Kafkas Tebeşir Dairesi: Oh be bir kere de ezilenler kazansın!
Fotoğraf: Tiyatroadam Basın Tanıtım

Kafkas Tebeşir Dairesi: Oh be bir kere de ezilenler kazansın!

Bertold Brecht’in Kafkas Tebeşir Dairesi oyunu Can Yücel çevirisiyle, Tiyatroadam uyarlamasıyla tekrar hayat buldu.

Gamze PEKAL
Can Deniz ERALDEMİR

1944 yılında Bertold Brecht tarafından yazılan Kafkas Tebeşir Dairesi oyunu, konusunun ana hatlarını eski bir Çin masalından alsa da 2. Paylaşım Savaşı’na ve dönemin politik ortamına göndermeler yapmayı hiç esirgememiş  yazarın en uzun oyunu olarak biliniyor. Tiyatroadam’ın “Masal masal içinde, masal hayat içinde” diyerek açtığı perdeyle  Kafkas Tebeşir Dairesi sahnede yeniden canlanıyor. Bertolt Brecht’in  kurgu gücüyle, Can Yücel’in kelime işçiliği sayesinde bugünü de kapsayarak. Sahnedeki devinimiyle Kafkas Tebeşir Dairesi oyunu bize neler neler anlatmıyor ki,  neleri neleri taşımamış ki sorgulamamız için önümüze! Biz de oyuna bir kapı aralamak için oyunculardan Deniz Özmen’le sohbet ettik. 

Kafkas Tebeşir Dairesi oyunu bize neyi anlatıyor? 

Kafkas Tebeşir Dairesi, iyilik, dürüstlük, özveri, adalet gibi evrensel insanlık değerlerini, emek – mülkiyet ilişkisini konu alıyor.  Bir  şeye  benim demek için ona  emek vermek gerektiğini söylüyor. Sarayda hizmetçi olarak çalışan bir hizmetçi kız, iç savaş sırasında, annesi tarafından terk edilmiş soylu bebeği sahipleniyor; onu korumak için hayatını tehlikeye atıyor ve kendisini soluk soluğa bir kovalamacanın içinde buluyor. Savaş bittikten sonra da büyük bir mirasın tek varisi olduğu için onu geri isteyen, bebeğin öz annesine verilme emrine karşı çıkıyor. Sonrasında da eğriyi doğru yapmasıyla ünlü deli yargıcın karşısına çıkartılıyor. Yargıç da davaya çözmek için eski bir yöntem olan Kafkas Tebeşir Dairesi oyununa başvuruyor ve gerçek annenin kim olduğuna bu oyunun, bu denemenin sonunda karar veriliyor.

Bu oyunu seçmeniz nasıl  bir ihtiyacın eseri? 

Oyun derdi ve bunu anlatış şekli olarak Tiyatroadam’ın tarzı ve derdiyle örtüşüyordu. Hikayesi hem günümüz siyasal ortamıyla benzerlik taşıyordu hem de evrensel insanlık değerlerini ele almasından dolayı da klasikleşmiş bir başyapıttı. Bu insanlık değerlerine sıkı sıkı sarılmak gerektiğini düşünüyoruz. Çünkü gücü elinde tutan kim olursa olsun, hangi iktidar gelirse gelsin, gelenin politik yaklaşımı nasıl olursa olsun, toplum olarak eğer vicdan gibi, dürüstlük gibi insanlık değerlerimizi yitirirsek sonuç hep aynı olacaktır. Yani bugünün, güncelin benzerliğinden çok bu değerlerimizi yitiriyor olma kaygısı, korkusu bizi bu oyunu oynamaya yaklaştırdı diyebiliriz.

Oyununuzda dikkatimizi şu çekti: Egemenlerin maskeleri vardı, ezilenlerinse yüzleri. Bu bize neyi anlatıyor?

Aslında oyunda maske takanlarla takmayanlar arasında bu kadar net ve kesin bir ayrım yok ama fark ettiğiniz gibi maskeler çoğu zaman toplumsal sınıfların göstergesi olarak kullanılıyor. Soylular, köylüler, çiftçiler başka başka maskelerle tipikleşiyor. Brecht’in “Gestus” dediği toplumsal jest, toplumsal davranış şeklini ortaya çıkarmamıza destek oluyor.

