05 Haziran 2015 05:05

Kadın istihdamı: Varla yok arası

Türkiye’de, toplumsal yaşamda olduğu gibi çalışma yaşamında da kadının durumu hiçbir zaman parlak olmadı. Fakat 13 yıllık AKP iktidarında, kadınlar tam bir can pazarının ortasında var olma savaşının içine düştü. Kadının etrafındaki ateş çemberi daraldıkça daraldı. Yoksullaşmış, örgün eğitimden daha da dışlanmış, sağlık ve barınma koşulları kötüleşmiş, yaşam alanları daralmış, çalışma koşulları köleleşmiş kadınlar ülkesi durumuna geldi AKP döneminde Türkiye.

Paylaş

DOSYA: AKP'nin 13 yılı

Sevda KARACA
Olcay GERİDÖNMEZ

Türkiye’de, toplumsal yaşamda olduğu gibi çalışma yaşamında da kadının durumu hiçbir zaman parlak olmadı. Fakat 13 yıllık AKP iktidarında, kadınlar tam bir can pazarının ortasında var olma savaşının içine düştü. Kadının etrafındaki ateş çemberi daraldıkça daraldı. Yoksullaşmış, örgün eğitimden daha da dışlanmış, sağlık ve barınma koşulları kötüleşmiş, yaşam alanları daralmış, çalışma koşulları köleleşmiş kadınlar ülkesi durumuna geldi AKP döneminde Türkiye.

“Aile ve iş yaşamını uyumlulaştırma” adı altında sürdürülen uluslararası politikaları gayretkeşlikle yürüten AKP iktidarının kadınlara reva gördüğü; kayıt dışı çalışma, taşeron işçilik, yarı zamanlı çalışma, ev işçiliği, mevsimlik tarım işçiliği oldu. Yaşamak için çalışmak zorunda olan, kuralsız ve güvencesiz çalışma biçimlerini ve düşük ücretleri kabul etmek zorunda kalan kadınlar, AKP’nin çalışma yaşamının dönüşümü planlarının piyonu haline getirilmek istendi. Ne zaman esnek ve güvencesiz çalışma için yeni bir hamle yapılacak olsa adına “Kadın istihdamının artırılması için çalışma yaşamının katı kurallarının esnekleştirilmesi” dendi. Ne zaman devletin kamusal olarak sunması gereken çocuk-yaşlı-engelli bakım hizmetlerinden elini çekeceği bir hamle yapılacak olsa adına “İş ve aile yaşamının uzlaştırılması” dendi. Ve adına ne denirse densin AKP’nin çalışma hayatını daha da güvencesizleştirmek için attığı adımlar önce kadınların emeklerini daha da görünmez hale getirdi, kadınların yüklerini artırdı. 

KADIN İSTİHDAMI, AMA NE İÇİN?

AKP’nin kadın politikasını, “Kadının ücretli emeğini esnekleştirirken geleneksel rolünü pekiştirmek” şeklinde tanımlayabiliriz. Bu politikanın temelini AKP muhafazakarlığı ile sermayenin ihtiyaçlarının kesiştiği noktada kadının ev içi rolünü artırmak, aileyi, dolayısıyla evleri birer üretim mekanına dönüştürmek oluşturdu.

Bu yaklaşımın en önemli yansımasını AKP’nin kadını silikleştirdikçe aileyi vurgulayan söylem ve uygulamalarından izlemek olanaklı. Zira 2011 yılında Kadından ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığının isminden ‘kadın’ın çıkarılması, bugün “Kadın erkek fıtratları gereği eşit değildir” noktasına geldi. Kadınların nasıl giyineceğinin, kaç çocuk doğuracağının, kürtaj hakkının, nasıl doğum yapacağının tartışmaya açılmasını kürtajı engelleme, doğurganlığı teşvik etme gibi kadın bedeni üzerinden en temel bireysel özgürlüklere müdahale edilmesi takip etti. Erken evliliği ve çok çocuk doğurmayı teşvik etmek, boşanmayı önlemeye yönelik girişimleri artırmak, ailenin yapılanmasında dini unsurlara yapılan vurguları artırmak bu politikanın diğer yansımalarını oluşturuyor.

Ve bu muhafazakar politikanın çelişkili gibi görünen diğer ayağını ise “Kadın istihdamını artıracağız” söylemi oluşturuyor. Oysa 13 yıldır adım adım yapılanlarla gördüğümüz, ortada bir çelişkinin olmadığı.

