Suffragette: "Bir filmden fazlası"

Suffragette: "Bir filmden fazlası"

-Bir kızımız olsa nasıl bir hayat sürer?-Annesi gibi.

 

 

Mersin Üniversitesi’nden kadın öğrenciler

 

Viktoryen dönem sonrası İngiltere'sinde “Kadınlara oy hakkı!” diyerek yola çıkıp mücadele eden bir grup kadının hikâyesini anlatır “Suffragette” (mücadele eden kadın) ya da Türkçe adıyla “Diren”.

Ana konusu olan seçme ve seçilme hakkınının dışında da kadınları ilgilendiren birçok sorunun ele alındığını izliyoruz film boyunca. Aynı zamanda kadınların evlerinde, işyerlerinde, sokaklarda yaşadığı fiziksel ve psikolojik şiddet, ücret eşitsizliği, bir annenin çocukları üzerinde hakkı olmaması gibi konuları aralara yerleştirilmiş ustaca diyaloglarla gözler önüne sermiş.

ANNEDEN KIZINA GEÇEN İŞÇİLİK

Filmin ana mekânlarından birisi bir çamaşırhane. Çalışan kadınların çoğu çocuk yaşta başlamış orada çalışmaya. “Çamaşır yıkamak”, annelerinden onlara kalan bir iş. Kötü çalışma koşulları, havasız ortam üstüne patronun tacizi onları yaşamdan gitgide koparıyor. Ücretlerin zaten düşük olduğu bu yerde erkeklerden daha ağır şartlarda çalışmalarına rağmen daha düşük ücret almaları da cabası. Fakat ellerinden bir şey gelmiyor, çünkü evlerine bakmak zorundalar. Tam da bu noktada olaylar değişiyor. Her şeyin farkında olan, başlarda ses çıkarmazken sonrasında kendini ortaya çıkan hareketin içinde bulan Maud Waltz'ın gözünden anlatılıyor film.

Biz de kadın çalışmalarımıza bu filmle başlamış olduk. Böyle bir etkinlikle amacımız çevremizdeki kadın arkadaşlarla toplanıp yaşadığımız sorunlar hakkında konuşup tartışmak ve bir dayanışmanın şart olduğunu vurgulamaktı.

Arkadaşlarımız geliyor ve etkinliğin amacından biraz da filmden bahsettikten sonra bilgisayarın ekranına kilitleniyoruz beraberce. Yaklaşık iki saatin ardından film bitiyor ve film üzerine sohbet etmeye başlıyoruz. Filmdeki bazı karakterlerin mücadele azmi ve başarıyla sonuçlanan hareket elbette ki içimizdeki heyecanı arttırmış durumda. Filmde en çok etkilendiğiniz sahne hangisi diye sorduğumuzda Melis başlıyor anlatmaya. Maud’un eşine yönelttiği soruyu hatırlatıyor:

-Bir kızımız olsa nasıl bir hayat sürer?

-Annesi gibi.

KADINLAR KENDİ KADERLERİNİ BELİRLEMELİ

Çamaşırhanede günü tükenen daha doğrusu kötü çalışma koşullarından dolayı yavaş yavaş hayatı tükenen birçok kadından birisi Maud. O, bir şeylerin değişmesi gerektiğinin, yaşamanın başka bir yolu olduğunun farkında ve bunun icin mücadale ediyor. Biliyor ki mücadele etmezse kızının da hayatı kendisininki gibi tükenecek.

Hareketin lideri olan Pankhurts'un konuşmasında söylediği “Kaderimizi belirlemek için biz kadınların sahip olduğu gücü asla hafife almayın.” cümlesi Damla’nın düşüncelerine tercüman olmuş dediğine göre. Bizim de tam olarak gücümüzün farkında olmadığımızı düşünüyor. “Geçmişten bugüne baktığımızda kadınlar mücadele ederek birçok şeyi başardı. Bu dünyayı biraz da olsa yaşanabilir hale getirdiler. Bugün biz neden daha yaşanılabilir hale getirmeyelim ki?” diyerek ekliyor. Melike ise “Filmde ağırlıklı olarak mücadele gösterilmiş. Bu elbette çok önemli ama keşke mücadelenin kazanımı daha somut bir şekilde gösterilseydi.” diyerek ufak bir eleştiri getiriyor.

MÜCADELE İÇİN GÜÇLÜ SEBEPLERİMİZ VAR

Filmde gösterilmeye çalışılan birçok sorun ve fazlası günümüzde de dünyanın her bir noktasında devam etmekte. Kadınlar her geçen gün daha dar bir çemberin içine alınarak ikinci plana itilmekte. Sizce bugünün koşullarında kadınların ne yapması gerekiyor diye sorduğumuzda, Melis susmanın bir fayda sağlayamayacağını aksine bizi daha kötü koşullarda yaşamaya mahkûm edeceğini söylüyor ve devam ediyor: “Öncelikle kendimizi ve çevremizi bilinçlendirmemiz gerekiyor. Bu yüzden bu tarz etkinliklerin sayısı ve çeşitliliği arttırılmalı. İnsanların dikkatini bu şekilde çekebiliriz.” Damla ise dayanışmanın şart olduğunun altını çizerek “Bu bir tercih meselesi değil çünkü biz bu mücadeleden kaçamayacak kadar güçlü sebeplere sahibiz. Yoksullukla boğuşurken ellerinden çocukları alınan, evlerinden kovulan, işinden vazgeçen, yine de mücadeleden vazgeçmeyen kadınları görüyoruz filmde. Bence onları örnek almalıyız.” diye ekliyor. Melike, diğer arkadaşlara katıldığını belirterek şunları söylüyor: “Günümüzde kadınlara kısıtlama getiren müftülere nikâh yetkisi, arabuluculuk gibi yasalar, her gün haberlerden duyduğumuz hatta yanı başımızda gerçekleşen kaçırılma, taciz ve tecavüz olayları, gitgide artan çocuk istismarları bir yana, daha kısa bir süre önce verilen ‘9 yaşındaki kız çocuğunun evliliğinde dinen sakınca görülmemesi’ fetvası artık dayanılmaz bir duruma sokuyor her şeyi. Kimse bunları yaşamayı hak etmiyor. Biz hak ettiğimiz dünyayı yaşamak istiyoruz ve bunun için hep beraber mücadele etmemiz gerek. Çemberi ancak bu şekilde kırabiliriz.”

 

 

www.evrensel.net