Oyunda ağırlıklı olarak oyuncuların fiziksel oyunculukları dikkat çekiciydi. Kimisi maskelerin ardında mimik kullanmadan, kimisi bedenlerine farklı formlar vererek oynadı. Bu sizler için nasıl bir deneyim oluşturdu. Karakterlerin niteliklerini ve duygularını seyirciye geçirmeyi nasıl başardınız?

Aslında maske kullanımı ekipteki tüm oyuncular için yeni bir deneyimdi. Sabit tek bir ifadesi olan maskelerin beden formunun değişmesiyle nasıl değişebildiğini keşfettik. Zaman zaman çalışmalarda kamera kullandık; kendimizi izleyerek, olanları-olmayanları saptadık. Tekrar tekrar deneyerek doğru formları yakalamaya çalıştık. Tabii bu çalışma keyifli olduğu kadar aynı zamanda da yorucu bir çalışma oldu.    

Özellikle görsel bir şölen kurgulayıp seyirciyi karşısında edilgen bırakan bir anlayışa karşı sizler sade bir dekor ve sade kostümlerle seyirciye nasıl bir deneyim sunuyorsunuz?

Oyundaki sadelik, yalınlık oyunsu olana ulaşmamızı sağlıyor. Tıpkı çocukların etrafta buldukları objelerle kendi oyuncaklarını yaratmaları gibi... Seyircinin gözü önünde, birkaç polar-kumaş ve birkaç sopayla,  basit bir iki hareketle oluşuveren farklı mekanlarla, objelerin farklı kullanımıyla oyunsu olanı, tiyatro büyüsünü yakalamaya çalıştık. Oyunu izleyenler de “Altı sopa, altı oyuncuyla orada bir köprü olduğuna inandırdınız bizi” ya da “Gerçekten bir kulübe gördük orada, olmayanı da kendimiz hayal ederek tamamladık” gibi şeyler söylüyorlar. Oyunsu olanın etkisiyle belki fark etmeden oyunun içine giriyor, oyunun bir parçası oluyorlar. İstediğimiz tam da buydu aslında.

Oyun aslında bize iki adalet anlayışını sunuyor: Egemenin adaletiyle, ezilenin adaleti. Seyirci kimin adaletine daha yakın?

Tabii ki ezilenden yana... Hatta oyunun antikahramanı, deli yargıcın verdiği karar, oyunun ütopik, mutlu sonu, seyircinin çok hoşuna gidiyor. “Oh be bir kere de ezilenler kazansın” dedirtiyor.

SEYİRCİYLE YAKINLIK KURMAMIZI SAĞLIYOR 

Özel olarak Can Yücel çevirisini seçmenizin bir nedeni var mı?

Kafkas Tebeşir Dairesi’ni  Can Yücel çevirisiyle oynamamızın sebebi Can Baba’nın sıcak, samimi üslubu, kendi şiirini, sözünü sakınmadan çeviriye katıyor oluşu, kendi deyimiyle Türkçe söylemesi ve böylelikle de sanki bir Türk oyunu oynanıyormuşçasına seyirciyle yakınlık kurmamıza olanak sağlıyor olması.

ESTETİĞİ TARİH OLMUŞTUR AMA OYUNLARI DEĞİL

Brechtyen estetik tarih oldu diyenlere cevabınız ne olur?

Uzun yıllar Yazar Brecht’in oyunları, Yönetmen Brecht’in sahnelediği biçimde ve estetik anlayışla oynandı; farklı yorumlayanlar Brecht’e ihanetle yargılandı. “Brecht böyle mi oynanır?” denildi.  Bu tutuculuk, Brecht’i putlaştırmak, tabu haline getirmek, oyunlarını müzeye kaldırmak demektir. Oysa Yazar Brecht’in oyunları şimdi de yazıldığı günkü kadar sıcak. Ama Yönetmen Brecht’in estetiği bugün kimilerine güzel gelmiyor olabilir. Yazar Brecht ile Yönetmen Brecht’i bu yüzden ayrı düşünmek, değerlendirmek gerekir. Oynandığı coğrafyaya, kültüre uygun yeni, modern anlatım biçimleriyle sahnelenebilir. Evet, belki de Brecht’in estetiği tarih olmuştur ama oyunları değil...  Ne yazık ki onun değindiği sorunlar günümüzde de hâlâ güncelliğini koruyor.  

Son Düzenlenme Tarihi: 18 Nisan 2018 17:10
www.evrensel.net