REKABETİ ARTIRMAK İÇİN KADIN EMEĞİ

2008 yılında ‘İş ve Aile Yaşamının Uyumlulaştırılması’ başlığıyla tartışılmaya başlanan kadın istihdamı, 2010’da ‘Kadın İstihdamının Artırılması ve Fırsat Eşitliğinin Sağlanması’ konulu Başbakanlık Genelgesi, 2011 yılında ayrıntıları açıklanan Kadın İstihdam Paketi, 2008’den bu yana açıklanan Ulusal İstihdam Stratejileri, kalkınma planları ve hükümet programlarının, bir de AKP’nin seçim beyannamesi olan 2023 vizyon belgesinin aile ve kadınla ilgili ana başlıklarının başat gündemi. 

“Kadın istihdamı 2023 yılına kadar yüzde 38’e çıkarılacak. 2017 sonuna kadar özel sektörde işe yerleştirilenler içinde kadınların oranı yüzde 35’e çıkarılacak” diyen AKP, kadın istihdamını artırmayı neden istiyor? Kadınları güçlendirmek için mi? Hayır. AKP, tıpkı dünyanın diğer ülkelerindeki muadilleri gibi kadın iş gücünü “Henüz tüketilmemiş bir kaynak” olarak ele alıyor. 

Kadın emeğini kayıt içine alma vaadinde bulunan iktidar, bunun için “İş paylaşımı, esnek zamanlı çalışma, evden ve uzaktan çalışma gibi esnek çalışma biçimleri için gerekli yasal düzenlemeleri” müjde olarak sundu. Araya sıkıştırılan ve hep öne çıkarılan “Doğum izinleri artıyor, kreş hakları güvenceye alınıyor” söylemlerinin altından ise hep “Evden, kısmi ya da yarı zamanlı çalışma, bakım hizmetlerinin evde kadınlar tarafından gerçekleştirilmesi karşılığında ödenecek cüzi yardımlar” çıktı. Bütün yasal düzenlemeler kadınların hem evde bakım hizmetlerini yerine getirmesinin dayanağı hem de sermayeye beleş “Tüketilmemiş kaynak” sunulmasının bir yolu olarak yapıldı! 

Hem doğurganlık hızının artmasını sağlamak hem de kadın istihdamını artırmak için ne gerekiyor? Çalışma yaşamının “esnekleştirilmesi”. Peki nasıl? Özel istihdam bürolarının yaygınlaştırılmasıyla… Kıdem tazminatının fona devri adı altında iş güvencesinin ortadan kaldırılmasıyla… “Rekabet gücünün artırılması”, yani emeğin değersizleştirilmesi ve güvencesizleştirilmesinin daha hızlı gerçekleştirilmesiyle.

DEVLET ELİNİ ÇEKTİKÇE KADINLARIN YÜKÜ ARTTI

Geldiğimiz noktada kadınlar, aile ve toplumun ihtiyaç duyduğu ev işlerinin ve bakım hizmetlerinin hemen tümünü üstlenmiş durumda. Kamusal olarak verilmesi ve ücretsiz olması gereken bu hizmetlerin yükü, kamu harcamalarına kısıtlama getiren neoliberal politikalar nedeniyle tamamen ailelerin, daha çok da kadının omuzlarına bindi. Bakım hizmetleri piyasalaştırılarak parası olanın satın alabileceği bir hale dönüştü. Ailelerin geliri düştükçe daha önce satın alınabilen hizmetler de evde kadınlar tarafından üstlenildi. 

Böylelikle kadınlar bir yandan ev işlerine ve bakım hizmetlerine daha fazla emek sarf ederken, diğer yandan da işsiz kalan ya da geliri düşen erkeklerin durumunu telafi etmek için, para kazanabilecekleri her türlü işi kabul eder duruma geldi.

Böylelikle örneğin, ucuz iş gücü kaynağı olarak kullanılan kadın emeği üzerinden, Ulusal İstihdam Stratejisi’nde yer alan ve özellikle doğuda uygulanması tasarlanan “bölgesel asgari ücret” politikası fiilen başlatıldı. Başta tekstil olmak üzere kadın emeğinin yoğun kullanıldığı sektörlerde Vietnam’la, Çin’le rekabet etmeyi hedefleyen iktidar, ucuz kadın iş gücü potansiyeli olan Kürt illerini “pilot bölge” ilan etti. Şimdi Batman’da, Adıyaman’da, Van’da tekstil kentler adıyla kurulan sermayeye ‘serbest bölgelerde’ bölgesel asgari ücret fiili olarak uygulanıyor. 

Böylelikle örneğin, yardıma muhtaç duruma getirilen kadınlar, devletten aldıkları ayni ve nakdi yardımlar karşılığında en fazla 9 ay, güvencesiz ve kötü koşullarda Toplum Yararına Çalışma Programı kapsamında çalışmak zorunda bırakılabildi. Sosyal yardımlar istihdamla ilişkilendirerek “Yoksul çalışsın, yardımı hak etsin” mantığı yaratıldı.

Böylelikle hem devletin kaynakları hem de AB hibeleri yoluyla alınan pek çok projenin kaynağı kadınlara “girişimcilik” öğretmek adına heba edilirken, girişimci olmak için aldığı mikro krediyi ödeyemeyen kadınların “Bedenini satmak” zorunda kalması da raporlara yansıyan acı bir gerçek oldu. 
 

İŞ GÜCÜNE KATILIM DİPLERDE

* Türkiye, kadının iş gücüne katılımında OECD ülkeleri içinde sonuncu; dünyada ise 127. sırada. 

* Nüfusun yaklaşık yarısı kadın (38.2 milyon). Çalışma çağındaki 28 milyonu aşkın kadın nüfusunun 11.5 milyonunu ev kadınları oluşturuyor. Eğitime devam eden, emekli, iş bulma umudu olmayan, mevsimlik çalışan kadınlar da eklendiğinde, çalışma çağında olup da iş gücüne dahil olmayan kadın sayısı 20 milyona yaklaşıyor. Geriye iş gücü olarak 8.7 milyonluk bir kadın nüfus kalıyor. Bunların da 1 milyon 33 bini işsiz. Ancak “çalışıyor” gözüken kadınların 2.4 milyonu ‘ücretsiz aile işçisi’, bunların da tamamına yakını kırsal kesimde... Yani aslında 28 milyondan fazla çalışma çağındaki kadın nüfusu içinde ücretli-yevmiyeli, işveren ya da kendi hesabına çalışanların sayısı 5 milyon civarında.

* Her 5 kadından 1’i kırsalda yaşıyor, tarımsal üretimin en az yarısını onlar gerçekleştiriyor. Tarım işçisi 20 kadından sadece biri sosyal güvenceyle çalışıyor. Tarımla geçinen bu kadınların yüzde 38’i ücretli bir ikinci işte çalışıyor. Bu yevmiyeli işlerde aynı işi yapmalarına rağmen erkeklerin aldığı ücretin en fazla yüzde 80’ini alabiliyorlar.

* Çalışan her iki kadından neredeyse birinin yüksekokul ve üstü eğitimli olması, istihdama katılımın lise mezunları da dahil düşük eğitimli kadınlar için ne denli zor olduğunu gösteriyor. İş gücüne katılmayan kadınların yüzde 58.7’si iş gücüne katılmama nedenlerinin başında “Ev işleriyle meşgul olmak” geliyor. 

İKİ KADINDAN BİRİ KAYIT DIŞI 

* 2013 yılı verilerine göre istihdamda yer alan 100 kadından 52’si herhangi bir sosyal güvenlik kurumuna kayıtlı değil. 

* Kentlerde kayıt dışı istihdamdaki kadın oranlarına baktığımızda, yüzde 35 ile imalat sanayinin başta geldiğini, onu yüzde 27 ile toptan ve perakende ticaretin izlediğini görüyoruz.

* Tarımdan sonra en çok ev işi yapan ve evde bakım hizmeti sunan kadınların sosyal güvenliğe erişimden yoksun kaldığı, geleneksel “kadın” faaliyetlerinin en korunmasız istihdam faaliyetlerini oluşturduğu görülüyor.

* Kayıt dışı ve kuralsız çalışma koşulları nedeniyle iş cinayetlerinde Avrupa birincisiyiz. 2013 yılında 103 kadın işçi, 2014 yılında 131 kadın işçi, 2015 yılında ise 20 Nisan akşamı itibarıyla 24 kadın işçi yaşamını yitirdi.

YARI ZAMANLI ÇALIŞMA 3-4 KAT ARTTI 

AKP Hükümeti, ‘Aile ve Dinamik Nüfus Yapısının Korunması’ paketiyle kadınlara yarı zamanlı çalışmayı dayattı. AKP döneminde kadınların yarı zamanlı çalışması kentte üç kat civarında, kırda ise 4 kattan fazla arttı. 2013 itibariyle kentteki kadınların yüzde 15.1’i ve kırdaki kadınların yüzde 38.8’i yarı zamanlı çalışıyor. Sürekli bir iş bulamamak, geçici çalışmanın esas belirleyicisi durumunda. 

