28 Nisan 2019 18:58

Sanatın diyalektik süreci

İlkçağ’dan günümüze sanatın ve duyguların sürecini açıklayabilmek, dönemlerin toplumsal diyalektiği üzerinden mümkündür.

Paylaş

Burcu ÇEVİKER

Suna ŞAHİN

Hacettepe Üniversitesi 

 

Sanatın ve duyguların kendi içindeki ilişki biçimleri tarihsel bakımdan değişen ve dönüşen bir durumdadır. Öncelikle Eskiçağ felsefesinde sanatın ele alınışı Platon ve Aristoteles üzerinden açıklayabileceğimiz sınırdadır. Platon için “doğru”, “iyi”, “güzel” kavramlarıyla ele alınan ve evrensel özler olarak değerlendirilen sanat karşımıza doğanın kopyalaması olarak çıkar. Gerçeklikten çıkan ama ona dahil olmayan bir noktada sanat; kelime anlamı olarak ve hayattaki karşılığı anlamında “zanaattır”, “yüce” duygusundan uzak olma hali gerçeklikten uzak olmasıyla açıklanır. Aristoteles’te ise nedenlerle açıklanan sanat; özgürlük anlamında ise temele olan bağlılıkla sınırlandırılır. Platon’un “olması gerektiği gibi” olan tanımının daha genişletilmiş biçimiyle olduğu gibi – olabileceği gibi- olması gerektiği gibi şeklindedir. Duygulardan arınma araçsallığı ve başlangıca, ortaya ve sona sahip olması bakımından ideal bir sanattan daha etki alanı içerisinde bir sanat anlayışı olduğu söylenebilir.

ORTAÇAĞ VE FELSEFE

Ortaçağ dönemi için hâkim olan iki felsefe vardır; skolastik felsefe ve Hristiyan felsefesi. Felsefenin teolojiye karşılık geldiği bir dönem olan Ortaçağ kilisenin hakimiyetindedir. Adeta resmî ideoloji olarak ele alınan felsefe, içerik olarak dinseldir ve amacı kiliseye hizmet etmektir. Bu hakimiyet altında sanatta kilise içerisinde yahut onun izin sınırları içerisinde gözlenebilir bir alan olarak görülür. İçine kapanık, kanaatkâr ve boyun eğen Ortaçağ insanı, bir kurtuluş olarak “öbür dünya"ya yönelmiştir ve doğadan kopuk, uhrevi akla seslenen bir sanat anlayışı hakimdir.

Sadece insanın toprakla ilişkilerine dayanan ve hareketsiz bir toplumunun yerini kentlerin doğuşuyla ticarete ve endüstriye dayanan dinamik bir toplum almıştır. Oluşan zenginlikler, kent soylu sınıfların ortaya çıkışı ve kilisenin maddi-manevi güç kaybetmesi sonucu “bu” dünyaya bir geçiş söz konusudur. Yeniden doğaya bir yaklaşımın söz konusu olduğu Yeniçağ döneminde, felsefe disiplini de aynı noktadadır. Sanat alanında ise temel konu insandır, örneğin Rönesans mimarisi Ortaçağ katedralleri gibi insanı ezmez, aksine insan anatomisi üzerinden şekillenir. Rönesans döneminin birikimiyle de birlikte ayakları yere basan bir sanat anlayışından bahsedebiliriz. Duyguların şekillenmesi de sorgulayan, keşfeden ve kadere boyun eğmeyen Yeniçağ insanı üzerinden sanat alanında daha fazla yer bulur.

BURJUVAZİNİN ORTAYA ÇIKIŞINDAN BUGÜNE

Aydınlanma’yla birlikte ise yönetme talebi yerine, yönetimden esneklik isteyen sınıf olan burjuvazinin etkisinde bir süreç başlamıştır. Kilise karşıtı düşüncenin gelişimi ve burjuva sınıfının oluşma tarihselliğine baktığımızda 14. yüzyıla kadar indiğimiz bu dönem, döngüsel determinizmden kurtulup ilerlemeci bir ana hat çizmiş olsa da vardığı nokta itibariyle devrimci tarafını kaybetmiştir. Açılan diğer bir yol olan materyalizm ise tarihsellikten yoksun tarafını gidererek, başlangıç noktasını aşan, değiştirme gücünü insanın ellerine veren bir noktaya varmıştır. Sanatta ise modern dönem itibariyle akımlar ve manifestolarla birçok pencere açılmıştır. Sergilerin ve farklı sanat dallarının da geliştiği bu dönem; sanat sponsorluğunun (Ortaçağ’da kilise, Yeniçağ’da soylu sınıf ve saraylar) yeni oluşan sınıflar üzerinden temellenen bir anlayışla açıklanabilir.

İlkçağ’dan günümüze sanatın ve duyguların sürecini açıklayabilmek, dönemlerin toplumsal diyalektiği üzerinden mümkündür. Maddi hayatın temel olgularıyla gerekçelendirebilmek için sanatı ve eseri tarihsel ve ekonomik bağlama yerleştirmek gerekir. Aynı zamanda duyguları da kapsayan manevi tüm unsurlar maddi unsurlar üzerinden oluşur ve şekillenir. Haliyle duyguları ve bir görünüm olanağı olan sanatı bağlamdan bağımsız, tecrit ederek bir zihin ürünü olarak ortaya koymak imkansızdır. İnsan yaratıcılığının ve duygularının tam anlamıyla söz edileceği bir alan kapitalist sistemin çöküşüyle mümkündür.

ÖNCEKİ HABER

EMEP Antep İl Örgütü: 1 Mayıs’ta mücadeleyi büyütelim

SONRAKİ HABER

Kamu kurumları arasında en çok zarar eden kurum SGK oldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa