Suriye’yi okumak

Suriye’yi okumak

Suriye konusunda çoğu Batı kaynaklı “bilgiler” ile gerçekleri çarpıtıyor. Aynı durum kitapları için de geçerli.

Musa ÖZUĞURLU

Ortadoğu’da yüz yıldan bu yana süren mücadelede saymakla bitmeyecek taraf var. ABD, Rusya, Çin, Fransa, İngiltere, Almanya, Türkiye, Suudi Arabistan, İran, Lübnan, İsrail, Ürdün, Irak, Filistin; Arap Birliği, IIT, BM, NATO; Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar, Aleviler, Şiiler, Sünniler, Dürziler, İsmaililer, Vahhabiler, Selefiler, Sufiler, Protestanlar, Katolikler, Maruniler; Araplar, Türkler, Ermeniler, Kürtler, Çerkesler, Ezidiler; Kentliler, Kırsallılar, Bedeviler; İŞİD, el Nusra, Hamas, el Fetih, FHKC, Hizbullah, Müslüman Kardeşler; BAAS, komünistler, milliyetçiler...
Bütün bu tarafların her bir biri ile ikili ya da çoklu; geçmişten gelen hesapları, hesaplaşmaları, ittifakları, ihtilafları var. Tam anlamıyla bir yumak. Üstelik bu tarafların pozisyonu duruma göre değişkenlik arz ediyor. Bu nedenle Ortadoğu’yu ve bölgede süren mücadeleyi anlamak kolay değil. Türkiye’de Ortadoğu üzerine yapılan ciddi çalışmaların sayısı ise yok denecek kadar az. Araştırmacılarımız, akademisyenlerimiz, gazetecilerimiz yanı başlarındaki bu coğrafyaya uzak kalmışlar. Basında ve akademik çevrelerde Suriye özelinde sergilenen cehaletin nedenlerinden biri de bu yabancılık.

DÜNYANIN BİRİNCİ GÜNDEM MADDESİ SURİYE

Tarih, din, ekonomik mücadele gibi alanları; şehirleri, kesimleri, kişileri, akımları, örgütleri ve bunların süreç öncesi ve sırasında aldığı tavrı bilmeden Suriye’de devam eden savaşı anlayabilmek mümkün mü? Bu bilgi altyapısı olmadan yazılan haber ve kitapların çoğu bu eksikliğin sonucu olarak meseleyi “rejim ve muhalifler”, “bugün de şu kadar kişi öldü” kalıpları üzerinden okuyor, okutuyor. Son yıllarda dünya medyasının birinci gündem maddesi Suriye. Robert Fisk, Patrick Cockburn ve Kim Sengupta tarafından yazılan “Suriye: Cehenneme Düşüş” kitabı gibi kitap derlemeleri dünyada en çok okunanlar listelerinde.
Fisk ve Cockburn dünya çapında tanınmış ve Ortadoğu uzmanı olarak görülen isimler. Ancak kitabı ele aldığınızda yazarların daha önce “The Independent”, “The Guardian” gibi gazetelerde yer alan “haber” ve yorumlarına rastlıyorsunuz. Birçoğu gerçeklerden uzak iddiaları içeren ve “vurun Esad’a” modasına uygun yazılan haberlerle dolu bu gibi kitaplar çok satıyor. Medyanın savaşın en önemli silahlarından biri olduğu düşünülürse Fisk ve Cockburn’un okuyucunun kafasında nasıl bir Suriye yarattıkları da ortaya çıkıyor. Elbette Pepe Escobar, Tim Anderson, Tony Cartalucci, Michael Chossudovsky gibi Suriye’de gerçekte nelerin döndüğünü anlatmaya çalışan gazeteci, yazarlar da var. Ama hakim medyada bunları göremezsiniz. 
Eğer özel ilginiz yoksa ve iyi bir okuyucu değilseniz bu insanların yazdıkları haber ya da kitaplardan da haberdar olmuyor ve dünyaca ünlü “Ortadoğu uzmanlarının” yazdıkları ile yetiniyorsunuz. Bu durum özellikle Türkiye’de sadece okuyucu için geçerli değil. Gazetecilik mesleğini icra edenler ve akademisyenler, araştırma kuruluşları için de geçerli.  
Evrensel, Birgün, Cumhuriyet, SoL Haber, YDH, Sendika.org, Gazete Duvar. ABC, OdaTV gibi medya kuruluşlarının dışında Suriye gerçeklerini dile getirenlerin sayısı çok az. Hayat TV’miz vardı sağ olsun hükümetin sebep olduğu demokrasi zehirlenmesi sonucu o da hayatımızdan çıkartıldı! 
Yayın hayatını sürdüren gazetelerin, TV kanallarının, internet sitelerinin; yazarların ve akademisyenlerin çoğu ya cehaletten ya da taammüden Suriye konusunda çoğu Batı kaynaklı “bilgiler” ile gerçekleri çarpıtıyor. Aynı durum kitapları için de geçerli. Peki Suriye’yi anlamak için ne okumalıyız?

TÜRKİYE’DE SURİYE KİTAPLARI ENFLASYONU YAŞANIYOR

Türkiye’de de krizin başladığı 2011’den bu yana Suriye kitapları enflasyonu yaşanıyor. Onlarca kitap piyasada. Suriye’ye hiç gitmemiş “uzmanlardan” tutun da yıllar önce bir kez bulunmuş gazetecilerin kitapları tezgahları doldurmuş. Bu kitapların çoğu dünya ve Türk medyasında yer alan haberlere dayanıyor. Dolayısıyla Batı medyasının genel kabullerinden yola çıkılarak yazılan bu kitapların yazarlarının dahi Suriye ya da Suriye’de ne olup bittiği konusunda en ufak bir fikirleri bile yok. Ama “yazıyorlar.” 
Bu gibi çok satan yazarların yanı sıra Hüsnü Mahalli gibi Suriye’yi ve Ortadoğu’yu çok iyi bilen gazeteci – yazarlar; Suriye’ye gidip gözlemler, röportajlar yapan Ömer Ödemiş, Suriye’yi bilen Hamide Yiğit, İran ve Oratdoğu’yu çok iyi takip eden Alptekin Dursunoğlu ve sahada araştırma yaparak yazan Fehim Taştekin, Ceyda Karan, Hediye Levent gibi gazeteciler, yazarlar da var. 
TAŞTEKİN, OKUYUCUYA İYİ BİR ARKA PLAN SUNUYOR
Örneğin, Fehim Taştekin’in Suriye’de Dera, Şam, Halep, Humus, Tartus, Lazkiye gibi illere yaptığı ziyaretler sonrası kaleme aldığı “Suriye Yıkıl git, Diren kal” kitabı okuyucuya kapsamlı bir tablo sunuyor. Taştekin kitabında objektif değerlendirmelerde bulunuyor ve “rejim ya da muhalifler” kelimelerinin sığlığına takılmadan geniş çerçevede olayları, nedenleri, sonuçları ve süreci anlatıyor. Kitapta “ölü sayıcılığı” yapmak yerine kavramlardan, yaşanmışlıklardan, portrelerden yola çıkarak okuyucuya arka plan sunuluyor.
Taştekin’in ikinci kitabı “Kürtlerin zamanı: Rojava” ise Suriye’nin yaşadığı sürecin en önemli dinamiklerinden biri olan Kürtler ve Kürt bölgesinde yaşanan süreç ile ilgili. Taştekin “hassas durumdan dolayı” kimsenin girmeye cesaret edemediği bir alana girmiş ve “kırıp dökmeden” anlatmayı başarmış. Taştekin’in bu kitabı da “yerinde gözlemlere” dayalı. Taştekin Rojava’ya giderek yerel isimler ile görüşmeler yapmış. Taştekin’in “Kürtlerin zamanı: Rojava” kitabı, Türkiye’de sürekli tartışılan ancak haritadaki yerini bile çok kimsenin bilmediği Rojava (ve Kürt bölgesi) özelinde sürecin nasıl yaşandığını öğrenmek için önemli bir kaynak.

‘BİTMEYEN SAVAŞ PAYLAŞILAMAYAN ORTADOĞU’

Suriye’de yaşananlar “bir günlük iş” değil elbette. Bunun tarihsel, coğrafik, siyasal, ekonomik kökleri de var. Bu alanlardaki acımasız mücadelenin dününe inmeden bugününü anlamak imkansız. Ali Karataş ve Yusuf Karataş tarafından hazırlanan ve konusunda birçok Arap ve Türk yazarın makalelerinin yer aldığı “Bitmeyen Savaş Paylaşılamayan Ortadoğu – Sykes Picot’nun 100. Yılı” kitabı Ortadoğu’da bugün yaşananların tarihsel geçmişine ışık tutuyor. Sykes Picot anlaşması elbette Ortadoğu’da bugün yaşanan sürecin tek sebebi değil. Ancak dönemin çekişmelerinin sonucu ve aynı zamanda bugünü hazırlayan sürecin en önemli duraklarından birisi. Konuları bu çerçevede ele almış olan kitap bugünü anlamak için önemli bir kaynak niteliğinde. Suriye savaşının arka planını anlamak için okunması gereken kitaplardan biri de Alptekin Dursunoğlu’nun “Yeni Osmanlının Ortadoğu’su” kitabı. Dursunoğlu daha önce yazdığı kitaplardaki titizliğini bu kitapta da sürdürmüş. 
Özellikle Suriye savaşının en etkin taraflarından biri olan Türkiye’nin hangi saikler ile hareket ettiğini bilmeden Suriye savaşının tüm yönleri ile anlaşılabilmesi mümkün değil. Kitap bu açığı fazlasıyla kapatıyor.
“Yeni Osmanlının Ortadoğu’su” Dursunoğlu’nun daha önce yazdığı ve İsrail – Türkiye ilişkilerini anlatan “Stratejik İttifak” kitabı ile Davutoğlu’nun dışişleri bakanlığı döneminde Türkiye’nin Suriye’ye yaklaşımına odaklanan “Suriye’de Elde Var Sıfır” ve “Suriye’de Vekalet Savaşı” kitapları ile birlikte bir bütünü oluşturuyor. Özellikle Suriye’de Vekalet savaşı kitabı konuyla ilgili araştırma yapacakların başvurabileceği kaynak niteliğinde. 
BİTİRMEDEN:
Suriye’yi en iyi anlatan kitaplardan biri Patrick Seale’ın Hafız Esad merkezli yazdığı “Esad: Ortadoğu’da iktidar mücadelesi” kitabı. İngilizce ve Arapçası var, muhtemelen Türkçe’ye çevirisi de yapılmıştır. 

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.