El Kaide ve Nusra ayrılığı: Her şey Suriye halkı için mi?

El Kaide ve Nusra ayrılığı: Her şey Suriye halkı için mi?

Deneyimli Ortadoğu Muhabiri Robert Fisk, Nusra-El Kaide ayrılığında Katar'ın rolüne dikkat çekti. (Fotoğraf: Katar Emiri Şeyh Tamim bin Hamad es Sani)

Robert FISK

Şeyh Tamim bin Hamad es Sani yine iş başında. Katar emiri, bir kez daha Nusra Cephesi’ni ABD’nin meşum “terörist örgütler” listesinden çıkartmaya çalışıyor ve dünya medyasının hafızasının bir sokak köpeği kadar olduğunu hesap ediyor. Haklı.

Geçtiğimiz yıl Tamim’in el Ceziresi, Nusra’nın CEO’su Muhammed el Culani ile 2 bölümlük can sıkıcı bir röportaj yayınlamıştı. Zavallı adam, Hristiyanlara, Alevilere ya da Amerikalılara karşı hiçbir kötü his beslemediği palavrasını atıyordu. Culani, dünyaya Nusra’nın sadece Şam’daki sinir bozucu Esad çatlağı ve onun Rus dostlarından kurtulmaya çalıştığını söylüyordu.

Suriyeli Hristiyanlar Lübnan’a, Suriyeli Aleviler mezara mı? Saçmalık. Bunlar, Suudilerin hayran olduğu, çürümüş IŞİD dehşetinin uğraştığı zırvalardı.

Sonra, bu yılın Mayıs ayında, Usame bin Ladin’in talihsiz halefi ihtiyar kurt Eymen Zevahiri, Culani’ye, el Kaide ile münasebetini kesebileceğini söyledi. Bingo.

Ayrılık yaklaşıyordu. Amerika’nın düşmanları bölünüyordu. Nusra, ABD’nin ve elbette Britanya’nın desteğine -başbakanlığı döneminde Cameron, Esad’a karşı savaşan 70 bin “ılımlı” icat ederek dünyaya destek çağrısı yapmıştı- layık yeni “ılımlılar”  olacaktı.

Ve şimdi bize yeniden bu eski kokteyl servis ediliyor. Culani’nin ilk kez kaydedilmiş bir mesajının yayınlandığını iddia eden BBC  –palavra, Culani bizi geçen yıl aynı şeyle epey sıkmıştı- , izleyicilerine “Suriye Nusra Cephesi’nin el Kaide’den ayrıldığını” duyuruyor. Ve biz bir kez daha Culani’nin el Kaide ile arasına mesafe koyduğu, Nusra’nın da adını Şam Fetih Cephesi olarak değiştirdiği şeklindeki haberlere katlanıyoruz.

Aslında Culani konuşmasında –her ne kadar “uzmanlar” kaçırsa da- el Kaide’nin öldürülen lideri bin Ladin’e referans veriyor çünkü onun “Müslüman topraklarının çıkarlarının her şeyin ötesinde olduğu” sözünü hatırlatıyor. Yani el Kaide ile ayrılık, tarafların birlikte aldığı, mazlum Suriye halkının çıkarına olan vs. bir karar. Washington, bu gelişmeyi bir halkla ilişkiler çalışması olarak değerlendirdi ve tüm hikayenin yeniden başlayabileceğine dair en ufak bir ipucu dahi vermedi. Cezayirlilerin bununla ilgili güzel bir sözü var: Tencerede taş pişiriliyor.

Bakalım tencerede neler var. Her şey Nusra’nın –ya da Fetih ya da Şam ya da bu zırva için hangi saçma unvanı kullanmamızı hayal ediyorlarsa o-  büyüyen askeri gücü ve şu anda IŞİD’den daha üstün olan savaş taktikleri, militan ve silah varlığıyla alakalı. IŞİD, Fransızları, Suriyelileri, Belçikalıları ve Iraklıları ülkelerinin kalbinde katlediyor olabilir ama sahada, Suriye’de, yani asıl hikayenin döndüğü yerde artık güçsüzleşiyorlar. Esad’ın ordusunun acımasız askerlerine sorun, Nusra’nın IŞİD’den çok daha önemli hale geldiğini söyleyeceklerdir.

ŞEYH TAMİM’İN NUSRA PLANI

Ancak daha da önemlisi, Şeyh Tamim, daha yumuşak bir Nusra arzuluyor. Babası, eski emir Şeyh Hamad ise Nusra’ya büyük miktarda silah, para ve kaynak aktarmıştı. Bu, onu Suudilerle(IŞİD’e korkunç bir sempati duyuyorlar), diğer Körfez ülkeleriyle, ABD, AB, NATO ve dünya üzerinde “terörle savaştığını” zanneden her kurumla karşı karşıya getiriyordu.

Yeni emir Şeyh Tamim, babasından koltuğu annesinin yardımıyla aldığında yeni bir politika geliştirdi. Nusra’ya artık silah gönderilmeyecek, sadece tıbbi malzemeler ve “yumuşak” yardımlar ulaştırılacaktı. Detektiflerin 1950’lerde dediği gibi “Güzel hikaye”. Ama Tamim, bu politikaya sadık kaldı ve onun el Ceziresi, Hristiyan seven, Amerika’ya bayılan bu Culani’yle geçtiğimiz yıl uzun röportajlar yaptı. Ardından bu hafta ona ekranda biraz daha süre verdi ve artık el Kaide ile bağlantılı olmadığını iddia etti.

Bu bir dizi olsa adı “El Nusra’yı pırıl pırıl yapmak” olurdu. Onu saygıdeğer bir “ılımlılar” ordusuna çevirmek, gıcır gıcır bir isim vermek ve sonra da Amerikalıların, Rusların bombalamasını engelleyerek, Katar’ın sadık milislerinin Esad rejimini yok etmesi... Eğer bu gerçek olsaydı, Katar, Suriye’nin geleceğini kontrol ederdi ve gittikçe zayıflayan el Cezire’den çok daha etkili bir bölgesel imparatorluğa dönüşürdü.

Tamim’in babası Hamad bu konularda çok daha dobraydı. Nusra’yı silahlarla, bombalarla vs. destekleme konusunda hiçbir çekincesi yoktu. Neticede Katar emirliği, Sünni Vahhabi bir taht ve Şeyh Hamad, bu konuda başbakanı Şeyh Hamad bin Cesim’in desteğine sahipti. Tamim, Lübnanlı ekonomist Mervan İskender’in “beyaz darbe” dediği olayla iktidara geldiğinde Hamad bin Cesim işini kaybetti.

KATAR’DA İÇ ANLAŞMAZLIK VE BATI MEDYASINA YANSIMALARI

Ancak Tamim, Nusra’yı günahlarından arındırmaya çalışırken ve el Kaide de ayrılık için yol temizliği yaparken, Foreign Policy dergisi(sahibi: Graham Holding, Washington Post) el Kaide’nin kendisini Nusra’ya nasıl entegre etmeye çalıştığı ve “anaakım muhalefet”in parçası olarak IŞİD’i gölgede bırakmaya başladığına dair taraflı bir haber yayımladı. Foreign Policy’de Charles Lister’ın kaleme aldığı makaleye göre “el Kaide, Nusra’nın kontrolünü ele geçirmeye çalışıyordu ve el Kaide’nin hedeflerinin önüne geçmenin en iyi yolu Suriye içerisindeki ana akım muhalefetin askeri ve sivil unsurlarına desteği ciddi oranda artırmak”tı. Lister’a göre bu “unsurlar” geçmişte ÖSO olarak anılanlar, şimdi Demokratik Suriye Güçleri denilenler, Yeni Suriye Ordusu ya da David Cameron’ın 70 bin kişilik güçlü birliğinden geriye hangi mitolojik savaşçılar kaldıysa onlardı.

Bir başka deyişle Lister, Nusra’nın el Kaide’den ayrılması fikrini tamamen değersizleştiriyordu. Hatta, okuyucularına 4 üst düzey el Kaide liderinin yakın dönemde İdlip’te yeni bir emirlik kurmak üzere Suriye’ye geldiğini söylüyordu. Bir ÖSO komutanına atıf yapılarak “ılımlı”, Amerika yanlısı Suriye muhalefetinin “ciddi seviyede askeri, siyasi ve mali desteğe” ihtiyacı olduğu vurgulanıyordu. Tamim’in Nusra’yı temizleme çabaları buraya kadardı!

Ancak durun bir dakika. Lister’in resmi işleri arasında Katar’daki Brookings Doha Merkezi’nin yöneticisi Şeyh Salman’ın Suriye inisiyatifi grubuna danışmanlık yapmak var. Ve Brookings Doha Merkezi, Brookings Enstitüsü’ne bağlı. Onun da eş başkanı -tahmin ettiğiniz üzere- Şeyh Hamad bin Cesim, yani Katar’ın eski başbakanından başkası değil. Katar’ın eski lideri Şeyh Hamad’ın oğlu, yeni lider Tamim ise Nusra’yı, dünyanın geri kalanı tarafından Esad’a karşı gerçek muhalefet olarak kabul edilmesi için cilalamakla meşgul!

Tamim’in, babasının eski başbakanının tam tersi görüşte olduğu görülüyor. Bir başka deyişle Katar’da görüş ayrılıkları var. Buna iktidar savaşı demek mümkün mü? Şu anda Suriye’nin geleceğine İdlip düzlüklerinde değil Doha’da karar veriliyor. Şam Fetih Cephesi’ne gelirsek galiba ona ŞFC ya da FŞC demek gerekecek ancak lütfen daha fazla Nusra “ayrılığı”ndan bahsetmeyin.

The Independent’tan çeviren Mithat Fabian Sözmen.
Başlık ve arabaşlıklar evrensel Pazar’a aittir.

Son Düzenlenme Tarihi: 31 Temmuz 2016 10:16
www.evrensel.net