EMEKLİ OL OLABİLİRSEN

AKP yasalarına göre, yaşlılık halinde tam aylık almak için tam süreli çalışan sigortalının 240 ay, yani 20 yıl, kısmi süreli çalışan sigortalının ise 654.5 ay çalışması gerek. Bu da yaklaşık 54.5 yıl demek. Türkiye’de kadınların ortalama ömür beklentisi 77 olduğuna göre, “mezarda emeklilik” bu olsa gerek.
Kısmi süreli çalışan işçi, kısmi aylık alabilmek için yaklaşık 41 yıl fiilen çalışmak zorunda. Sağlığında düşük ücretle, kısmi süreli çalışan kadın, yaşlılığında da düşük bir aylıkla geçimini sürdürmek zorunda kalacak. 

KADINLAR EN İŞSİZ

Tarım alanında büyük bir kısmı ücretsiz aile işçisi olan (yüzde 39.6) ve sosyal güvencesi bulunmayan kadınlar son yıllarda tarım politikaları nedeniyle hızla işsiz kaldı. Kentlere göç eden bu kadınlar, kayıt dışı, iş güvenliği ve sosyal güvencesi olmayan iş alanlarına kaydılar.

Kentsel kadın iş gücünde her 5 kadından 1’i, eğitimli genç iş gücünde her 3 kadından 1’i iş bulamıyor. Lise ve daha üstü eğitimli 15-24 yaş grubunda bulunan kadınların yüzde 39.6’sı işsiz.
Çocuklu hanelerde kadınların yüzde 70-75’i iş gücü dışında. Ancak çocuksuz hanelerdeki kadınların bile yüzde 60.7 oranında iş gücü dışında kalması, AKP’yle birlikte pekişen geleneksel bakış açısı ve cinsiyetçi iş bölümünün gücünü gösteriyor.

KREŞ: YASADA VAR GERÇEKTE YOK

İşçi ve emekçi ailelerin en büyük sorunlarından biri küçük çocukların bakımı. Ücretsiz ve güvenilir kreş her çocuğun ve her ebeveynin hakkı olması gerekirken, kreş ve gündüz bakım evlerinin azlığı, fahiş fiyatları, yetersizliği, hatta yokluğu kadınları iş gücünün dışına itiyor. 

Mevcut yasalara göre 150 kadın çalışanı bulunan işyerleri kreş açmak zorunda. Peki Türkiye’de 150 kadın çalışanı olan şirketlerin kaçında kreş uygulaması var? Buna dair Mecliste bir soru önergesine verilen yanıta göre; 150 ve üstü kadın işçi çalıştıran işyeri sayısı 7 bin 204. Bunların yalnızca 300’ü denetlenmiş ve yüzde 45’inde kreş bulunmadığı tespit edilmiş. Bunun işverene yaptırımı ise sadece bin 232 TL, yani ortalama bir işçinin ücreti kadar. 

(EV, MUTFAK, ÇOCUK, KOCA, YAŞLI, HASTA) + İŞ

TÜİK’in 2009 verilerine göre Türkiye’de evde çalışan kişilerin yüzde 92’sini kadınlar oluşturuyor (318 bin 78). Bunların yarısına yakınını (yüzde 48) tekstil ürünleri imalatında, üçte birlik kısmını da ev hizmetlerinde çalışan kadınlar oluşturuyor. Evde çalışan kadınların yüzde 98.2’si yaptıkları işten dolayı herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşuna kayıtlı değil. 

Evde çalışan kadınlar geçici olarak veya ara sıra değil, yıllarca çalışıyor. Kadınlar evde çalışmayı, çalışma saatlerini kendilerine göre ayarlamak, çocuklarına zaman ayırabilmek için tercih ediyor. İş aramak ve bulmak, hatta evden dışarıya çıkmak için ya paraları ya da izinleri yoktur. Bu nedenle genellikle aracılar tarafından evlerine ya da mahallelerine kadar getirilen ya da kendilerine başka kişiler tarafından sipariş edilen işleri yaparlar. Evde çalışmada işin gelişi düzensiz, çalışma süreleri ise çok uzun olduğundan işin yetiştirilmesi için evdeki çocuklar ve yaşlılar da çalışmak zorunda kalıyor. 

Yarın: AKP’nin kültür politikaları: 
Yasak... Ceza... Sansür...

ÖNCEKİ HABER

Grev bir haktır

SONRAKİ HABER

"Suudi Arabistan bir gazeteci öldürdü ve Trump bunu önemsemiş gözükmüyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa