirlerinin alınmaması, kamunun ve meslek odalarının denetim süreçlerinin zayıflatılması, hükümetin yurttaşların can  güvenliğini hiçe saydığının göstergesidir” denildi.

YENİ YASALAR YENİ DARBELER!

Türkiye’de afeti önleme adına 1999 yılından bugüne çıkarılan yasaların; “afeti” rantın gerekçesine dönüştürerek, bu durumu fırsata çevirme çabalarından öteye gidemediğini vurgulayan Şehir Plancıları, “Afet yasasından orman yasasına kadar yapılan değişikliklerle birlikte, yakın zamanda, 04/Nisan/2012 tarihinde Resmi Gazetede yayınlanan Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliği ve 14/Nisan/2012 tarihinde  Resmi Gazetede yayınlanan Yapı Denetimi Uygulama Yönetmeliğinde değişiklik yapılarak meslek alanında ve yapılaşmalarda denetim süreçleri zayıflatılmış, yapım sürecinde görev alan mimar ve mühendislerin kendi taahhüdüyle yetinilerek ruhsat verilmesi ile kamu güvenliği derin bir darbe almıştır” uyarısı yaptı.

YAPI DENETİMİ MÜTEAHHİTİN KEYFİNE BAĞLI

Yapı Denetim Kuruluşları Derneği adına yapılan açıklamada ise 2 yıl önce çıkarılan 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Yasası hatırlatıldı. “Ancak dönüşüm çoğunlukla arsa rantının yüksek olduğu bölgelerde karşılık bulabilmiştir. Afet riski özellikle de deprem riski altında bulunan eski yapı yoğunluklu ve kalitesiz bina stokunun bulunduğu ilçelerde, alanlarda yasanın öngördüğü amaç henüz gerçekleştirilememiştir” denildi.

TOKİ / EMLAK GYO ve belediyeler eliyle inşa edilen yapıların denetiminin ise 4708 sayılı Yapı Denetimi Yasası kapsamı dışında bırakıldığı hatırlatılarak, “Müteahhidin keyfiyetine bağlı olarak sürdürülmeye çalışılan yapı denetim sistemi giderek bozulmaktadır. Zaman içerisinde ortaya konacak yanlış uygulamalar ile bugüne kadar elde ettiğimiz kazanımları kaybetme noktasına gelebilir, mevzuattaki eksiklikler giderilmediği takdirde Soma’daki maden faciasına benzer deprem felaketleriyle karşılaşabiliriz” denildi.
Bağımsız ve güçlü bir denetim sisteminin acilen kurulması gerektiği uyarısı yapıldı. (HABER MERKEZİ)

ÖNCEKİ HABER

Suriye uçakları IŞİD kontrolündeki bölgeleri vurdu

SONRAKİ HABER

Sezai Temelli: 23 Haziran’da faşist bloğu yıkacağız

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa