Yüksekbelirsizlik ve kasvet kurumları sınavı

Yüksekbelirsizlik ve kasvet kurumları sınavı

Başlı başına kasvetlidir üniversite sınavı. Kocaman bir ünlemdir kafamızın içinde.

Bilgesu Kiper
Kartal 

Oysaki “Öğrencilerimiz paniğe kapılmasın, sadece çalışmaya devam etsin.” demişti emeğimizi emanet ettiklerimiz. Sınava hazırlanan gençler olarak yine bir senemizi daha türlü belirsizliklerle, adaletsizliklerle geçirdik. Hangi şekilde veya nerede sınava hazırlandığımız, hangi yeteneklere sahip olduğumuz veya geleceğimiz için hangi hayalleri kurduğumuz önemsizmiş gibi binlerce sınav mağduru aynı şıklarla boğuştu yine.

SINAV GİDER, KÜLÜ KALIR

Ben bu sene ikinci kez sınava girdim. Mezuna kalan bir öğrenci için şıklar yine bellidir. Ya bir dershaneye yazılır ne yapacağınızı bilmez şekilde bütün sene çabalarsınız, ya da paraya ihtiyacınız vardır ve aynı anda hem dersleri hem de ilk defa atıldığınız iş yaşamını kaldırmaya çalışırsınız. Nasıl atlatırsanız atlatın tercih dönemi geldiğinde gerçekten mutlu kişi sayısı azdır. Bir tarafta bazen başarınızı takdir edip bazen tam tersine senden bir şey olmaz temalı konuşmalarla şaşırtan aileniz, bir taraftan boşlukta sahipsizcesine süzülen hayalleriniz. Bütün sene odaklanmış olmanız ya da çalışmayı sevmeyip ilk gündeminize sınavı almamanız hiçbir şey değiştirmez. Her şekilde geleceğinizi belirleyeceği söylenen sınav ve eğitim sistemi sizden bir şeyler alır.

UÇTU UÇTU, KUŞ UÇTU

Verdikleri daha mı fazladır? Tartışılır. Fakat yıllardır sürekli yenisi denenen sınav sistemlerine baktığımızda görüyoruz ki biz gençlerin geleceksizlik sorunu gün geçtikçe azalmak yerine derinleşiyor. Her geçen gün bizim hayallerimiz daha da boşlukta kalıyor. Öyleyse üniversite sınavının geleceğimizi bize vermediği belirgin bir gerçek. Sanırım bizim yerimizde olsalar çoktan uçmuş olacaklarına inanan ailelerimize daha net cevaplar verebilmemizin şartı da koşullarımızı daha iyi anlamak. Birkaç dakikalığına henüz netleşmemiş tercih listelerimizden başımızı kaldırıp düşündüğümüzde fark edeceğimiz ilk şey sınavın kasveti olur bence. Başlı başına kasvetlidir üniversite sınavı. Kocaman bir ünlemdir kafamızın içinde. Bize verilen eğitimin niteliğinin asla sınavın niteliğiyle uyuşmadığı gerçeğini bir kenara bırakırsak, haksız koşullarda girdiğimiz rekabet sistemi sınavda benim babamın deyimiyle “uçamamanın” bir sebebidir mesela. Laik, bilimsel, demokratik eğitim taleplerimizin sağlanmaması, her geçen gün daha da niteliksizleşen eğitim müfredatı da diğer bir sebebi. 

SINAV GELECEKSİZLİK BİRİKTİRİYOR

Peki madem üniversite sınavı, sürekli değişen eğitim sistemi insanlara gelecek sağlamıyor, ne yapıyor öyleyse? Bence, biriktiriyor. Binlerce insanın mağdurluğunu, binlerce ailenin endişesini, binlerce hayalin yok oluşunu biriktiriyor. Üzerine bu kadar anlam yüklediğimiz bu eğitim sistemi arkasında öfkeli bir kalabalık bırakıyor. Meslek liseli de olsak, temel liseli de olsak, mezuna kalmış da olsak, fen liseli de olsak tercih dönemi geldiğinde birçoğumuz aynı sorunu yaşar hale geliyor. Karşısında biriktirdiği bu kocaman kitle bizden bekledikleri rahatlığa sahip olmamaları gerektiğini anlatıyor bence eğitim sistemini yapanlara. Çünkü her geçen gün çeşitli değişikliklere gidilen ama bu değişikliklerin gerici niteliğinin derinleştiği eğitim sistemi biz gençleri de “laik, bilimsel, demokratik” eğitim şiarı etrafında biriktiriyor.



KARTALLI GENÇLERİN YAZINDAN KARELER

Petrol İş Mahallesi Genç Hayat Okurları 
Kartal İstanbul

Sıradan bir yaz günü. Kimimiz stajından dönmüş, kimimiz yazın sıcağında evinde bunalmış ve kendini parkın ağaçlarının arasına atmış, kimimiz beklenen üniversite sınav sonucunu düşünürken sıcağı hissetmiyor bile... Arkadaşlarımızla mahallemizdeki parkta çekirdek çitleyip kolamızı içerken başlıyoruz muhabbetimize. Yazın günlerimizin nasıl geçtiği bizler için en az cevabı kadar klasik bir soru. Ama yine de sormalı bu soruyu. 

Yazın bir gününüz nasıl geçiyor?

Barış: Açıkçası sıkıcı geçiyor. Dizi izliyorum, dışarı çıkıyorum, yatıyorum. 

Oğulcan: Boş geçiyor. Genelde dışarı çıkıyorum. Mahallede arkadaşlarımlayım. Aslında ders çalışmak istiyorum ama o da olmuyor. İnsanın çalışası gelmiyor. Hep kitapları açıp ezberleyerek çalışmak sıkıcı, ilgi çekmiyor. Onun yerine arkadaşlarımla bilgisayar oynamayı tercih ediyorum. 

Batuhan: Valla sokaktan eve, evden sokağa. Boş yani. Boş olmasından rahatsız oluyorum. Her gün mahallede olacağımıza bir yerlere gitmek, gezmek isterdim. Tatil yapmak isterdim. Aksiyon filmleri izliyorum nadiren. Sinemaya yılda bir giderim. Bilgisayar oynarım. 

Batu: Boş zamanlarımda rap müzikle uğraşıyorum. Onun dışında zorunlu stajım var. Cumartesi ve pazar tatil. Rap yapıyorum. 

Samet: Benim de yazım boş geçiyor. Genelde herkes gibi ben de mahallede takılıyorum.

Deniz: Bilgisayar oynayıp köpeğimi gezdiriyorum. Onun dışında mahallede takılıyorum. 

Yazın yapmak isteyip de yapamadıklarınız neler? Neden yapamıyorsunuz?

Barış: Tatile gitmek istiyorum ama her yıl maddi sorunlardan dolayı bir sonraki yıla erteliyoruz. Babamın verdiği harçlıktan ve staj paralarından kalanlarla tatil parası biriktiriyorum.

Batuhan: Deniz, kum, güneş isterdim. 
 
Yazın ortasında mahallede kalsan yanına alacağın 3 şey ne olurdu?

Deniz: Futbol topu, bisiklet ve arkadaş.

Mahallede gençler en çok ne yaparken gruplaşırlar?

Deniz: Futbol oynarken, parkta otururken.

Batu: Görüş farklılıklarıyla gruplaşabilirler. 

Sohbetimiz sonlanmak üzere ancak son dönemde aklımızın en çok nerelerde olduğunu sormadan olmaz. Son bir soru yöneltiyoruz arkadaşlarımıza.

Son zamanlarda çok konuşulan sizin de dikkatinizi çeken bir olay oldu mu? Bu olayla ilgili düşünceleriniz neler?

Barış: Muharrem İnce'nin seçilmemesine üzüldüm. Vaatleri bana daha mantıklı geliyordu. Kıraathanenin karşısında bilim, çimde yuvarlanmanın karşısında kuantum diyordu. 

Batuhan: Dünya kupasını Hırvatistan’ın kazanmasını istiyordum. Şaşırtıcı şeyler oldu.

Oğulcan: Hırvatistan’a 15 lira yatırmıştım. Keşke kazansaydı.

BATU: 'RAP, İNSAN RUHUNU YANSITIYOR'

Günlük yaşantımızın istediğimizin dışında olduğunu anlatan bu klasik cevaplardan sonra birazda ilgi alanlarımıza eğiliyoruz. Rap müzik yapan Batu bizimle bir şarkısını paylaşıyor. 

Rap söyle nereye kadar,böyle adam olunur mu?
Yakınlarım düşmanımdı bu en büyük sorunumdu.
Sizlerden bir şey olmaz e konumuz bu muydu şimdi?
Hayır değil ve battle beliyorsan yanlış yerdesin.
Hayat bir manzaraysa benim camın siyah perdesi
Ve mutluluk maalesef ki bayat bi hayat eklentisi.
Söyle nedir bu kötü çocuğun hayat beklentisi?

Bizimle paylaştığı bu şarkı sözlerinden sonra konumuzu birazda rap müzikle derinleştiriyoruz. 

Rap müziğin senin için anlamı nedir? 

Rap müziğin insanın ruhunu yansıttığını düşünüyorum. Çünkü bir derdiniz var onu anlatıyosunuz. Eğlence içerikli trap müzik de seviyorum onun dışında protest de söylüyorum. Herkes gibi ben de Ceza ile başladım. Protest rap seviyorum. Protest müzik yazılmalı çünkü devletin birçok açığı var. Bir yazılımın açığını ortaya dökünce size para verirler. Ama biz devletin açığını söyleyince ya dövüyorlar, ya içeri atılıyoruz. Aslında protest müzik devleti ezmeye çalışmaz, eleştirir. Ama sanki bizler birilerini ezmeye çalışıyoruz gibi algılanıyor. Bizler aslında sokağı anlatıyoruz. Sokaktan gelmek nedir onu anlatıyoruz şarkılarımızda. 

Ezhelin tutuklanmasıyla alakalı ne düşünüyorsun? 

Uyuşturucu diyorlar ama şarkı sözleriyle ilgili böyle bir şey yok. Şarkı sözleri serbest olmalı. Protest rap yapan başka sanatçılar da var madem öyle onlarında içeri alınması lazımdı. Uyuşturucuyla fotoğraf çekinmesi durumu varsa eğer şikayet edilmesi normal ama şarkı sözlerinin uyuşturucuyla bağlantısı yok. Eğer öyleyse bile Ezhel’in tutuklanması çözüm değil. 

Bir çok uyuşturucu taciri var. Bunlarla ilgilenmesi gerekirken Ezhel’in içeri alınması çözüm değil. Sanatta özgürlük maddesi var anayasada ama uygulandığını düşünmüyorum.

Çekirdeğimiz 2 liralıktı. O yüzden bu seferki sohbetimizi burada sonlandırdık. 

Son Düzenlenme Tarihi: 28 Temmuz 2018 18:08
www.evrensel.net
ETİKETLER Kartal